Terleyen bir at dedi ki:

31 Ocak 2013 Perşembe

Rahmet Sandık


yağmura biriktirdiğimiz düşlerimiz vardı
taşıma suyu rahmet sandık,
üzerimize ellerinde kovalar
parmaklarında gümüş yüzüklerle geldiklerinde
niyetlerini göremeyecek kadar saftık

bizim alnı açık dostlarımız vardı
adları polis tutanaklarından silindi
disipline bağışladılar vicdanlarını
devlete büründüler,
sanki hiç küfretmemiş gibi

ellerinde kitaplar vardı, dedik bunlar alim
okudukça dank etti kafamıza ilim
sonsuz ışık altında filizlendi bir yanımız
o ışık mest etti bizi
koptu filistin tarafımız

gemilere doluştuk, ya allah ya bismillah
demeden kaçırdılar akdenizin tuzunu
biz orda kan terlerken, ehli kitabı ahmer
dedi ne bu çabanız, tuzsuz çorba olur mu

sevgilim bu ülke onlarınsa gel kudüse gidelim
hicret edelim bu dünyaya mal olmuş karanlıktan
yolumuz kürdistandan geçsin, çeçenistandan, afganistandan
ümmete sesini duyuramamış çığlıklara bölüştürelim sevgimizi
kurtulalım şu lambanın mayıştıran sıcaklığından

ah sevgilim memleketin nur yüzlü sahipleri
kıyamaz ya uzaktan sever şaircesine


29 Ocak 2013 Salı

nasılsın anne


nasılsın anne
düşlerimden kaybolduğundan beri nasılsın
mola vermiş olabilirim seni düşünmeye
özür dilerim soruyorum işte nasılsın anne

haberleri takip edebiliyor musun
ben edemiyorum
ne diyorlar, suyun tuzu mu kaçmış
amerika batıyor muymuş neymiş
yazık, şimdi senin dolarların da bir değeri kalmaz
borsa ne durumda anne
yada borcumuz var mı üçüncü dünya düzeninin
eli kanlı, steril efendilerine

anne sarışın olmayanları almıyorlarmış bu tiyatroya
biliyor muydun
belki de bundan ayrı bir derde yanışım
ve fark ettim de varmış bu yangının
seninkilerden daha zümrüt gözleri
anlamıyorum anneciğim, bu oyun bizimken
niçin mutlu etmek zorundayız seyircileri

şimdi ne sensizlik koyuyor bana
ne hatrıma düşüyor, ağlayan yanların
derin bir borca girmişim, isyan değil
sabırsızlık değil anne, hicran
herkes ipotekli sen de öylesin
öyle kabul görmüş yaradan

kan ihtilallere maruz kalmışım anne
devlet üstüme yüklenmiş arsız bir domuz gibi
el koymuş neyim varsa, hakkı ya sanki
telaş içreyim yangından neyi kaçırabilirim demeden
onu bulmuşun, seni unutmuşum
zoru görmeden, ilkin onun elinden tutmuşum
saklayayım derken senden, devletten, hatta kendimden
seninkilere benzer gözlere vurulmuşum

beklemek düşüyor yüreğime, sızlatıyor anne
özlemi kurşunlamak zor değil, platonik
ve sevilmemişlikleri esas alarak, ediyor beni
dünlerden ders çıkarmak, melankolik

ben meta değilim anne, o asla
onun üstünden edebiyat yapamam
diğerlerine haksızlık olur
çünkü yoktu onları şevke getiren
böyle bir sevdiceği
ben meta değilim anne o asla
bu yüzden zor oluyor ikimizin de sevmesi

zor olmalı tabi
öyle herkese güzel görünmemeli mehtap
koca bir ömür bir gecede inşa edilmez derdin hep
mutlu bir ömre şiir yazarsa insan
doyamazdı ya kısacık bir rüyaya

işte bu yüzden umudum var anne
öyle biriktirdik ki içimizde sevgimizi
bir kere açılsak, gözlerimizden yaşlar boşalacaktı
belki de kalın harflere konu olacaktık
elele verip kendi metnimizde var olacaktık
hiç bitmeyen bu gizemli satırların arasından

uzun ince kelimelere tutuldum anne
sonra ikilemlerle tanıştım
şimdi her an şükretmemi gerektiriyor onun var olması
ve tek korktuğum şey
bir tane yalansız, ufka mühürlü aşkın
3 adet başarısız denemeyle yok olması

27 Ocak 2013 Pazar

Rasyonel Aşk


bütün sevmeler destansı olmak zorunda mıydı?
belli bir ölçüyle mi yazılıyor şimdi aşk kitapları
duyarsa biter diyordum ya hani, bitti mi
bitirdik mi adını koyamadığımız sevgimizi
gerçi sen sevmiyordun orası ayrı konu
benden arta kalanlarla kıt kanaat yürütüyoruz bu ilişkiyi
sitemim yok emin olamayışına sevgilim
 karşılıksız sevmişim ben zümrüt gözlerini

şimdi her sabah sana uyanırken, senin yanına koşarken ilkin
her gece bir parçanı bırakırken geceye, rüyalar dahilinde
ömrümü üstüne geçirmişken, sana varıyorken şimdi tüm baş ağrıları
bazı cümleler sırf sana söylemem için kurgulanmış gibi geliyorsa
bir şeyler olmalı değil mi, ama
eksik olsun diyorsan olsun, bu hayattan bir beklentim yok diyorsan ne ala
umudun yoksa, değiştirmeyecekse varlığım tansiyonunu
zorlama kendini be gülüm, bir yere gittiğim yok
kaçışım senden değil, seni rahatsız edecek bakışlarımdan
çünkü sen kendin gibi olmayacaksan
aşık olduğum halinle parlayamayacaksan gökyüzüme
sitemkar bakışlarım ne yüreğine dokunur, ne de gülebilmeni sağlar
sen , doğaçlama yapmayacaksan ne önemi var
benim bir kelebek gibi
ömrümü sana yetiştirmeye çalışmamın

rasyonalizm böyledir canım,
seküler ahlakı böyle çaresiz bırakır insanı gerçekler karşısında
ah gerçekler
bir gitmediler başımdan
sesleri kesilmedi de kendi yagaramı koparamadım
gözlerin karşısında eriyip giderken
işe yaramaz, adımı bazı formüllerin üstüne karalaman
ben rastgele bir kader tayini bellemişken
geleceğimizi hesaplaman, yaralıyor beni
hesaplaman, ve sıfır gördüğünde kağıdı bırakman
artı birlerin olduğuna, inanmadan
joker kullanmama izin vermeden,
aşk matematik değildir, anlamıyorsun canım
birle birin toplamı iki etmez,
bahsi geçen bir tek yaşam vardır artık işlem başladıysa
önceden çizilmiş bir çarpım tablosu yoktur
aşk metafiziğin edebi anlatımıdır anlasana
öyle rasyonel duvarlar örersen çevrene
sıcaklığını hissedemessin kelimelerimin,
realite nankördür, aşka inanmaz sevgilim
tenezzül etmez kapısını tıklatmaya


böyle gerçekçi olma
ve şüphe duyma lütfen nazına olan sabrımdan
çıkarttığın derslerdeki müfredata karşıyım ben sevgilim
inanmıyorsun, eğitim sistemine çığır açacağımdan

26 Ocak 2013 Cumartesi

Sevdiğime



Eskidi masallar, suyun damlayışındaki berraklık var düşlerimizde
sabredişin ardından gelen esenlik çağını barındıran
sabrımla yenişemiyorum hudutlar dar geliyor ulan
suskun bir mutluluk tablosuyum fışkıran renkleriyle
                Korkunun ömrü kısaltması var bir de
                korkmuyorum

Leylekler büyüdü, rafa kaldırıldı şimdi eğitilmiş bütün güvercinler
gökler temizlendi, bahara az kaldı, kıştan umut var
iletişim hızlandı, aşık olmak farz kılındı bize
Bütün hislerimde sadece senin adın var
                "Şu günlerden daha müjdelisi yoktur zannımca"

İndi karanlığa hapsolmuş kelimeler, şehre karıştı
hal böyleyken postmodern bir aşka gebe olsam ne çıkar
her yerde bir telaş var zaten, yokluğum farkedilmez
bu şehirden sıyrılırsam o şehir kapılarını açar
                "kelimelerimi sana saklar,  dualar biriktiririm"
  
Falsolu vuruşlara maruz kaldım, seyirciler sussun
tutam tutam aşk yağıyor, yönümüz belli değil
istatistik yapıyoruz, kendimizden emin miyiz
ben sevdamdan eminim, gerisi mühim değil


                Dikkatin toplayınca orta da iyi açılıyor
                kafa da güzel
                gol güzel


23 Ocak 2013 Çarşamba

Özgün Aşk



bir günümü demirden tezgahlarının üzerinde işleyip
birleştirilmesi zor bir yapboz yapmışlar
uzunca bir yol akıtmışlar tuvale
gitmem gereken, elinden tutarak koşturmam gereken
yalınayak ve hür bir biçimde
hiçbir rüzgarın etkisi altında kalmadan
mola verenlere itirazım var çekilin lan yolumdan
şu arsız lavabo tıkaçlarının köküne kibrit suyu
zaten bir parçası yanlış yere konmuş yapbozumun
yol sapmış ne yöne baksam başlangıç noktasıdır karşımda
çok değil sadece bir parça değiştirir bütün maziyi
geleceği ve resmin ana fikrini
bir çift söze bakar geleceği şimdiden planlamam
rastgele bir kader tayini bellemişim seni

adını yazdırmak istiyorum sağ yan meleğime
murat abinin dualarının bir köşesine iliştirmek 
yok yok, tam da merkezine layıksın sen
sevabım olmanı, günahlarıma çarşaf durmanı istiyorum
ateşimi sarmalayarak zararsız hale getiren

dünlerden ders çıkarma
ikimizin emin olduğu yarınlarda boy gösterelim
bütün konsantrasyonunu bana ver
düşlerimin üstünden turnikeye gir
ulaşmak için varoluşumun, seni arayışımın derinliklerine in
bir dinle yüreğimden kopan fısıltılarını hangi makamda
araştır gönlümün duvarlarını
ne renkle çizmişim gözlerini

ben her gece seninle ölmeye bir adım daha yaklaşıyorum sevgilim
okumayı yeni sökmüş bir çocuk kadar masumum aslında
kelimelerim bozulmamış ölüyorum diyorsam ölürüm
ihanet etmem senin gökyüzüme parıldayışına
sana şiir yazmam beni her geçen gün daha liberal kılıyor
ve nara atmam duymayacak olmana
cümle alem rahatsız
seni sevmemi bir nebze olsun hafifletmiyor  üçüncü dünya savaşı
amerika kapital planlarında bize yer vermiyor anlaşılan
aşkımızı meleklere devretmiş Allah
ve bizim kayan her yıldız için O'ndan bir dilek hakkımız var
gözlerine her dalışımda bir duaya ihtiyacım var sevgilim
ardından mola vermeden hayal kurmaya

sen çok yorulursan benim müsait olmamı bekleme
bir gözyaşı mesafesindeyim en içten yakarışlarına
 ha desen yanmaya hazır bir fitilim
benim nefes almam senin için bir önlem aslında
felahımsın diyorum sana,
bu dümdüz giden yolun gece bekçisisin

fitilimi ateşlesen bütün yalınayak çocuklar ısınabilir biliyor musun
koca bir şehri karlar altından kurtarmaya yeter sevdam
kavuşmamıza kurban versem açlar doyabilir
iftar çadırları düzenleyebiliriz, kardeşlik iftarları
seninle mum ışığında bir tabağa 50 kağıt saymak yerine
50 bin deriz yüz bin ne kadara doyacaksa işte evlat edineceğimiz o çocuklar
ümmetin büyümekte geç kalmış kekeme çocukları

tutarım kolundan karaköye gideriz istersen
sana o aşık olduğum sur içini gösteririm
sonra bu şiir şehrin her mısrasında aslında seni zikrettiğimi
ayasofya'nın duvarlarına gizlice ismini kazıdığımı anlatırım
gülersin ve daha önce koparttığın bir çiçeği
yeniden ekmiş olursun senin adını verdiğim bahçeme
fark etmesen de kalıcı izler bırakıyorsun sinemde
hem bu şehirden, hem bu yağmurdan daha yoğun olarak
allahın rahmet ettiği bir şeysin düşlerime

masalları unut, destanları, popüler aşk şarkılarını
finalsiz bir tiyatroyu yeniden kurgulamak  yaptığımız
leyla mecnun ferhat şirin hepsi yalan, demode
bir tek özgün olan varsa bizim aşkımız

20 Ocak 2013 Pazar

Aşk Bu Değil


Şükretmesini bilmiyor onlar, teşekkür etmiyorlar
çok bakışıyorlar, israf ediyorlar aşk sandıkları yanılsamayı
birbirlerine company'den hediye alıyorlar
bir resim defteri, belki de fabrika çıkışlı bir kokulu mum
şiir diye bir şey kalmamış zaten, parayla çizdirilen bir resim
en baba mağazadan en şık gömlek
 uçurtma yapıp gökyüzüne salıvermek eskide kalmış
migrosta satıyorlar şimdi onları
ama aşk bu değil
o kapital beyefendiler satın alamaz
esmesi gereken rüzgarları
aşk satılık değil

utangaçlık azalmış, ben daha sevdiğimin suretini tam olarak bilmiyorken
eskimiş o umman mavisi, zümrüt yeşili, kapkara, kahverengi bakışlar
dengesini bozmuşlar, şimdi göz göze gelmek bedava
kapı kapı dolaşmaya ne hacet
sosyal medya diye bir şey var
aşk artık daha medyatik, daha sosyal ve sansasyonel bir oluşum
artık daha gözler önünde, daha utanmaz
daha cesur diyemem, arsızlığa tahammülüm yok
aşk artık daha modern ve kolay
vuslat özlemiyle pişen mecnunlardan haber yok
ama aşk bu değil
aşk 140 karakterlik bir metin asla değil

şimdi erkekler ne gülün nerede yetiştiğinden haberdar
ne de dikeninin nasıl ayıklandığından
sabahlamak, günlük tutmak, serenat yapmak deli saçması sayılıyor
onlara kalsa bir çanta, bir kırık ayna yeter, çabaya lüzum yok
onlar öyle sahtedirler ama haberleri yok
öyle sahte, temelsiz sevdaların üzerini kalıplaşmış cümlelerle dolduruyorlar
kopya çekiyorlar
ve noktasına kadar kendi özgün sesiyle cümle kuranların
vadesi doluyor
geç kalınıyor yaşamaya
 ama aşk bu değil
film karelerinden arak yapmak, aşığa layık değil

Birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar
üstü kapalı konuşuyorlar niyetler karamsar
stratejik ilişkiler, ikilem cümleler, cümle yavşayanlar
asıl deli saçması olanlar bunlar
ve bir rüzgarın kolayca aradan cereyan yapabilmesi
hep atlanası bir pencereyi ve kapıyı açık bırakmak
tövbeler olsun aşk bu değil
Leyla'ya güvenmemek Mecnun'un işi değil

Rabbim bu düzenbazlar samimiyetim gölge düşürüyor
sabrıma, inancıma ve düşlerime
huzursuzluğuma, mükemmeli bulma arayışıma
bu sürtük, arsız, bozulmuş çağ kapitalleştiriyor sevgimizi
değer biçiyor insanın insanla olan ilişkisine
kestirme aşklara, sonu olan mutluluklara dayanıyoruz
ve umudumuz takılıyor aynı gülün aynı dikenine
ama tarih kitaplarında yazan
edebiyatçıların diline pelesenk olan aşk bu değil
eğer buysa gerçekten
kaybedişimiz hiç zor değil

Yalnızlıktan Kastım


 Yalnızlıkla karşı karşıya düşürmesin Allah kimseyi. Çünkü zor şey herkesin üçer beşer oturduğu bir çay bahçesinde yalnız başına diğerlerini seyretmek. Başkalarının mutluluğunu paylaşmasına tanık olmak. En azından kendiyle baş başayken yalnız hissedenler için öyle olsa gerek. Öyle bir derdim olmadığını düşünüyorum. Çünkü benim bütün heyecanım otobüs son durağa geldiğinde bozuluyor. Hiç görülmemiş durgun halindeki neşemi yolculuk bitip eve dönünce kaybediyorum ben, ya da yol üzerinde bir tanıdığa rastlayıp bana ait olmaya kelimeleri sarfettiğimde koşarak uzaklaşıyor yaşama isteği. Bu şehrin boş sokaklarında, sur içinin su satan çocukların sesiyle neşelenen meydanlarında sadece yürümek, yürümesem de olur öylece durup etrafı seyretsem ayrı bir mutlu oluyorum. Bu şehirde, bu martılara yem saçan kadında ne var bilmiyorum, hep ihtiyacım varmış gibi hissediyorum. Bazen annemden daha iyi tanıyormuşum gibi hissediyorum bu kadını. Aynı yerde kurmuş tezgahını. Beni bekliyor sanki, geleceğimi nereden biliyor. Etrafta aynı işi yapan başkaları da var. Ama o kadın onun yanına geleceğimi nereden biliyor. Bu şehrin bu samimiyetini seviyorum işte. Tamamiyle kendini bana açmasını seviyorum.
Öyle tanıdık bir şehir ki tüm sokaklarından geçerken aynı şeyi hissediyorum. Burası benim şehrim, hem bana ait. hem bana dair. Ayrı bir duygusal oluyorum Karaköy'de. Tek seçeneği oynuyorum, balık ekmek... Ailem gibi bütün esnaf. Alışveriş merkezlerinin samimiyetsiz kapital duruşu altında ezilmeyen canlı bir varlık bu sur içi. Öyle, bir çay bahçesine oturup fiyatına bakmadan bol köpüklü kahve söyleyebileceğiniz bir yer. Çünkü biliyorsunuz bu şehir size kazık atmaz, soluduğunuz havanın hesabını sormaz.
Bu şehirde yalnız dolaşmayı seviyorum. Bir ben bir o. Ha yanımda ona aşık bir başkası olsa hoş olmaz mı? Olur.
Ama sorun değil, iyi oluyor böyle herkes bir iş peşinde, yaşam telaşı çerçevesinde koştururken amaçsızca sadece keyif almak için meydanlarda yürüyüp etrafı seyretmek. Sanki herkes misafir de bir ben yerlisiyim bu sokakların. Bir çıkarım bir kazancım olmadan, ait olduğum için, benim aynam olduğu için bu şehir, ezanına kapılmaktan, koca koca camilerinin avlularında bir köşeye ilişip kitap okumaktan ayrı bir zevk alıyorum. Unutuyorum bütün sıkıntıları. Hani namaza dururken iftitah tekbiriyle ellerini geriye atarak bütün dünya meselelerinden uzaklaşır ya insan bu şehrin sokaklarına adım atınca mesele falan kalmıyor. Yeşil reçeteli bir ilaç gibi, ihtiyacı olana has bu şehir, bu her Allah'ın günü yağmurla temizlenen, saçaklarından memleket damlayan, ellerini cebine tıkıştıran aciz bir adamdan bir şair çıkartan kent.
İstanbul'un gökdelenler arasında sıkışan asaleti parmak ısırtıyor. Modernleşmiş bu kent, gereğinden fazla. Ama suriçi öyle ayrı bir yer ki kabul etmiyor kusuyor bu laçkalığı, dikilen betonarme yüksek binaları kabul etmiyor, minarelerini aşabilecek duvarlara aşk olsun. Özerk bölge burası, borsacılar giremez.
Yalnız kalmazsın asla, sakın korkma. Yeter boğaziçinin kıyılarında sahne alan doğal orkestra dertlerinin sesini bastırmaya. Ha o da mı olmadı. Çıkarsın Gülhane'ye kafanı dinlersin. Kendinle de mi anlaşamıyorsun, otur fatih camiinin avlusuna. Oranın ev sahibi kedileri uğraşsın senle. Bu şehir yaşamaya değer be abi. Bu şehir inat edip yaşamaya değer. Hem böyle tek başına iyiyse, bir de paylaşınca ne kadarı artar bir düşünsene. 

13 Ocak 2013 Pazar

Babam Bana Aleme Dost Olmalısın Derdi

kanma genco rest çeken hilekarın sözüne
baban, sana aleme dost olmalısın derdi
gençliğini terk edip aşığın bestesine
kapama gözlerini küfre çalarsın derdi

sonra bir gün ararsın çayın ince bellisi
susuz kalmış, gönlüne dem verilmez bilesin
çaycı dediğin çocuğum devrim tiryakisi
çok içenler Leyla'sını unuturlar derdi

hepimiz tutuyoruz elimizde bir ömür
baban sana ömrünün kıymetini bil derdi
ihanet etme aşka ben görmezsem o görür
çok sıkma avucunu  kelebek ölür derdi

nereye gidersen git, kat ettiğin yolu bil
Rabbin Leyla'n yoluna yıldızlarını serdi
teslim ol rüzgarına, gönlünü yelkenin bil
ne eserse o yöne ada ömrünü derdi

olmuyorsa vardır elbet senaryosu hakkın
Allah hayrı kulundan eksik eylemez derdi
aceleci yas ettin, sadece kendin yaktın
baban dua edilir, isyan edilmez derdi

Aşkı meşki bırakıp cenk yoluna giderken
Babam bana aleme dost olmalısın derdi
geceleri bekleyip kalemim kan ağlarken
Gökyüzüne yükselen duaya tutun derdi



10 Ocak 2013 Perşembe

Yağmur Bitti


İlker kardeşimin yoğun isteği üzerine


Hey gölgeler aydınlanın
aydınlanın bir dervişin susuşunda
öyle azim öyle sabır ki
kaybolun tavus kuşunun uçuşunda
çünkü gece yaşandı ve bitti
zümrüdü Anka kanatlarıyla
kuşanıp bütün kasvetini
çekti ve Kaf dağına gitti
çekti ve rahat bıraktı ilker'i
gece ilkere sobahar oldu
yaz geldi yağmur dindi.

8 Ocak 2013 Salı

Boş Koridorlarda


Bel bağladım insanı inciten rüyalara
konumum, yitik bir gençliğin tam ortasıdır
Ölmemi bekleyen bazı akbabalar var
Zulme boyun eğecek sabır kalmamıştır
yalpaladığımı gören yüreği budanmışlar
ve dalgalarıma çarpan alçak kısıtlamalar
Aldığım son soluğu yeis içre bırakmıştır

Bir film karesinde duraklattım hayatımı
Aşk konulu tiyatrolar kurguladımsa boşuna
Çocukken şehit olmuştum ilk tecrübem buydu
sarsılarak göğsümden sahnenin ortasında
Ben yıkıldıktan sonra perde kapanmıştır
ölümsüzleştim seyircinin seyre dalışında
Ben vurulana kadar gül dü merhametimiz
diken oldum gençliğimin heyulasında

İrkintili rüyalar görüyorum kaybedişim hakkında
ve standart bir hal alıyor akşamdan kalmışlığım
yorganım sabaha doğru ağırlaşıyor,
bir isyan cümlesinin atardamarlarında
Bir körse tabiat, bu toprak sağır mı
nasıl ölebilir bir kelebek haykırışlarımda

Fısılda ve kaf dağına yankılat sesini
Geri dönsün göğü kesenlerin hatırasına
bir nara at dediler öyle sessiz
ama hırçın olsun çünkü
yine bir başına kalıyorsun boş koridorlarda
yine ağlıyorsun fütursuz  
ardın açılmış kapıların karşısında

5 Ocak 2013 Cumartesi

06.01.2013


bendim yol alan Kudüs tramvayında
alelacele, başım dik, gözüm kaf dağında
ama ücreti eksik ödediğimden olsa gerek
yarı yolda indirdiler gençliğimi
sevgi durağında

sevmek, bu sefer daha girintili
sevmek, kendinden çok
bir amaç uğruna toprağa ekilmiş gibi


4 Ocak 2013 Cuma

TAŞIMA SUYLA ABDESST ALINMAZ


Her ölümle yeniden başla tuşu çıkmıyor malesef
her doğum ayrı bir susamak
bundan sonra tek yol devrim değil
tek yol ölüme caka satmak

gözlerinden ölüm dehşetini süzemem
dur demem kaybedişine, anla
kendini yarınlara saklayan bir dilin kıvraklığıdır
itirafım, ki ardından gidiyorsam köleliktir  
külfetine lanet olsun
bu kahpe düzen gibi bizden uzaklaşmana
en çok ta senin her türlü modernitene
ayak uydurma kararlılığıma


3 Ocak 2013 Perşembe

Bir Şarkı ve Bir Film



"Sen imkansızsın, sensizlik imkansız"
-Ne demek istiyorsun nerem imkansız?
diye sordu genç kız boş gözlerle.
Sen imkansızsın dedi. Seninle görülen bütün rüyalar imkansız. Bütün gelecekler sebat-ı azme rağmen imkansız.
Bir film izlemişti bir gece önce
"Mr Nothink" Soluk yüzlü bir genç oynuyordu başrolde. Kendi yaşlarında ve kendi aşklarında hayatın kombine yumruklarına maruz kalan bir genç. Film bu delikanlının vereceği kararlar sonrasını, yaşanabilirliği olan geleceklerini görmesini konu alıyordu. Ve pek çok farklı karakter oynuyordu kendisini. Çocuk bu gelecekten haber alma yetisi sayesinde filmin her sahnesinde başka bir yaşla çıkıyor izleyici karşısına. Bazen 5 yaşındaki halini, 5 yaşındayken bir pamuk helva daha yerse başına gelecekleri gösteriliyor, bazen ergenlik dramlarını sergiliyor, bazense ak saçlı bir dede olup gençliğinin muhasebesini yapıyor. Adeta hayatı her saniye bir baştan bir sondan bütün olasılıklarıyla yaşıyor, bütün kombinasyonları kurguluyordu zihninde. Bütün bunlar bir rüya gibi gerçekleşiyordu. Uykusunda gelecekten demleniyordu genç. Etrafındakilerle paylaştığında bu özelliğini şizofreni sandılar, ailesi, dostları... Şizofreni sandılar çünkü o rüyalarına göre yaşıyordu rüyalarında gördüğü güzel kızların peşinden koşturuyordu.

seninle olan bütün gelecekler işte böyle imkansız dedi. Son perdesini izlediği bir tiyatronun ortasına kafa yormazsın. Giriş kısmı doldur boşalttır sadece. Oyuncular şarkı söyleyerek girerler içeri. El ele tutuşurlar yüzlerinde tebessüm vardır. Klasik ergen tiyatroları böyle başlar. Sonra kızın babasının çok zengin olduğu anlaşılır. Dekor düşer, oğlanın hayallerine. Ya da oğlan vefasızdır. Kız söker de atar dekoru oğlanın üstüne.

- Ama neden imkansız hala anlamış değilim. Benim böyle tiyatro oyunlarıyla  işim olmaz ki?
Kız kavrayamamıştı hala çoktan bileti kesişmiş bir tiyatro oyununun ortasında bulunduğunu. Ve ikisinin de istememesine rağmen har sahnede oğlandan başrolü kapmak için yorulduğunu. Hayat böyleydi bazen. Rüyaya dalmak gibi. Uyandığında hatırlamadığın bir gecenin ortasında kendi saçlarını yolduğunu fark etmek gibi.

-Birbirini seven iki insanın içinde çığlık attığı bir sahne her zaman vardır. Sahte repliklerle külfetini dile getirdiği. Benim tiyatroyla işim olmaz deme. Gün gelir de yalan söylemeye ihtiyacın olur. Veya benim ihtiyacım olur da gözlerine baka baka yapmadım diyemem, her neyi yapmamı istemediysen!  Sana benim olmayan repliklerle hitap edemem. sana şiir okurken seyircilerin alkışlarının kesilmesini bekleyemem. Aşkımızı izlemek uğruna para verenlerin hoşuna gidecek danslar edemem işte.
O kağıtta yazan şekilde öpemem seni.

-Tamam, senaryoya ihtiyacın varsa, bırak daha samimi oyucular sevsin beni

Kız kılını kıpırdatmadı. Bütün dekor kendiliğinden döküldü oğlanın üstüne. Gökkubbesi açıldı sağanaklar gönderildi boşaldı. Zincirler kırıldı, kırbaçlar şaklatıldı. Ve oğlanın hep o sözünü ettiği müzik çalındı kulaklarına

Köşeyi dönsem ölüm
Düz gitsem hayat
Gölgeler içindeyim
-Seni gölgelerinden kurtarabilirim. Kendi tarzınla sevsen yeter.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
-İmkansız değilim biliyorsun değil mi?
-Şşşşt sessiz ol. ve gözlerini yaralarımdan ayırma. İmkansızı yenebiliriz anladım, irileşen göz bebeklerin ele veriyor kainatın bu sende kalmış sırrını
Çemberin en dışında
En çıkmaz sokaktayım
Çığlık atsam sessiz
Sussam yine çaresiz
Gölgeler içindeyim
-O zaman neden hala sarılamıyoruz, neden kulakların bu şarkıda takılıp kaldı.
"Biz hiçbir işi yarım bırakmayız" dedi oğlan.Önce çocukluğumun son perdesini oynayıp seyircilere selam vereceğim. Aceleye getirmek yok. Senaryoyu yırtıp bulutlara kazıyacağım aşkı. Beraber kazıyacağız.
Tek kelime etmediler daha. Öylece oturup dinlendiler. Çünkü gecenin en siyahına ulaşmış ve kavuşacaklarına inandırmışlardı seyircileri. Gözlerini kapatıp sadece şarkının bitmesini beklediler.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
Aşk imkânsız