Terleyen bir at dedi ki:

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Sabiha

1: Onu tanımıyorum

ağlıyorum ey dost
ey güdümlenmiş çığlıklarımın bestenigarı
sınırların ardında kaybettiğim gururuma ağlıyorum
dökülüyor ayaklarımın önüne
idam töreninin ardındaki cumartesiler
kardeşlerim bir nihavend sayıklamanın peşinde
bense sokulmuşum beraber sürükledimiz mısralara
ağlıyorum, utanmıyorum sabiha

onlar da utanmamıştı gökyüzünü kovalarken
şimdi ta arşa kadar ciğerimiz paramparça
bu sessizlik özenle yontulmuş bize
göz göze susuşmaya mahkum bırakıldık sabiha
sen yanık bir türküydün söylemek bilmediler
sen imdat düdüğümdün berkitirdin beni
sen bir uzun adımdın yaşamak kadar bana
uzandın, tutamadım çok üzgünüm sabiha

şimdi bekir'in gözünden yaşı getirdiği gibi
sen dizlerimde uyurken bir yılan soksa ya beni
tükürsen zehrimizi evraklarının üstüne
politikalarının, waffle'larının, polo yakalarının
en temiz yanınla çıkagelsen sabiha
en iyisi kapılara yaslanırkenki yanın
türkülerinle belirsen ya koşaradım kaçarken
yoruldum bu şehirden uzan bana sabiha
yoruldum işte bak ben kalkamıyorum
vallahide bu kalkan ben değilim inan
ne vakit oturmuştum hatırlayamıyorum
masadaki şu bardağı kim habire dolduran
biz kıytırık bir şarkıya takas edildik sabiha
Gökyüzünü kendime dost edinişim bundan

şimdi o rengarenk kalem kutunla çıkıp gelsen olmaz mı
her mısraya farklı renkle başlamanı çok özledim sabiha
mürekkebe küstüysem bu korkaklık değildir
istemiyorum senden gayri şiir yazmak sabiha
ikimize çizilmiş sınırlara aldırmayıp
bir süpriz yapıp da konsan tam da şurama

beni kurak kuyularda susuz bıraktın sabiha
elbet her gidişin bir anlamı olmalı
yahut sebepler lügatıyla vurmalısın gerçekliği
bana söyleyecek bir şeyin yokmuş gibi susma
bana çağrılmayı bekleyen bir rüzgar gibi bak
tut şu ipin ucundan ki artık kurtulmalıyım
acımı resmedecek bir ressam bulmalıyım
merhametin gizlendi ve yontulduk sabiha
sakladılar hemde duyulmuyordu sesin
küsmekte haklıydın dünyaya amma
umudun kuşanıp dönmüyorsun niçin

söylesene sabiha kaymayı reddeden hangi yıldıza küsüp gittin
bize layık görülen bu sürgün neyin nesi
her ayrılık bir kavuşmaya gebedir
soruyorum sana duymuyor musun sesimi
şubat soğuklarında marşlarıyla alevi tutan dostum
abartma, gel artık mısraları çok özledim

uyanamıyorum sabiha uyanamıyorum artık
ki demek istediğim alışılmamış bir yorgunluktur
sen benim kendi çehremde boğuşturduğum yanımsın
elbet her şiir daha çıkılmamış bir yokuştur
halat istemem artık, tırmanırım ve öldürülürsün
ben ne kadar imansız bir budalaysam sabiha
sende bu bahçenin yetiştiremediği bir gülsün

2: Hiç bir fikrim yok

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder