Terleyen bir at dedi ki:

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Kalbimde Kasımpatları

sevgilim bundan böyle yazdığımda sana
altına imzamı atmayacağım
çünkü umut denmez buna
benden gelenleri okumazsın diye bir gün

omzumda beni yoklayan bir ikaz taburu var. hüzün hiç yakışmıyor yaz aylarına.sıcak en çok mesafeleri genişletiyor, insanlar muttasıl ölüyor birbirine bakarken. ben buna hayat diyorum inceldiği yerden kopuyor, koptuğu yerde kalıyor.

koşacak bir yerim yok deme
koştuğum yerlerde bulamadım de

aradım. dünyaya eksik gönderildiğimin farkındaydım, yeryüzüne baktım arşınladım tüm kapıları, odalıkları, yaz aylarını, kış aylarını çocukluk fotoğraflarımı, okuduğum kitaplara karaladığım mısraları, ağladığım, rüyaları ergenlik sancılarımı, arkadaşlarımı, dostlarımı, kurcalamaktan eskittim aynaları. uzanabildiğim kadar göğe iliştirdim gözümü, sana geldim. buldum eksik olan o mukaddes parçayı. belki çöllere atmadım kendimi, belki kuyudan bir parça su alıp dökmedim denizlere, satır aralarında aramadım seni. ama yorgun bir akşamüstü tenhalığında buldum ellerini, kan ter içinde kaldığım yollarda gölge oldu bana ellerin. "yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma" gözlerinden içtim yaşama isteğini. bitimsiz bir aşkı ekledim vücudumun en işlek yerlerine. sonra tarifi zor köşelerimde bile tonlarca ayak izin. ve bastığın yerde filizlenen sonsuz merhamet.
şimdi bir ölüm daha yazılırken aşkımıza varlığımız hürmetine, biliyorum dönüşü yok bu gidişin, bu gelmeyişin, insan beklediği yerlerde ölüyor. ikinci kez kaybolan bir kuş bulunmak istemiyor. dost düşman herkes aynı şeyi söylüyor.
bir sen yalan söylüyorsun
sevmiyor sevmiyorsun...

sevgilim ben ikimizin eskittiği yollarda yürürken
dilimde bir ağıt kulağımda nal sesleri
ki en olgun yazdır bu, savaşa ve hasrete
içimizde büyüyen toplu mezarlıklardır
kalbimde kasımpatları var , kulağımda nal sesleri


bir moğol ordusu uzaklaşıyor buradan
bu gelen şehrin uzağından
allahın elçisi olmalı
görülerin ötesinden haber getiriyor bize
rüzgar artık esmeyecek
ne yalnız bırakıldınız,
ne de bir musa işaretledi kapınızı
yine de yalnızsınız


suya değen gözlerin kirlenirdi, akla bulanan kalbim seni arardı, yağmurların biriktirdiği bu kargaşanın som demlerinde. tufana salardım bana dair ne varsa, gitmez kalırdı senden bana ne vardıysa. şimdi ise oturmuş aynı yerde bekliyorum. zaten ben hep aynı yerde bekliyorum.( "İnsaf Adlı Durakta") benliğim değişiyor sen kalıyorsun. lakin sığmıyorsun bu eve sığmıyorsun...


seçilmiş olmak istemezdim Nuh'la tanışsaydım
mendilim kanlı, düşlerim çalakalem
dünyayı unutmaya çalıştığım kabuslara
bir seni getirmiyorum
karanlık bir adam değildim
düşlerin telaşında ararken
nicedir gözlerinde eskittiğim kendimi
yüzüm toprağa dönük
göklere de hiç yakışmıyorum
çünkü hep seni özlüyorum
hep seni özlüyorum

ve kahinlerin eğirdiği bir telaşın doruğunda, sana geldim. kanlı mendilimi göstermeye değil, kırık aynalarımı, yonttuğum mısraları, boğulduğum kıyıları, öldüğüm odalıkları, gözyaşlarımı saklamaya değil...gördüğüm rüyaları yaşatmaya geldim. ellerini kalbimden geçirip, tuttuğun tüm kötülüklerin hesabını vermeye, göğe gözlerimizi iliştirip gördüğümüz yıldızları dost edinmeye, üstümüzü koca bir gökyüzünü örtünmeye geldim. sana bir sır vermeye koca bir çınarın yapraklarından damlayan bal değil de nedir demeye, yeryüzündeki tüm aşkların hasat zamanında sana savrulmayacak bir ev vermeye ellerini bırakmamaya geldim

senin olmadığın tufanlarda dolaştım yıllarca,
seneler bir gündü bazen
yokluğun seneler
ölüm kare ölüm 

ve bahçemin yeşertemediği tek gül sen
"çiçekler
ağır
dır
lar
yardım
et"

LÜTFEN...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder