Terleyen bir at dedi ki:

26 Haziran 2013 Çarşamba

Hayat Tezahürü

1. aceleciyle muhasebe

günaydın!
diyebilmek isterim sana en çok
çünkü yüzünü güneşe dönmüş biri için aydındır her vakit
seni günah kavurtucu aydınlıklarda görmek isterim
seninle oturup eskisi gibi celallenmek isterim
kanımız fokurdıyasıya tazeydi ki o zamanlar
göz görmez ufuklara kürek çekerdik umarsızca
bir yokuşa bin inat kafa yoran ben
ve içimde umarsızca bekleyen sen

en radikaliden hayallerimiz vardı bizim
Kudüs'e yazılmış inançlı mısralarımız,
her sızladığında kalbimizi yasladığımız günlüklerimiz
ve özel günlerde giyilmek üzere polo olmayan yakalarımız
ilkin sigara dumanı ardından boşvermişlik aldı hayallerimizin yerini
beceremedik vurulduğumuz mısralara sadık kalmayı
oysa ki bir utanmaz gürültüyle boğuşturup çehremizi
tenkis ettik yaşamaya dair sebeplerimizi
unuttuk ne varsa inanmaya dair
unuttuk bir sancıdan ötekini

ben o yolun başında bir yerlerde yoruldum aceleci
sen koş da geride kalan mısraları topla
anlaşmaya çalıştıkça unutuyoruz ya söyleyeceklerimizi
hiç bir şiirimiz anlaşılmamalıdır aslında
çünkü sen dokunmadıkça güzelsin
ve ağlayamadıkça kayboluyorsun saklımda
ne dinlesem boşta, nere baksam en anlamsızlıktasın
bu bendeki umarsızlıkla aceleci
toprağa karışmaktasın

seni anmaya çalışırım, çünkü hala titretiyordur bir zerre Kudüs özlemi
çekilişinden bu yana nice Ma'na bertaraf etmişim
ne aşk, ne dost ne saz dindirmiyordur ruhumun selzenişini
ki ben grinin tonlamalarına vurulanlardanım
ben bir içdenizin griliğinde boğulanım aceleci
ben kendi dehlizlerine bombalar bırakanım

endişelerim sulhe hırpalanmış partizan misali
hatırlayamıyorum, anımsatamıyorsun
gürül gürül akan bir nehri anımsasak ne çıkar
ne tufanlar koparıldı ki yetiştiremedim sesimi
dünyaya kaprisli bir çocuk gibi...
ve hiçbir zaman bana dahil değildi oysa
ben vurulana kadar güldü merhametim
diken oldum gençliğimin heyulasında

bir kışın beklenmedik günlerinden sıyrıldım da geldim
soğuğun tam da tesir edemediği yaralı düşlerime
duyguların deryasında boğuşturduğum frenge ne denir
sayısız gecelerimi intizara tarumar etmişimdir
durmadan kanattığım şu yürek ki bir bomba
tırnaklarımı geçirdiğim yenilgimdir aslında
öyleyse bir koşu ki ta baştan kaçırılmış
bu yarışın her safhasında aksediyor yalnızlık
aksediyor geceye güne ve sabaha
yeminimden dönüp te şehre yosma kalbimle
ve çıkaramadığım derslerde kavrulmalıyım amma

 2. Sevgilime
kırk ikindi yağmurlarına maruz kaldı aşkımız
göğsünü gerip de çabalamaktan mı yoruldun gülüm
unutmuşçasına tabiat sırt çeviriyor ya bana bazen
bir tek senin gidişinden toz yutuyor yüreğim
gözyaşlarım çözülüyor anlaşılmazlığıma karşı
bağlanıyorum sesine varan dolanbaçlı yollara
gelişin efsunludur susuşun muamma
bu bendeki tövbe değil kesik bir iftiradır sana

şehir çok karanlıklıktı ve ben buralarda değildim
en çok ta buralarda olmayışımdan yer buldu dargınlık
dizleri yara bere içinde,
bir çocuk gibi, eski bir mahalle arkadaşı gibi
sürgün edilmişcesine şehre geri geldim
boyun eğmişçesine karıştım bana ait olmayan zamana
ezildim, ve ezildikçe en çok sigara içmek istedim
çünkü biraz daha ezilmek, tükenmek biraz daha...
kaldırımlarda konaklar halde buldum yüreğimi
ivedi seyyahlar misali göçebeydi hayallerim
işte bu yüzdendir ki yükselemediysem bir tümsek boyu
aczimi duy vazgeçilmezim sensin benim

yaklaştıkça soğuyan bir alev oluyorsun
göğsümü nefesiyle kavuran

harcadığımız mutluluğun bedeli altına yatıyoruz bebeğim
elbet ki gururumuzla çıplak bir hayvan gibiyiz
ben ne kadar çirkinsem sen o kadar mutlaksın
iktidarsın...
çünkü zaman kötüledikçe modern oluyor iktidarlık
şöyle diyorum ikimizde batırılsak bir kovaya
birlikte kalıcılığın erdirilsek ufkuna
korkma sevgilim
şehir bizi arterlerinde pusuya düşürmüş olabilir
dünya bizle bir olmasa da
biz ayartılmış ruhlarımızla bir süzüleceğiz
çünkü esaret hazırlığıdır ayaklanmanın
korkma sevgilim
biz pıhtısı değiliz ki akmak üzre olan kanın

öyle ki nimeti bol bulmaktandır kudurmuşluğumuz
senin değerine varamadımsa affet beni
çünkü yaşamak dediğin hep biryerlerinden vurulacakmış korkusu
çünkü yaşamak, ayın berraklığına baktıkça körelen zihinlerimizle
duygularımız standart fikirlerin esiri olmuştur
dünya duracaksa durduğu yerde karşı konulmaz
yine onun fikri akacaksa zaman oluk oluk
şöyle hızımızı kesip iki zulüm arasında
yüreğimize en son oturacak şeydi bizim yoksulluk

gözlerinde dirilen bir ölü müyüm ben
söyle
mührünü söküp atsam bu asrın
geri dönmemecesine kavuşur musun benimle

belirsizliklerin imtihanından geçiyoruz
bedenim umarsızlıkla sürükleniyor sevgilim
ve bu evren sarsılmalarına cevap olarak
hep yeni bir umut emziriyorum göğüslerimde
dinlenmek ki monotonlaşmayan bir yorulmadır
sarhoş olmak hep senin gözlerinde
artık mihraba yetişemiyorsa bacaklarım
gücümü palazlamak yine senin gözlerinde
bir çoban ölmüştür çünkü bittiyse çığırtısı
diriyken vasıl olmak hep senin gözlerinde


3.uzaktaki kardeşe

söylesene
kaymayı reddeden bir yıldıza göz koymak
değil mi benimkisi
sen hep rehberiydin çığırtılarımın
bir kelebek gibi ömrümü yetiştirmeye çalışmadım mı
söyle
ki bileyim bir arpa boyu yükseldiğini mısraların
ki bileyim yerin dibine girdiğini hıçkırıklarımın

sevi altüst olmuş hayatımın bir bereket örneği
bitmiyor, tükenmiyorum
inadına kırılmıyorum yüreğim sızladıkça
bir imleç vuruyor hayatıma bakışları kardeşim
titanyumdan zırhlanıyorum dokundukça

4.
aşk geldi de oturdu günlerime
gelme demedin
kalbi ile yaratılmış bir adem oğluyum çünkü
yok demedim, çünkü muhtacım seviye
insan ruhu ki en doğru böyle sükun bulur
develer tellal olsa dahi aşk kalır geriye





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder