Terleyen bir at dedi ki:

10 Mart 2015 Salı

Kalbin Dilde Bayındırlık Sancısı

Yok dedim dünyada bana ayarlı hiçbir saat. Yüzyıllık bir yanlızlık değil bu, cesedini tanıyamama olsa olsa, sandalyenin ne zaman itildiğini.  Bağlı olduğun bir takım incilere ve baharın ilk dolunayına tutunamamak... Sarılıp bir çift göze ve yeryüzünün tüm sessizliğine benimsin ey dünya diyememek bu. Benim değilsin ey uçurum, benden değilsin ama bana sahip. Çünkü ne ömrüm boyunca ait olmayı başarabildim hiçbir kalbe, ne de tufandan sonra tozumu üfürecek bir yoldaş olabildim kendime. lüks markaların defolu reyonlarında çürüyüp giden bir kareli kazak gibi... Modası geçmiş kadar yabancı, sokağa atılmayacak kadar asil, birinci tercihe sığmayacak kadar yaralı. 

Olsam olsam yamalı bir şiir olabilirdim bu halimle. Vebaya tutulmuş gibi titremedim mi her kroşenin ardından. Gözlerim sancıdı başım ağrıdı. Neşterini biler gibi çatlattı göğsümü içerideki. Hastayım hep inan mutsuz değilim ama, gözlerimi kapadığımda bazen öyle tamamım inan. Yanlış doktora başvurmaktı biraz, biraz aşktı biraz da yalan.  Baktığınla gördüğün arasındaki nuans farkı dedim buna. Mavi maviydi başından beri yeşil öyle yeşil güneş hep sıcak. Gördüğüm renkleri değil baktığım gökyüzünü kabul ettim. Bundandır her oyunda kazanacak yerler ısmarlarım kendime, bundandır yaşarken gömmem kaybettiğimi. Bir de kurtulamadığım”bulduğum sonuçları sıfırla çarpmak alışkanlığı” Baktığıma inanırım gördüğüm çoğunlukla gri. Sevdiğimi söylerim her cephede, oysa ağaçlar bazan yeşil değiller gibi. 

Böyle zamansız kustukça akıl 
Gönle şafak sordukça 
Kapımı yumruklayan ev sahibisin
Yoksulluğun kitabını yazıyorum burada

Çokca anlatmaya çalıştım insanlara
Görmenin ağızda bıraktığı kekremsi tadı 
Bir de kalbin dilde bayındırlık sancısını
Zalim diyorsam burda “şu bizim gerçek leyla”
Kediler de muttasıl yalarmış yarasını
Gözlerim hala sağanaktır ha, sakın sorma(!)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder