Terleyen bir at dedi ki:

12 Şubat 2013 Salı

Sağır Dostlar


Yalnızlığın tek tesellisidir hüznü sağır dostlarla paylaşmak. Sesini duymadan, reçeteye ihtiyaç duymadan yaranı saran yazıtlar...Onlar ne güzeldir...
Rüzgara dayalı bir gemi gibidir sessizliğin, ne yöne eserse oraya susarsın sadece. Susarsın çünkü iki kişinin tutuşturduğu bir yangından yalnız sesini kısmayan sağ çıkar, yarışışın kazananı olmak istemezsin. Oyun mu oynuyoruz burada, kazanana ihtiyacımız mı var, neyimizle yarışıyoruz..? Bu ayarsız depar nereye kadar? Yorulmayacağımızı mı sanıyoruz acaba, ne diye yorulmakta diretiyoruz, el ele versek olmaz mı? Kurtuluruz değil mi bu kayboluştan, bu yanılsamalarla bezenmiş rüya mahvoluşlardan. Birbirimizin Hira'sı olsak, o huzur denen sayıklamayı birbirimizin gözlerinde bulsak bize de  düşer mi yaratılış sırrından bir parça. Bize de iner felahımız ve o iki kişi tarafından yakılan ateş gül bahçesine döner birden. Ani bir geriye bakmama kararıdır nereden geldiği belli olmayan bu ilişkiyi çözümlemek.  "Sevi" dir işte kendi ayetini beklemek yerine yaratılmışlardan edinmek. Umudun ve teslim oluşun sebat-ı azme ulanmasıdır vesselam!
Sağır dostlar demiştik, öyle devam edelim. Yüzümüze bakıp da sesimizi duymayan, piyasadan edindiğimiz karamsar kelimelerimize aldırmayan dostlar. Sarf ettiğimiz kulaktan dolma cümleleri dinlemeyip de halimizi en iyi anlayıp deva olan edebiyat parçacıkları... İsyana gelmeyen tutarlı ergenler diyorum ben onlara: "Hayalperest kitaplar" Bir kitap nasıl isyana gelir diye düşünmeyelim, gelmez çünkü: En üzgün, en çaresiz, en kırılgan anında teslim alır seni. "Bitti" dersin "bir daha geri dönmeyecek" Sayıklar durursun, kendini iyice yormaya çalışırsın sanki yorulunca dibe vuracakmışsın gibi. Derken altında kalırsın o sağır dostların gözüne çarptığı bir iç geçirişin, tek bir cümle durdurabilir serzenişlerini, acının önüne ket vurabilir bir lahza. "Hayat diye bize yaşattıkları şey koskoca bir sayıklama değil mi zaten" Tekrar edersin, bir kere daha ve sonra yine... Üç harfi hiç şaşırmadan her defasında aynı berraklıkla söyleyebilmek kazanılan bir yetenek değildir, gökten zembille de inmemiştir, her duygu kendiliğinden yeşillenir ait olduğu kalbe vesselam!
O meşhur şiir var ya, hani okuması on beş dakika süren, onun şairinden bahsediyorum. Bir kitap yazmış ama sanki yüreği olana ayarlı bir bomba yerleştirmiş bu dünyaya, bu sahte düzene bir tokat kurmuş, okkalısından. Okunmuyor da kazıyor karanlığın biriktirdiği taşı toprağı. Aşkın pelesenkleşmiş formüllerine şerh koyuyor her satırda, zamanı ve bilhassa gül bahçesi umudunu kaybedenleri sarsıyor en zayıf noktalarından. Altında kalmak demiştim ya bir cümlenin. "Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki" Yaşamım ve kaybedişlerime binaen bir yorgan gibi çektim bu cümleyi üzerime. Soğuğa karşı bir önlem bir yerde, her yer Afrika(*) artık anlayacağınız. Sahiden her şeyi anlayarak mı yaşamak zorundayız, her kaybedişin, duraklayışın,her varoluş nöbetinin sırrına varabilir miyiz/gerekir mi? Duayı anlayabilir miyiz mesela, metafizik diye bir şeyin varlığından bahsediyoruz ona ne oluyor peki, hadi onu da anladın tanrı bizi niye yarattı? Peki ya aşk?
Yüreğinle görmek diye bir şey de var? Gözün görevini yerine getiremediği zamanlarda gündeme gelir hani. Bütün bunları açıklamamız zor, imkansız. Teslim olmamız gerekiyor işte, mutlak sona teslim olur gibi. İnanmak sırayla görünmeyen şeylere, O'ndan gelenlere, duaya, metafiziğe, yaratılışa ve aşka. O sağır dostlar sağlıyor işte bunları. Sırrını açıklamıyorlar bize aşkın, formülize etmiyorlar, yol yordam biçmiyorlar. İnanmamızı sağlıyorlar sadece, inanmak O'ndan gelen her şeyin şükürle sonlanacağına. İnanmak  bir uçurumun konuşabileceğine. O hayalperest kitaplar tutunduruyorlar bizi gün geçtikçe buharlaşan bu dünyaya. Doğanın güzelliklerine Fransız kalmamamızı sağlıyorlar, gülün dikeni olmadan bir hiç olduğunu hatırlatıyorlar. Çünkü aslolan ne dikenden korkarak güle yaban demek ne de dikenini ayıklamaya çalışmak, yaratılışa ters düşmeyen tek bir yol varsa o da gökyüzüne bakıp dikenin acıtmayacağına inanmak... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder