Terleyen bir at dedi ki:

28 Ekim 2012 Pazar

Bayram Tiyatrosu


   Ellerimde valizlerle yarı dolu bir otobüste yol alıyorum eve doğru. Bayram iznine çıkmak kadar rahatlatıcı bir şey yok. Yol dümdüz ilerlerken hafif bir trafik var. ve bizim kaptan nedense sol şeritten ayrılmıyor.
   Bayram iznine çıkmak her hafta bıkmadan gittiğim iki günlük evcilerden çok farklı. Çünkü bu sefer çamaşırlarımı yıkatmaya değil 10 gün süren kısa bir tiyatroyu canlandırmaya gidiyorum. ailem ve kokusunu zar zor hatırladığım yarıda kestirilmiş kardeşliklerim beni başka türlü bilirler. ve benimde hep hoşuma gider onların hatırladığı, ikinci beni oynamayı. belki de kimliğimden utanmamdandır ara sıra nefes alıp geçmişe bağladığım yatay geçişlerim.  Yorulmamdan da olabilir. Eve gidiyorum ve heyecan bitmiyor bir türlü. Evet bir heyecan var ama Bayramdan olmadığı çok açık. Rollerim ezberimde.
 
Bahçe kapısından içeri giriyorum annem ve komşuları her zamanki gibi kurmuşlar sofrayı çay içiyorlar. Beni yeğenim karşılıyor. Ha bu arada ablamlar da bizim apartmanda oturuyorlar, ve küçük yeğenime hep annem bakar. "Peki ablam nerede? " Büyük kızını ana okulundan almaya gitmiş olmalı. Ablam da 60 aylık çocuğunu milli eğitime vermeyenlerden.
     Neyse yeğenim karşılıyordu en son değil mi. Çat pat kurduğu kelimelerle "Dayı, gel, gel" diyor bana 1 yaşındaki prensesim. Adı prenses değil tabi ama benim içimden ona Ahsen demek gelmiyor işte. Doğduğunda beri bu "prenses"  lafı eksik olmuyor ağzımdan. O benim en son, en küçük sevgilim. Tabi hepsinin yeri bir ayrı ve dört tane olmalarından belki de hepsine ayrı bir adla seslenmem ama Ahsen'in sabiliği, çaresizliği ve hep birinin yardımına muhtaç olması ona karşı farklı bir sempati beslememe, yaramazlıklarını sabırla karşılamama neden oluyor. Prensesim bana sesleniyor ve annemin komşuları geldiğimin farkına varıyorlar. Böylece ben başarısız oluyorum arkalarından sinsice kaçma planımdan. Ardından hiç bitmeyecek gibi görünen bir selamlaşma başlıyor. "Hoş geldin Bilal","Nasılsın Bilal?", Aaa sen kilo mu verdin?", "Yurtta size yemek vermiyorlar mı" "yok yok süzülmüş bu çocuk!", " Ayy sağlıksız diyor doktorlar böyle hızlı kilo vermek."  -hep bu doktorlar zaten- (Allah Allah, 3 kilo verdik devlet meselesi oldu.)
    Bir dakika sessizlik oluyor. Bu ardı sıra gelen sorulara yapıştırıyorum cevapları." Hoş bulduk teşekkürler, iyiyim sağ olun siz nasılsınız? Yok yok  ergenliktendir o boyum uzadı. Yurdun yemekleri de çok güzel çıkıyor hamdolsun. Giydiklerimden öyle gözüküyordur. Siz hiç merak etmeyim sağlığım gerçekten yerinde."  Nefesim kesiliyor tarama cevaplarımdan. Böyle sorulara alışamadım bir türlü. Neymiş, böyle hızlı kilo vermek sağlıksızmış. Hadi oradan bir ayda sekiz kilo vermenin neresi sağlıksız!
    Sonra apartmanın küçüğü geliyor yanıma kapıyor ellerimden valizleri. Maşallah pek de güçlü kerata. Valizler ellerimden gidince fırsat bu fırsat diyor annem ve komşuları, çağırıyorlar beni sofraya.  Of of! Emir büyük yerden, oturmak lazım. Daha ilk günden kırmamalıyım annemi. Oturuyorum sofraya ve nedense herkes unutuyor sağlıksız kilo vermemi. Sıra borcunu geri vermeyen Neriman teyzenin eltisinde. Kimseyi tanımıyorum aslında oturanlardan. Diğerlerinin de birbirini tanıdığı söylenemez.  Ama şu sonbaharın hikmeti birden değişen havanın soğukluğuna inat beraber ısıtıyor herkes içini aynı termostan dökülen çayla. Ve şu dedikodu yemeği de olmasa birbirimizin etinin tadına varamayacağız.
      Soğuk terler akmaya başlıyor yanaklarımdan. O sırada da Ayşe teyzenin kızının SBS den aldığı puan konuşuluyor. Maşallah beş yüz çekmiş kız ve sonra dank ediyor, bu muhabbetin sonu bana bağlanacak. Çok sever anneler çocuklarının başarılarıyla övünmeyi. Aklımdan konunun odak noktası olmadan kalkmak geçiyor. Tam hamlemi yapacağım sırada Bor'un pazarı çoktan kaldırılıyor. "Yavrum sen hangi liseyi kazanmıştın." işte en nefret ettiğim soru.  " Sosyal Bilimler Lisesi teyzeciğim." "Hmm iyiymiş. Meslek lisesi gibi bir şey değil mi?" Bak işte yine aynı şey! Sen git böyle güzel bir liseyi kazan, meslek lisesi desinler. Ne cevap versem diye düşünürken bir çocuk bağırıyor.
- ANNEANNEEEEEEEEEE
Herkesin dikkati o yöne kayıyor. Gelen ise benim hınzır Cimcimem ve annesi olan ablam. Saçlarını kesmişler. Çok yakışmış. Beni görünce bir çığlık daha atıyor.
-DAYIIIIIIIIIIIIII
Ben Cimcimeme sarılıyorum. Adı Sena ama biliyorsunuz benim için Cimcime. İşte ben Cimcimeme sarılıyorum ve Prensesim ayaklarıma dolanıyor. Kıskandı garibim. Neyse ki antrenmanlıyım. İkisini birden taşıyabilirim.
  Hazır ayağa kalkabilmişken kapıyorum valizleri, doğru yukarı, eve.  Bayram tatilinin ilk engelini atlatıyorum. Ve yüksek bir alkış kopuyor Ben sahneden çıkarken; perde kapanıyor. İşte başarılı bir birinci sahne.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder