Terleyen bir at dedi ki:

26 Mart 2013 Salı

O Ses Hiç Kesilir mi?

"Her kuyunun bir Yusuf'u var. Ama her Yusuf bir kuyusunun olduğunun farkında mı?" 

Zifiri karanlık, göz gözü görmediği, boğucu, bunaltıcı gibi gözüken; bizi karanlığın ortasında zaman geçirterek, fark edilmesi en zor ama en aydınlık ışığı, doğru yolu gösteren kuyularımızın olduğunun farkında mıyız?


Yusuf (as) abileri atmasa bile kuyusuna ulaşmak zorundaydı. Başka şekli olamazdı yaşamanın. Kendi sesini en berrak duyabileceği tek yer, yerin dibindeki o daracık alandı. Kuyusuna düşmek zorundaydı Yusuf, bu ayarsız kargaşadan, bu plastik, umutsuz yaşamdan bir nebze sesini sıyırabilmeliydi. Kendi türküsünü söylerken araya girmesi muhtemel parazitleri yok sayabilmeliydi. 

Kendiyle buluşamamış adama vahiy inmezdi çünkü
İnemezdi

Leş kargalarının cirit attığı o şehirden gönül rızkını kaçırmak zorundaydı Resulullah. İnsanın yüreği nasıl solmazdı bu her sabah ters taraftan doğan güneşin altında. Boynu nasıl bükülmezdi her defasında yanlış söylenmeye inat edilen sözler karşısında. Kaçmalıydı Resulullah doğru bildiği tek yere kendi sesinin derinliklerinde bulmalıydı hayat türküsünü. Böyle bir terapi olmaksızın delirmeye mahkumdu insan. Ya delirecekti ya da değişmeye mahkum kalacaktı. Ayarı bozulacaktı sesinin. Kendi tonunu kaybedecek, başkalarının türkülerini söylemeye başlayacaktı. 
Ve sonra dertler olacaktı değişen. Başındaki dertleri, topluma ayak uyduracaktı, başından beri ait olmadığı topluma.
İşte bu yüzden kendi Hira'sını bulmak zorundaydı insan. Kurtuluş seslerin kesilmesine bağlıydı. 
Resulullah boşuna her Allahın günü o dağın tepesindeki izbe mağarada vakit geçirmiyordu. Zamanı dişlilerine takılmadan geçmek için kendine vakit ayırmalı eşrefi mahlukat. 
Ben de bu yüzden her kalbim sıkıştığında, ne yapacağımı bilemediğimde, gözlerim isyan ettiğinde gördüklerine, kulaklarıma sığmayınca kelimeler, mantığımın düşüncelerine bir yanıt bulamadığında, "bir düşü düşlere dalaksızın kavrayamadığımda" ilk adım hirama koşuyorum. Gerek edebiyat gerekse şiir. İnsanın daarcığını titreten, kendiyle yüzleştiren ne varsa ona teslim ediyorum kendimi. Bir bakıma kendi Hira'ma çekiliyorum diyelim. Ve vahyi bekliyorum. Çünkü bir teminat var elimde. Bütün sesler kesildiği vakit tek bir notanın evrenin bütün sorunlarına kanat gereceğine dair. Çünkü biliyorum Allah Hira'sına sığınanları yalnız bırakmaz. Çünkü biliyorum ne yaparsam yapayım beni terk etmeyecek bir tek o var. 
"Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı."(Duha)


dünya sükut ettimi canım yüzün solarken

ah ettin de ne oldu duydu mu eller seni
çekil içli içine ör kendine bir yelken
savursun gidilecek son yere vahiy seni

bul kendi sesini de bağla çelik urganı 

el türküden hayır yok aşığa denir selim
alemden kulak kesip keşfet saklı Hira'nı
bölüşülen pastadan sana da varsın dirim

24 Mart 2013 Pazar

sana eyyamcı kinler biriktirdim
öylesine severken, ölesiye teslim olmuşken sana
amacımdan kaybolmuşken, unutmuşken sisli haritaları
yüzün bana hep o son günü anımsatıyordu
bir şehir yaktım, tanrıyı istemiyordum
çünkü o
bana hep seni hatırlatıyordu

aleve verdim günah diye adlandırdıklarını
unutuldu bostanlıkların kokusu
dumanaltı bir şehir istanbul
yaraların şehri
korkulu düşlerin, erken ölenlerin,
sokak ortası üreyenlerin şehri
elvedalar var yosun tutmuş bu kaldırımlarda
solgun yüzler gizleniyor sokak çocuklarından
yaza veda, çiçeklere, şiire veda
veda hayatı iliğine kadar yaşayanlara

sahte bir hayat yaşadım şu istanbulda
aşklarım birer birer inançlarıma kayardı
günlük sayfalarını karıştırdığımda yahut
gölgemi seyre daldığımda
garip bir tafraydı üzerime göçen
sanki acı çekmek için yaratılmıştım
başka yolunu bilmezdim yaşamanın
korkmaz idim sabaha çalan gecelerden
o dumanlı gökyüzünde saklı bir noktadaydı kuzey yıldızım
sonu yoktu bu plastik şehrin
yoldan geçenlere sığınacağı yoktu
kendi terimle boğuluyor
 ve kirleniyordum
düşsüz bir koşu bandının dişlilerinde


16 Mart 2013 Cumartesi

Aşk Azığımızdır



O kısacık dumansı rüyaları genişlettik alabildiğine... ki halinde bir mevsimin her anına sığdırdık... Aceleci olmak güzel şey değildi elbet, bildik... demek gözlerini kapadığında insan farkedebilecek kadar olgunlaşırmış, hiç bir elmanın beklemeden kızaramayacağını. Ve bir kalbi besleyen sadece bir damar olmadığını..

Dokularımızı ölüm öncesi mateminden ayırdık, kendimize tanrının istendiği, türkülerin söylendiği bir şehir inşa ettik, aşık olduk, sevdik, sevildiğimize kanaat getirdik.

Kol kola girdik, bedenlerimizin miskinliğine düşman kesildik. Yorulmak olmayacaktı, mühürlerini parçaladığımız dünyamızda, gri dalgalanmalara vurulmayacak, masmavi ölümleri gözleyecektik. Her haliyle güçlendirmeye çalışırken özbenliğimizi, koşaradım gelecektik... bir avuç doluya inat, göz yaşartıcı gözlere teslim olmaya...

Ölüm artık bizim için olası bir varlık mücadelesiydi. Ölmeyi istediğimiz kadar yaşama pençelerini geçirmeyi, kazanan tarafta el sallayıp sigara tüttürmeyi hayal edip durduk hep. Çünkü her şeyin bir sonu olduğu gibi kendi zincirimizi bacaklarımızı kesmeye gerek kalmadan eritmeye başardığımızda, kendi isalarımızı doğurup, yaşamak suçunu üzerimizden atacaktık.

Keşkelere bölüştürdüğümüz muhabbet halkalarını koparmamamız gerekti... Üç kişinin omuzları üzerine yüklenmiş bir yaşamdı bizimkisi, birliğin gücüne inandık! Hamdolsun beraber çıktık kuytulardan, yan masanın dumanını birlikte kokladık. Yinelediklerimiz vardı, her hamlede aynı yanağa çalışan bir boksörün kendini tekrar edişiydik.

Perdeleri yaktık, kapıları kapattık ve yusufla züleyhanın masalıyla dalgalandırdık düşlerimizi. Yüreğimizi bölük pörçük yapan, felsefelerimizin tozunu dumana katan bir masaldı. Her köşe başında Züleyhanın sesini ararken kaçırdığımız bir nokta vardı, aşkta ilk adım: Yusuf olmaktı
Yusuf olmaya çalıştık ve mevsimden değildi bizim can çekişmelerimiz, bir aşkı başlatmak ne kadar zor ise bitirmek öyle imkansızdı, sonrasındaki grilik ilk günahın ardındaki ıstırap ve insanın bitirmeye hiç niyetli olmayışı...

Merhaba derken hiç haberimiz yoktu, bize söylememişlerdi böyle duygulara tanık olacağımızı. Ki biz turuncu özlem yalanıyla kandırılanlardanız. İnsanı bağırmak değil, susmak ağlatır. Gözlerimizi bu  dünyaya açarken de ağlamıyorduk aslında, kendimize özgü sitemle karışık bir merhabaydı o. Ana rahminden koparılmaya sitem ediyorduk.  Kendi sözcüklerimizle ağlayabildiğimiz tek yerdi ana rahmi.

Hepimiz sahte bir Yusuf’tuk bu tiyatroda, başarısız oyuncular... Edebiyatın sürüklediği küllerinden bir şehri tutuşturmaya çalışan oyuncular... Ağzında sersem bir tat, griye bulanmış gözler ve pörsümüş cümlelerle şiir söylemeye çalışan oyuncular... Yönetmeni dinlemeyen, sahnenin ortasından tabutlar yürüten, muhasebeler canlandıran oyuncular... masumiyetlerini unutamamış oyuncular... tekbir yol ufka –aşka- gönül  vermiş adlarını ömür boyu süren taksitli bir borca yazdırmış oyuncular... oyuncular... oyuncular...

Kalın harflerle söyledik hislerimizi, şiirlerden kopup bakışlarımızda sükun buldu aşklarımız... ki sabrım bakışlarımda saklıdır. Büyümemiş devrimlerin, yetim söylemlerin fısıltısına kesilir ruhum. Çok zaman öncesinde kadına devretmişti erkek dudaklarındaki zehri. Şimdi o zehir nice yiğidin ciğerlerini dalamakta. Ölüm korkusuna binaen iltihaplanıyor aşklar. Leylanın hıçkırıkları yankılanmıyor.  Geçmiş söylemlerimiz yarınlarımızı alının ortasından mıhlıyorsa,

ki aşk zehre ihtiyacı olanların azığıdır...


Aceleci

6 Mart 2013 Çarşamba

.....


şubat gelmiş birbirlerine teşekkür etmeye başlamış insanlar
saatler yavaşlamış, takvim yaprakları koparılmaz olmuş
sahilleri boşalmış kalabalık ilçelerin
bu şehrin aşıkları soğuğa alışkın değilmiş
sen yaşamaktan korkuyormuşsun
konuşmayı unutmuş yalnızlar kadar

sırlar saklamışız birbirimizden
olacağına salıvermişiz sevemeyişleri
sonra itiraf edememişsinde, hiç sevmemişsin
gözümde ben büyütmüşüm değer verişleri

muhasebe etmişiz keşke demişim
keşke noktayı koyabilseydi geçmişine
hiç olmassa şimdi aczine küfrederek
inanmazdı erkeğin hiç sevmeyeceğine


2 Mart 2013 Cumartesi

Bir Baş Ağrısı

Aşka tutulmuş bir söylemcinin yalnızlığıdır
Düşlerin kıyısında yerden yüksek oynayan bir devrimci
Küçük harflerle dile getiriyor karamsarlığını
Her cümlede mağdur, sevdiği kadınların cesetleri
Bir mısrayı kendi sessizliğiyle haykırarak
Demeden gökyüzüne iç geçirdiğini
Bilmeden, peki ya özgürlük
Sevdiğimin gözlerinin ıslak bir kağıda çizilmesi

Söylenmemiş türküler var bu kağıdın gizlerinde
Sabır dediğimiz olay aşka bir tasarruf mudur?
Yıkık siyasetler, yazılmamış şiirler
Neyi beklersin yaban mersinim
Hangi yıldızın kayışına ayarlı yüreğin

Ne kadar hazırlık varsa sende kayboldu
Bilmiyorsun
Gelip senden geçemezdi düzenin çaresizliği
Gördüğüm bütün düşleri unutturarak
Bir kaybediş değildi elbet sana bağlanmak
Farabi de böyle vazgeçmişti rüyalarından
Ama aşk, daha büyük bir yevmiye beklenemezdi
Üçte ikisi ağlamakla geçen bu dünyadan

Herkes uyur, beni talaş ederler çıplak sokaklarda
Yalan yok, şubatların özlemiyle büyür aşkımız
Aşkımız evet, günün belli saatlerine sıkıştırılırda
Kerahatlerde atlamak için yaratılan yamaçlarımız

Hâlbuki bir atlayış planı değildi bu
Anılar, sorunlar ve sorumlular…
Bir topluluk ateşinde tek başına yanmaktı
Yürünemeyecek yollara inanmaktı aşk

Sen benim her devrime inat değişmeyenimsin
Gelip sana sığınırım eylemlerimden
Her zaman açık bir kapısı olmalı insanın
Bana uygun görülmemiş topluma inanmak
Bana göre değil sensiz baş ağrısı
Bu loş sözcükler ümitsizlik değil
Yeşil gözlerinin yüreğimde zonklaması





02.03.13


Oyunu kuralına göre değil içinden geldiği gibi oyna der erdemlilerimiz.Hata payını elimize veren de Allah'tır, aşkı ihtimaller denizinde yüzdüren de. Ve o denizde nice yaşanmışlıklar birikmiştir. şöyle iyice düşünmeden işeme düşlerime.
aramızda güçlü olmaya çalışan hep sendin. oysa aşk kimin güçlü olduğu konusunda bir yarış değildi. İpleri elinde tutan değil iplerine teslim olabilenlerin oyunuydu. Güçlü olan aşkın kendisiydi. sen hep alıntı cümlelerle gizlemeye çalıştın çaresizliğini. "Halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti" daha güzel bir sebep olabilir miydi dalgalı denizler kıyısında çaresiz kalmanın. Anlatamadım sana yüzüne çarpan o tuzlu suyun verdiği yoğun hissi. Kösnüdün denize karşı, dalgaların yönünü kontrol etmek istedin.
ve bana ki boyun eğdirdin her şeyinle. her türlü modernitene ayak uydurdum. Bu kadar zor muydu çaba göstermek, bilmem ben bütün gücümü senin gözlerinde buldum