Terleyen bir at dedi ki:

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Ey Beni Çıplak Bir Korkuya Düşüren Dünya

yıldızlar söndü aslan amerika dedi çarklar döndü içine alarak bizleri
çünkü amerika, alternatif dinin reklam yüzü kurucu üyesidir
fransız darbesi patlak verdi darbe diyorum haşa bir ihtilal değildi o
yaşamıyoruz dedim ben de ikinci dil mecburiyetinden sınıfta kalınca delikanlılar
ben de öğrenirim onları ben de tutarım elbet bir ucunu bakırdan sisteminizin
ama işte zamanı gelince aşık olan gençleri görünce: "NE AYIP"
ama işte zamanı gelince büyüdüğünü farkeden çocuklar:" DELİ ŞAKASI"
yaşamıyoruz dedim ben de var mı sözü olan, yaşamak bir gerçeklikse eğer
hayalgücümüzü emerek ayakta duran paradigmadır
bir de kuralları kendileri koyan çocuklar, onları çok severim

kolay olurdu ama sövmek kahrolsun bir şeyler ve diğerleri, hepsi
kendini bir şey olmaya hapsedenler, kahrolsun valentine day
doğru anda aşka tutunmaya kararlılığımız, kahrolsun valentine day
feda etmeyince sevilmiyor hayat, kahrolsun valentine day
kahrolsun dedim ben de elimden bir şey gelmeyince, pustum
bayram namazında abdestini kaçırıp dakalkmaya utanan çocuk gibi
ama bak hayat! tanrılığını kabul etmeyen serçeler uçuşuyor ortalıkta
ama bak aşk kaçıyor, yaşamak zor iş, düzene devam
ama bak şiir var tehlikeli belki ama var
ama bak küfrediyorum alçaklık belki, ediyorum
küfrediyorum dedim artık son uçağı da kaçırınca ellerimden

"-ben öyle bilirim ki aşık olmak evi terk ederken söndürmediği lambaları hatırlamamaktır!"

2.
yaşamaya tahammülün yok
şiire ve buruk acılara
sıyrılan akıllarımızı kurcalıyorsun
ey beni çıplak bir koruya düşüren dünya

rüya görmekte hiç de sıkılmam ayrıca

aşkı ve ona sarı gülleri yetiştiren dünya
ayrılığı bekledim yoruldum sanma
yaşamak için rızanı istedim diye
devrimleri bir yana, bir yana çocukluğun
gaddarlığın da bir türlü yok olmadı hala


"ben öyle bilirim ki" aşık olmak başka hiç bir düzene bağlı kalmamaktır

26 Temmuz 2013 Cuma

Yayınlamakta geç kaldığım şiir

Güneş Öpsün Bizi

sevgilim ucundan tutmaya çalıştıkça elim yanıyor hayatın
ama hep bir şiirde sana sataşmamam gerektiğini biliyorum
biliyorum seni saklımda tutmam sırrını açık etmemem gerektiğini
olur da vazgeçerim yaşamaktan, olur da kalem tutmaz elim
Çok uzun söylenmez bizim orda türküler, çok fazla kurcalanmaz hayat
Dur canım tutma ellerimden , parmak uçlarım yanıyor

yada tut, tut ellerimi saçımı okşa hırpala beni
nasıl olsa evsizim ve nasıl olsa bu beden tam pansiyon bir otel
evet gencimdir ve evet çok olmuştur elim kazma kürek tutalı
çok istedim bir kez yaşayabilmek en hayata dair olanı
ölüm insana yakışıyor diyorum pis pis gülüyorlar sevgilim
oysa sezen okusaydı ağlarlardı biliyorum ölümüne ağlarlardı
keşke diyorum ötenazi günah olmasa
bir de senin ağrı kesici dudakların

ülkemde esrarengiz şeyler oluyor
ülkemde, ülkemizde
ya da artık kime ait olduysa işte
hatırlayamıyorum kime kesmiştik cezayı hatırlamıyorum kimi suçlu bulmuştuk
ama şunu biliyorum ben seçmedim unutkan olmayı
tanrı da vermedi eminim çok farklı bir mesele bu
paylaşılmayan her bir bilgi sırtından vuruyor insanoğlunu
ama sen kalk güneş bizi nerede öpecekse biz oraya gidelim
ver elini, seninle girdiğim bütün çatışmalardan sağ çıkabilirim

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Yaşamak Bir Bilmece

yontulmuş şiirler gibi. her yanımda biraz uyuşmazlık
şarkılar hep benden yana azcık ta sarhoşum galiba
çünkü varoluşumla kanıtlıyorum içmeden de olunur
derviş önüne bakmazmış sevdiğine giderken değil mi ismail abi

çocuksu bakışlarımla bir fazlalık mıyım, karamsar cümlelerimle bir fazlalık mıyım dünyaya
oysa siz anlamıyorsunuz sevgilisiyle namaz arasında seçim yapmak zorunda kalanların halini
göremiyorsunuz yaşamayı inkar eden bir adamın bileklerine nasıl düşmanca baktığını
tabiata şekil verenlerden tiksiniyorum ve en çok celladına gülümseyebilenlere imreniyorum
dünya kurtarmak isteyenlerden de tiksiniyorum kurtarılacak dünya bırakmayanlardan da
öyle bir yaşamak ki oynadığımız üç saat süren bolywood işkencelerine benziyor
çünkü sınırlar dahilinde birbirimizi seviyoruz, yok yok biz aslında sınırlarımı seviyoruz

bismillahsız başladım yine ölümle köşe kapmaca oynuyorum bu şiirde
tüm dünya el ele vermiş şimdi beni yetim bırakmaya çalışıyor sanki
oysa kırlara çıkıp at sürsem daha bi anlamlı olurdu, ufukta şaha kalksam
sahi ya pastoral olsak biraz, başkan olmaya çalışmasak, hem attan da düşmeyiz belki
şiir olalım diyorum siyaset değil şerh koyalım kravatlara, haksız mıyım ismail abi

öz türkçemle söylüyorum bunu "vira bismillah"
yabancı dilim diyor ki avrupa birliğine girmeliymişim
yaz yağmuru gibi yaşıyoruz kesik kesik, bi dolu çöplük birikiyor hafızamda
bulutlara güven olmaz diyorlar, ben güvenmekten değil inanmaktan bahsediyorum
kilo alıyorum çünkü çok sevmiyorum kendimi insan sevdiğinden vazgeçemez çünkü
aslını inkar etmek, sevme hakkını başka şeylerde kulanmak devrimcilik ve antisekülerizm
dumanaltı yaşıyorum odamın camını açmıyorum sarhoşum havasızlıktan
çünkü insan düşünmek zorunda kalmıyor sarhoş olunca faiz lobilerini,
ve orta boy tanrıları falan

bazan yaşayacak bir şey bulamayınca insan caddeleri işgal eden avmlere ilişiyor gözü
el işi takılmak, kahve içmemek, guavera tşirtünü pazardan almak antikapitalizm
ne biliyorsa insan yazmak istiyor nasıl daha garip bir hal alacaksa dünya
bahar gelmek istemiyor, yaz bitmek istemiyor, okul dönülmek istemiyor
sokaklarda sürterken içimde bir sonraki namaza yetişebilme isteği
onca pisliğin içinde en masum yanına çatıyor ya bide, "kalbine"
dünyaya tersten baktıkça gerçek ölümü tatmak istiyor insan
bir daha aşık olamamak diyorum haksız mıyım İsmail abi

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Solmuş Bir Bahar

bir gün bütün rüyalara inanacağız sevgilim
inanacağız çünkü başka çaremiz kalmayacak
gözlerime bak ve bana gördüğün bu nefessizliği tanımla
ellerimi tut yaşadığımı anlayayım

babam beni hiç sevmedi
şu gökyüzünün koca bir yalandan ibaret olduğunu biliyorsun değil mi
kafanı kaldırmaya da gelmiyor
mazeretler dökülüyor sağnak
marşlarımız ev hapsinde
biz ki az çaylı çok televizyonlu gecelerde
oturmaktan pörsümüş kıçlarımızla sevgilim
ne kadar da özgür bırakıyoruz kendimizi

dilimde yeterli gücü bıraktığıma inanmıyorum sevgilim
sen say ki son anlarımda şiir okuyorum sana
bu da kendine solmuş bir bahar gibi
dünyaya tüfek çektim
ne olursunçekil şu namlunun ucundan
ve söyle onlara
söyle kendimi nasıl satacağımı öğretip durmasınlar
pazarlanmış ruhlarıyla nöbet tutuyorlar başucumuzda farkındayım
oysa ben daha kendi ruhuma söz geçiremeden
başkalarının aşkına nasıl baş koyabilirim
samut gecenin ne demek olduğunu tam olarak bilmesem de
uzatmadım daha fazla işte aldım elime tüfeği
yenikdüştük diyordum yine de gülüyordun ki
sen ses çıkaramayacağım bir yenilgisin

15 Temmuz 2013 Pazartesi

sahte

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
Doğan Ergül

madem yoktur ilacı ne doktora yanarsın
kanında şevk vardı da dünya mı oldurmadı
aşk ile görülmemiş derde derman ararsın
leylaya salık verdim o bile aldırmadı

Boş yere kürek çektiğini farkedince insan dili damağı kuruyor vallahi... Hayat için dedik bir kerhaneden farklı değil dedik. Dilimizde bu tür kuruntular dolandı yıllarca. Benim hayatım bitmiş...., uçan kuşun bize garezi var anasını satayım
ve daha neler... 
Hep başka varlıklardan bildim üzerime çeken bu kahrı. Hep bir baygınlık bir duygu sömürüsü. Ama dünyaya değil kendime. 
kendime baş kaldırdım gücüm yettiğince.  Dünyaya ise hep eyvallah dedim. 
Hüzün biriktirdim kendime. Ağlamak benim en büyük tutkum. Hala da gocunuyor değilim bu kendime her defasında söylüyorum. Değerlerim adına ağlayabildiğim sürece yüreğimdeki insanlıktan bahsedebiliriz değil mi?
 nereden geldiğini anlayamadığım hiç bir anlam veremediğim bazı canavarlar söndürüyor yıldızları. o yıldızlar ki ne kadar benim gözükse de bana hiç dahil olamadı. Ne demişti Sartre diyalektiğe yenik düşüyoruz...
Belki de düşmeye alışan taraf benim. Eyvallah diyorum her defasında, çünkü yeniden kalkabileceğimi biliyorum.Bir daha düşebilmek için.
Gururumu onurumu bedenimi süründürmeyi tercih ediyorum. Başkalarının ruhlarına basarak ayakta kalmak yerine. Güçlü olmayı reddediyorum hep. Güçlü olmak benim neyime, bedeli masumluk olacaksa eğer...
Siz anlayamazsınız doktor diyorum. Bileklerime düşmanlığımı anlayamazsınız. İplerden neden hoşlanmadığımı anlayamazsınız. Bu dünyaya olan küslüğümü anlayamazsınız. Mutluluğu elimin tersiyle itmem sizin meseleniz değil. Ben körüm sizin alışık olduğunuz mutluluklarınıza... 
Gidiyor olmamı anlayamazsınız ismimle tanınmıyacak olmamı

Aynalara bakmıyorsunuz ya görmekle kandırıyorsunuz kendinizi. Ama ben sizin ağzınızdan akan salyaları görüyorum saklayamazsınız kibirinizi hiçbir şeyi olmayan bir adamdan..

Ben de artık bir ölüyüm doktor. Çünkü yaşamanın, onurlu yaşamanın bütün şekillerini kaldırdınız ortadan. Yaşamak ki buysa eğer, ağzında salyalarla ben yaşamıyorum doktor. Ama sizin alışık olduğunuz cinsten bir ölü de değilim.

5 Temmuz 2013 Cuma

İnsaf Adlı Durakta

ben sana kelebekler toplayayım
sen hayal kurmasını öğret bana
gözlerimiz kilitlensin birbirine bir ilkbahar bahçesinde
sen bilmezsin aman ben bazı bazı kaçarım yağmurlara
sonra çıkar gelir karşına gök boşaldı derim gözlerime
bir akşamüstüydü buz gibi hatırlarsın inşallah
hatırmalayamazsın belki de hatırası hala bende
sen bana hayal kurmasını öğret 
ben ağlarken yalan söylemek zorunda kalmayayım bir daha
belki de bir gün ikimiz aynı rüyayı yaşarız 

iki oda bir salon tutarız, gözlerinin enginliğinde yaşarız ama 
küçük bi yatak bi yastık bikaç tencere
gözlerini de al gel kaçalım dünyanın bütün obamalarından
dünyanın bütün meksikalarına
bir sen bir de sesin yeter, bilirim 
senden ötesi dolgu maddesi alelacele hayatıma
ne suç işlediysek ikimiz alalım bizim olsun
bilirim kabulü zor ve kontrol edilecek gibi değil
temenni etmiyorum sana belki sabah olmaz
bak depresanı bıraksak da mutlu olmayacağız
tutunsak yine hep bir yerlerimiz kanayacak
ama sen kalbinden yanaysan eğer bekle beni o halkevinin önünde
sana havuçlu keklerimden getireyim

o soğuk akşama dönelim, bir daha karar ver sen
bir daha başlayalım, Allah restart çekenlerin yardımcıymış
bu defa mantık olmasın, bu defa düşünerek düşmeyelim istersen
gururun yağmur tutmaz karanlık kuyularına
dünyanın bütün startlarına seninle baş koymak istiyorum
aya seninle ulumak, rüzgara seninle teslim olmak
bir daha başlayalım, bir daha esirgeyen ve bağışlayan rabbin adıyla
ben bize yıldızları örtünebileceğimiz bir tepe bulayım ellerin ellerimde
sen bu sefer soğuğa diren sevgilim, diren soğuğa

sen gel ben manifestolarımı kurşunlarım
kut tohumları filizlenir ödem tutan yerlerimden
bir esmer tebessüm borcunu öder, 
içinde yaşadığımız şu bankacı...pardon şu tefeci dünyaya
sen gelirsen aşkımız gettolardan terfi eder
göz yaşartıcıdır seni sevmek kadar sana yalvarmak
amma ki böyle devam ederse işte sevgilim
birşeyeler karalayacağım kalbim/beynim savrulacak
gettolar sarsılacak, çırpınacak yandaş medya
yusufa talip olanın, talip olması gibi kuyuya
sen hiç düşünmeden ihtiyacın olduğu yere gel sevdiğim
ben seni bekliyorum insaf adlı durakta

sen gel diyorum
gel
ben sayısız ölürüm