Terleyen bir at dedi ki:

29 Kasım 2012 Perşembe

Cuma'ya

Cumartesi gecesiydi ve yatağında acımasız rüyalarıyla yüzleşiyordu. Kendini atıvermek istedi bütün rüyalarında görünen en yüksek gökdelenin çatısından. O dönemde hayatını belirleyen filmlerin ana hatlarında atlamak vardı çünkü. Atlamak kurtuluştu. Atlamak hayat ismini verdikleri sınava silgisiz girip ad soy ad kısmına Robinson Crouzo yazabilme cesaretiydi. Atlamak istedi çünkü rüyalarında insanın kaburgaları parçalanmazdı, kendi kemikleri kendi kalbine mızrak gibi saplanmazdı. Atlamak istedi çünkü birazdan ya bir karabasanla daha muhattap olacaktı yada bütün diyeceklerini rüyalarına sıkıştırıp "Sorun bende" şeklinde başlayan bir cümlenin sonunu getiremeden uyanacaktı. Atlamak istedi çünkü sevgi kelimesinin anlamıyla yüzleşmişti ve atlamadığı taktirde bu kelime gençliğine kalın puntolarla kazınmış bir sızı olmaktan öteye geçemeyecekti.

Derin bir nefes aldı. Bekle beni Kudüs diye bağırdı, "sana varıyor ruhum" Neden böyle dediği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Belki aptallıktı hiç görmediği, haritada yerini bile gösteremediği bir şehre sempati beslemek. Belki de adı Kudüs olan duaların kol gezdiği yerlerin varlığından haberdar olmuştu.

Söyle bir ihtimal ola ki; usanmıştı dört yanı lavla çevrili bu cehennem arasında hayat olmaya uzak bir nefes döngüsünü aralıksız sürdürebileceği bir yaşantıya sahip olmaktan. Unutmuştu gözbebeklerini, unutmuştu avuçlarını toplumdan gizleyerek ettiği yemek dualarını , kaybolmuştu tarihleri, anlamını yitirmişti doğum günleri. Yağmur olmuştu dizelerini işlediği bulutlar.

Atladı belki gözlerini Kudüs'e açarım umuduyla. Uyandı ki değişen bir şey yoktu. Hala lavlarla çevrili bir adadaydı. Hala nereye baksa, kime dert yansa Cuma'ydı adı. Dilini bilmiyordu Cuma'nın cinsini bilmiyordu. Gözlerinde perde varken tanımıştı O'nu. Bakamazdı yüzüne doğrudan doğruya. Diyemedi Ey Cuma ben bu adanın yabancısıyım, bana Kudüs gerek Kudüs. Düşürmedi Cuma'yı ikileme. Cuma dediğin adanın yerlisi bir viraneydi. Anlamazdı Kudüs'ün cazibesinden. Anlamazdı kalk Kudüs'e gidelimlerden.

Burası bana göre değil diyemedi. İçinden çok geçirdi kıyamet senaryoları türetti, yasak kelimelerle doluydu. Olmaz dedi olmaz.Bu yalnızlığın hakim olduğu adada beklenmez kıyamet. Hareket edemeyen ağaçların arasında sesi duyulan tek kişiden Cuma'dan kaçarak yaşanmaz bir ömür. Mezarını kazmazlar namazın kılınmaz. Dosta inat yaşanmaz, yaşandıysa bir kere tarih kitaplarına konu olmaz.

Sonra imanını topladı yerden ve;

Dedi ki Rabbim'in adaletiyle tanışş lanetli bir adadır bu                                                  
Dedi ki çık sırtıma beraber geçelim şu lavlardan olur mu?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder