Terleyen bir at dedi ki:

3 Ocak 2013 Perşembe

Bir Şarkı ve Bir Film



"Sen imkansızsın, sensizlik imkansız"
-Ne demek istiyorsun nerem imkansız?
diye sordu genç kız boş gözlerle.
Sen imkansızsın dedi. Seninle görülen bütün rüyalar imkansız. Bütün gelecekler sebat-ı azme rağmen imkansız.
Bir film izlemişti bir gece önce
"Mr Nothink" Soluk yüzlü bir genç oynuyordu başrolde. Kendi yaşlarında ve kendi aşklarında hayatın kombine yumruklarına maruz kalan bir genç. Film bu delikanlının vereceği kararlar sonrasını, yaşanabilirliği olan geleceklerini görmesini konu alıyordu. Ve pek çok farklı karakter oynuyordu kendisini. Çocuk bu gelecekten haber alma yetisi sayesinde filmin her sahnesinde başka bir yaşla çıkıyor izleyici karşısına. Bazen 5 yaşındaki halini, 5 yaşındayken bir pamuk helva daha yerse başına gelecekleri gösteriliyor, bazen ergenlik dramlarını sergiliyor, bazense ak saçlı bir dede olup gençliğinin muhasebesini yapıyor. Adeta hayatı her saniye bir baştan bir sondan bütün olasılıklarıyla yaşıyor, bütün kombinasyonları kurguluyordu zihninde. Bütün bunlar bir rüya gibi gerçekleşiyordu. Uykusunda gelecekten demleniyordu genç. Etrafındakilerle paylaştığında bu özelliğini şizofreni sandılar, ailesi, dostları... Şizofreni sandılar çünkü o rüyalarına göre yaşıyordu rüyalarında gördüğü güzel kızların peşinden koşturuyordu.

seninle olan bütün gelecekler işte böyle imkansız dedi. Son perdesini izlediği bir tiyatronun ortasına kafa yormazsın. Giriş kısmı doldur boşalttır sadece. Oyuncular şarkı söyleyerek girerler içeri. El ele tutuşurlar yüzlerinde tebessüm vardır. Klasik ergen tiyatroları böyle başlar. Sonra kızın babasının çok zengin olduğu anlaşılır. Dekor düşer, oğlanın hayallerine. Ya da oğlan vefasızdır. Kız söker de atar dekoru oğlanın üstüne.

- Ama neden imkansız hala anlamış değilim. Benim böyle tiyatro oyunlarıyla  işim olmaz ki?
Kız kavrayamamıştı hala çoktan bileti kesişmiş bir tiyatro oyununun ortasında bulunduğunu. Ve ikisinin de istememesine rağmen har sahnede oğlandan başrolü kapmak için yorulduğunu. Hayat böyleydi bazen. Rüyaya dalmak gibi. Uyandığında hatırlamadığın bir gecenin ortasında kendi saçlarını yolduğunu fark etmek gibi.

-Birbirini seven iki insanın içinde çığlık attığı bir sahne her zaman vardır. Sahte repliklerle külfetini dile getirdiği. Benim tiyatroyla işim olmaz deme. Gün gelir de yalan söylemeye ihtiyacın olur. Veya benim ihtiyacım olur da gözlerine baka baka yapmadım diyemem, her neyi yapmamı istemediysen!  Sana benim olmayan repliklerle hitap edemem. sana şiir okurken seyircilerin alkışlarının kesilmesini bekleyemem. Aşkımızı izlemek uğruna para verenlerin hoşuna gidecek danslar edemem işte.
O kağıtta yazan şekilde öpemem seni.

-Tamam, senaryoya ihtiyacın varsa, bırak daha samimi oyucular sevsin beni

Kız kılını kıpırdatmadı. Bütün dekor kendiliğinden döküldü oğlanın üstüne. Gökkubbesi açıldı sağanaklar gönderildi boşaldı. Zincirler kırıldı, kırbaçlar şaklatıldı. Ve oğlanın hep o sözünü ettiği müzik çalındı kulaklarına

Köşeyi dönsem ölüm
Düz gitsem hayat
Gölgeler içindeyim
-Seni gölgelerinden kurtarabilirim. Kendi tarzınla sevsen yeter.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
-İmkansız değilim biliyorsun değil mi?
-Şşşşt sessiz ol. ve gözlerini yaralarımdan ayırma. İmkansızı yenebiliriz anladım, irileşen göz bebeklerin ele veriyor kainatın bu sende kalmış sırrını
Çemberin en dışında
En çıkmaz sokaktayım
Çığlık atsam sessiz
Sussam yine çaresiz
Gölgeler içindeyim
-O zaman neden hala sarılamıyoruz, neden kulakların bu şarkıda takılıp kaldı.
"Biz hiçbir işi yarım bırakmayız" dedi oğlan.Önce çocukluğumun son perdesini oynayıp seyircilere selam vereceğim. Aceleye getirmek yok. Senaryoyu yırtıp bulutlara kazıyacağım aşkı. Beraber kazıyacağız.
Tek kelime etmediler daha. Öylece oturup dinlendiler. Çünkü gecenin en siyahına ulaşmış ve kavuşacaklarına inandırmışlardı seyircileri. Gözlerini kapatıp sadece şarkının bitmesini beklediler.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
Aşk imkânsız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder