Terleyen bir at dedi ki:

23 Şubat 2013 Cumartesi

Atlasa mıydık?

Bir bozgunluk hali dile geliyordu sevdiğimizce
Çektikçe esnemeyen
kibirlenen bir durgunluk
İçimizde kendi yıpranmışlığımızı hesaplarken
Aşklarımız muhasebe defterlerinde temize çekilmişken
Hiç zor değildi
Adını ömür boyu sürecek bir borca yazdırmak
Çünkü Leyla’nın gülümsemesi Mecnun’un eteklerini tutuştururdu sade
Ve bir erkeğe etek giydirmek, hiç kolay değildir
Kendini kaybetmeden erkek  tanışamaz romantizmle

O cesareti bulabilseydik, hiç düşünmemeliydik
Bir tek yolu vardı huzurla kucaklaşmanın
Gecenin kanlı büyüsüyle yüzleşmeliydik
Umuttan başka ne kalmıştı elimizde
Leş gibi ergenlik kokuyordu üstümüz
Olur olmadık yerde terleyen vücutlarımız
Kıyısında iskambil oynuyorduk
Yusuf’a kendini buldurtan kuyuların
Ayrı bir cazipliği vardı derinliklerin
Gözümüzü kapayamadık işte
Düşünerek düşmeye şartlandırılmıştık
Dalların hışırtısına bağlanmayacak kadar değerli miydi
Kaç başarısız denemeye malolmuştu 15 yaşımız
Oysa ergenliğin büyüsünde filizlenen bir genç için
Bazı uçurumlar atlansın diye yaratılmıştır

Dünya’ya gözlerini açmak hakkıydı Adem’in
Zora bağlanmak seçimlerinden yanaydı
Madem bir yasağın varlığından haberimiz olmuştu
Ve aşkın büyüsüne kapılmak kadar doğal bir şey yoktu hayatımızda
Madem imtihanlar nehrinde kürek çekiyorduk
Üç adet yanlışın kıyısından atlamaktaydı umudumuz
Bir doğru varsa eğer, yaşamın inceliklerinde gizliydi
Dağın diplerine gizlenmiş olmalıydı cevher
ne kadar merak gömmüşüzdür yüreğimize
namus adına, hakkaniyet yolunda
kendi nefsimizi öldüresiye ıslatmışız
yoksa bizde merak ediyoruz yağmurun tadını
bizim de yüreğimizi titretiyor bu salgın
fitili kaçmış bir çift bombaydı gözlerimiz
ne kadar fırtına esti sevdiğimizce
fırsat vermeyince köpek gibi kuduran nefsimize
o toprağını ıslatanın gün gelip kurutacağını hatırladık



12 Şubat 2013 Salı

Sağır Dostlar


Yalnızlığın tek tesellisidir hüznü sağır dostlarla paylaşmak. Sesini duymadan, reçeteye ihtiyaç duymadan yaranı saran yazıtlar...Onlar ne güzeldir...
Rüzgara dayalı bir gemi gibidir sessizliğin, ne yöne eserse oraya susarsın sadece. Susarsın çünkü iki kişinin tutuşturduğu bir yangından yalnız sesini kısmayan sağ çıkar, yarışışın kazananı olmak istemezsin. Oyun mu oynuyoruz burada, kazanana ihtiyacımız mı var, neyimizle yarışıyoruz..? Bu ayarsız depar nereye kadar? Yorulmayacağımızı mı sanıyoruz acaba, ne diye yorulmakta diretiyoruz, el ele versek olmaz mı? Kurtuluruz değil mi bu kayboluştan, bu yanılsamalarla bezenmiş rüya mahvoluşlardan. Birbirimizin Hira'sı olsak, o huzur denen sayıklamayı birbirimizin gözlerinde bulsak bize de  düşer mi yaratılış sırrından bir parça. Bize de iner felahımız ve o iki kişi tarafından yakılan ateş gül bahçesine döner birden. Ani bir geriye bakmama kararıdır nereden geldiği belli olmayan bu ilişkiyi çözümlemek.  "Sevi" dir işte kendi ayetini beklemek yerine yaratılmışlardan edinmek. Umudun ve teslim oluşun sebat-ı azme ulanmasıdır vesselam!
Sağır dostlar demiştik, öyle devam edelim. Yüzümüze bakıp da sesimizi duymayan, piyasadan edindiğimiz karamsar kelimelerimize aldırmayan dostlar. Sarf ettiğimiz kulaktan dolma cümleleri dinlemeyip de halimizi en iyi anlayıp deva olan edebiyat parçacıkları... İsyana gelmeyen tutarlı ergenler diyorum ben onlara: "Hayalperest kitaplar" Bir kitap nasıl isyana gelir diye düşünmeyelim, gelmez çünkü: En üzgün, en çaresiz, en kırılgan anında teslim alır seni. "Bitti" dersin "bir daha geri dönmeyecek" Sayıklar durursun, kendini iyice yormaya çalışırsın sanki yorulunca dibe vuracakmışsın gibi. Derken altında kalırsın o sağır dostların gözüne çarptığı bir iç geçirişin, tek bir cümle durdurabilir serzenişlerini, acının önüne ket vurabilir bir lahza. "Hayat diye bize yaşattıkları şey koskoca bir sayıklama değil mi zaten" Tekrar edersin, bir kere daha ve sonra yine... Üç harfi hiç şaşırmadan her defasında aynı berraklıkla söyleyebilmek kazanılan bir yetenek değildir, gökten zembille de inmemiştir, her duygu kendiliğinden yeşillenir ait olduğu kalbe vesselam!
O meşhur şiir var ya, hani okuması on beş dakika süren, onun şairinden bahsediyorum. Bir kitap yazmış ama sanki yüreği olana ayarlı bir bomba yerleştirmiş bu dünyaya, bu sahte düzene bir tokat kurmuş, okkalısından. Okunmuyor da kazıyor karanlığın biriktirdiği taşı toprağı. Aşkın pelesenkleşmiş formüllerine şerh koyuyor her satırda, zamanı ve bilhassa gül bahçesi umudunu kaybedenleri sarsıyor en zayıf noktalarından. Altında kalmak demiştim ya bir cümlenin. "Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki" Yaşamım ve kaybedişlerime binaen bir yorgan gibi çektim bu cümleyi üzerime. Soğuğa karşı bir önlem bir yerde, her yer Afrika(*) artık anlayacağınız. Sahiden her şeyi anlayarak mı yaşamak zorundayız, her kaybedişin, duraklayışın,her varoluş nöbetinin sırrına varabilir miyiz/gerekir mi? Duayı anlayabilir miyiz mesela, metafizik diye bir şeyin varlığından bahsediyoruz ona ne oluyor peki, hadi onu da anladın tanrı bizi niye yarattı? Peki ya aşk?
Yüreğinle görmek diye bir şey de var? Gözün görevini yerine getiremediği zamanlarda gündeme gelir hani. Bütün bunları açıklamamız zor, imkansız. Teslim olmamız gerekiyor işte, mutlak sona teslim olur gibi. İnanmak sırayla görünmeyen şeylere, O'ndan gelenlere, duaya, metafiziğe, yaratılışa ve aşka. O sağır dostlar sağlıyor işte bunları. Sırrını açıklamıyorlar bize aşkın, formülize etmiyorlar, yol yordam biçmiyorlar. İnanmamızı sağlıyorlar sadece, inanmak O'ndan gelen her şeyin şükürle sonlanacağına. İnanmak  bir uçurumun konuşabileceğine. O hayalperest kitaplar tutunduruyorlar bizi gün geçtikçe buharlaşan bu dünyaya. Doğanın güzelliklerine Fransız kalmamamızı sağlıyorlar, gülün dikeni olmadan bir hiç olduğunu hatırlatıyorlar. Çünkü aslolan ne dikenden korkarak güle yaban demek ne de dikenini ayıklamaya çalışmak, yaratılışa ters düşmeyen tek bir yol varsa o da gökyüzüne bakıp dikenin acıtmayacağına inanmak... 

7 Şubat 2013 Perşembe

Kaç Adım Daha


sevdim Allah'ım şiirlere konu olan bir güzel değildi o
bir ömür vadeli, kabul etseydi onun olacaktı
sevdim Allah'ım itirafım keskin ve sıcak
sen izin verdi ama kulun razı olmadı

hayal kurmama izin verdin tanrım,
kurda kocadığını unutturan hayaller
romantiktim tövbeler olsun,
tövbeler olsun rabbim baş rol oynamaya
iyi zamanlardı etkisi üzerimde
gecelere uzayan mutluluk hormonu görevi saatlerin
ben ona hep doping vurdum ya rabbim dizeler ezberimde
bir çift Anna göze şair ettin beni

şair ettin beni bu Allah'sız dizelerin arasında
kısık sesiyle yalnızlığımı haykıran bir şeydim
 şükürler olsun rabbim beni seni anmaya meylettin
bir kul gönderdin, nasıl güzel ama nasıl bezmiş yaşamaktan
bir kader tayin ettin geri çektin sonrasından
bense hiç düşünmeden onun ellerine teslim ettim
Lütfen affeyle kulu özrüm büyük suçumdan
senden çok, uzun ve ince bir şiiri sevdim

çocukluğuma sürüsüyle fırsat gönderdin
geç anladım bu tiyatronun ana temasını
ellerimden kaçtılar aldırmadım, vay ki gaddardım,
mundar ettim
dokuduğun atlasımı
vay ki veremedim sevgimin zekatını
şimdi  sesimi yükseltsem duyar mı tanrım
hatırlar mı telefonun ucunda yalvarışlarımı

kaç vesait harcadım buraya gelmek için
oysa şu yıldızı hiç bırakmasaydım bunlar olmayacaktı
bedenim yorulmayacaktı güzellik uykularında
yaşamanın bedeli bu kadar olmazdı belki
ve alışkanlıklarımdan koptuğum vakit
yok olmak istemeyecektim
yok olmak bu acele mısraların ardından

bana bu şehrin yalnızlığa nasıl katlandığından bahset rabbim
bir istanbul daha yarattın mı? zor ama
kudretinden umut kesilmez ki, bu şehir işgalden kurtulur mu
haber ver rabbim düşman kuvvetleri nerde
kaç adım kaldı sonucu görmemize

rabbim ne aceleciymişim de
suyun damlayışına
bir ömür sıkıştırmışım
inanmışım olmayan bir tecelliye
  
son bir rüya daha rabbim
ve olsun artık ne olacaksa
tükensin nefesim
şükredeyim ve sonra söveyim bu korkunç kedere
soruyorum son anda rüzgarın yönü değiştirilir mi
bir gece daha sonra haber ver israfile
yarın sabah bizi 7 de uyandırabilir mi?



Yaşama Çabaları


bu cümleler bizim değil, popüler masallar
varsın olmasın böyle kalkınırsa bir vatan
kullanmaksa tek gücü felaket taburunu
koparsın gençliğini en kesif yaralardan
düş ve dua umuttur, rüyaya girmez mezar
ilmek ilmek dokunur, perde dikilir önce
bir türküye tutunur, uyanır azar azar
kefen icat olunur, umuttan çok sevince

aşk bir iltihap gibi koparırsan büyümez
cümlenin orasına getirmezsin noktayı
görmeden bilemezsin sırra kalem çekilmez
savunursun dünyaya dilindeki sanrıyı

amma eşya ilmiyle ulaşılmaz hakikat
kuru söz yalancıdır duygudan mahrum ise
özgün aşkı nas ile kirletilen tabiat
aklayamaz sevdayı duadan mahrum kese

isme takılmayasın zira anlam bendedir
sana varır bildiğim sürme çekilmiş yollar
ben ne dersem diyeyim yaratılış böyledir
dağ küçük olsa bile ürkek bakar tavşanlar

ve bir gün aşk gelmedi hep oradaydı saki
adı varsa sanı yok isa gibiydi mehrim
beni sana meşk ile düğümleyen o Veli
farkettirdi sonradan susmaktı kabahatim

cümle gördü göz dolu nasıl aldırış böyle
içimden diledim ki evet sendedir vuslat
kadim rüzgar çevirdi yönümü bu hileye
sonra sana eklendi doğaya özgün sanat

hayatın pabucunu geçirdim ya rüyaya
dualar kabul olur, kanamasın yaralar
insansa sıkıştırır hüznü iki haftaya
sükünetim kaybolur, özlem taşar sancılar


baksana yazamadım olmadı kefaretim
hatıran bir saniye uzak durmuyor bana
her nefeste sen varsın budur teslimiyetim
mısralar uzadıkça yakınlaşırım sana

2 Şubat 2013 Cumartesi

Çarşamba'nın Sırrı


Aceleci bir şairin notlarını okuyorum şimdi size
Bana değil müziğe kulak verin
Bugün günlerden Çarşamba
Modern dünyanın en büyük icadını tutuyoruz ellerimizde
Sahici bir aşkın gebesi olmak durumundayım galiba
Dur daha erken demeye varmadan klavyeden haykıran aşkın sesi  değil  de nedir
mushafları unutturuvermiştir, bu sarhoş edici çılgınlık
bir adam beklentilerin ne olduğu sorusuna vurmuştur gönlünü
beklediği cevaplarla soluk alıvermektedir her an
mutluluk birkaç kısa mesaja gizlenmiş duygularda saklıdır
yağmurun ne denli yoğunluğunu yağdından çıkarmıştır insanoğlu
soğuk iliklerine kadar işlemektedir ancak
birazdan bütün şehri ısıtacak bir itiraf tutuşturulacaktır
bir adam seni seviyorum bütünlemesini devrik cümlelere yaslamıştır aslında
duygularına hükmedemeyen şairin istemsiz kurduğu anlamsız
zamana dair bir tutarlılığı olmayan sıfat tamlamaları, tek bir yol ufka ışık tutar
tek bir yol aşkı gösterir insanlık adına bildiğimiz ne kadar söz varsa
söylenmiş, ya da söylenmesi beklenen 
ne kadar haykırış koparılmışsa etrafı okyanuslarla çevrili bir adada

engelin dik alası kravat giyen takım elbiseli adamlardandır
kendilerini aklayacak hiçbir sebepleri yoktur
kabuğundan çıkmaya çalışan bir sevgiyi resmi tatile maruz bırakmak günahına
bu aşkın doğum sancılarına verilen kısacık ara
bir ölüm gibi gelmektedir daha cinsiyetini bilmeyen anasına
şehirler hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştır aslında
engeller azalmış, mesafenin vuslat üstündeki etkisi bir kez daha kanıtlanmıştır
kuzey yıldızım daha bir parlak yansımaktadır düşlerime
ve ümitsizlikten zerre kalmamıştır çünkü
adam her yolu kuzey yıldızına uyarak gideceği konusunda anlaşmaya varmıştır nefsiyle
at gözlüğünü geçirip kafasına, tehditkar bakışlarını bürünerek
kaybolun lan demiştir varlığını göstermeye uğraşan takımyıldızlarına
son gökyüzü işgal edilmiş, çocuklara masmavi günlerin masalları anlatılırken
ipoteğe alınmamış tek bir parıltı kalmıştır yol gösteren geleceğe

gücünü yüreğinde hisseden adam sufizme gerek kalmadığını farketmiştir
onun kudretinin sınırtanımazlığı uzun ince bir şiirde vücut bulmuştur çünkü
ve anlamıştır böyle bir güzelliğin yoktan var olamayacağını
tanrının nefesiyle işlenmiş bu ses demir attırmıştır en baba mürettebata
devrik cümlelerini düze vurmuştur adam, sana aşığım demiştir
aşka boyun eğmek şükretmenin duygusal bir evresidir
şimdi farklı farklı gelecekler kurgulanmaktadır
mümkün her kapının ardını kurcalamaktadır adam
çizdiği haritayı zümrüt yeşili yollara yöneltmiştir
emindir kurtulmuştur çünkü kurtulmuştur ikilem içinde yaşamaktan
adını ömür boyu sürecek taksitli bir borca yazdırmıştır adam