Terleyen bir at dedi ki:

31 Mayıs 2015 Pazar

Kronik Baş Ağrılarım

hayal kurmadan hiç de korkmadım ayıca
sen güneşi sakladığın günlerin
hesabını zor ödersin dünya
günah olmasa ötenazi derdim
günah mıdır sevgilinin dudakları
bu yüzden önce namaz kılınmalı
sonra affına sığınmalı ilk bakışların
ihramdan çıkamazdım ayrılık olmasa
dizlerim kirlenmezdi düşmeyi öğrenmeden
ama ne toz pembeyim ne de mutsuzum dunya
yokus nedir bilmezdim
alnımda kalmasaydı izi
afyon kokulu cengaver vakitlerin
çatallaşmış sesimle söylüyorum sana bunları
kır çiçeklerini getir bana
gördüğümle yetinmiyor
baktığıma aşık oluyorum


24 Mayıs 2015 Pazar

Bizim Bulanmış Beyazlığımız

lam la başlıyorum söze
yoksa çok hayalperest olurum fazla anakronik
ilk adımın büyük olmaması öğretiliyor bize
sen bunları eğitime say sevgilim
aşkla iğrilen yanlarımı budadılar

kuşlar çok yukardan uçuyor, adımlarımız çok kısa
öldüğümüz yalandır en çok yaşadığımız da
beyazlık bizi rahatsız eder sevgilim
huzur kudurtucudur
ama sen bunlara delilik de
boğucu bir meşgaledir dünyaya ulanmak
sen bulansan ben ağlarım da sana susarım

susarım da çanlar bayındır içimde
kimseye etmem şikayet
kurtarılacak bir adam değilim karanlığından
gökyüzünün yüzüme küsüverdiği olur
geçtiğim yerlerde bıraktığım pislik
kalbimdeki bu yoksulluk
bu Allahsızlık
biz hangi haçlı seferinde böyle olduk sevgilim?


sen bir beyaz idin
karanlıktaki
açılmamış gonca
şimdi onlarla aynı yürüyorsun
beyazlığından utanan sen nerede
nerede o eski günler
ellerimizi Allah'la birleştiren
tuttuğumuz aşktı baktığımız Allah
bize de kafir deseler yeri midir sevgilim?

bize de aynı deseler yeri midir?

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Kalbimde Kasımpatları

sevgilim bundan böyle yazdığımda sana
altına imzamı atmayacağım
çünkü umut denmez buna
benden gelenleri okumazsın diye bir gün

omzumda beni yoklayan bir ikaz taburu var. hüzün hiç yakışmıyor yaz aylarına.sıcak en çok mesafeleri genişletiyor, insanlar muttasıl ölüyor birbirine bakarken. ben buna hayat diyorum inceldiği yerden kopuyor, koptuğu yerde kalıyor.

koşacak bir yerim yok deme
koştuğum yerlerde bulamadım de

aradım. dünyaya eksik gönderildiğimin farkındaydım, yeryüzüne baktım arşınladım tüm kapıları, odalıkları, yaz aylarını, kış aylarını çocukluk fotoğraflarımı, okuduğum kitaplara karaladığım mısraları, ağladığım, rüyaları ergenlik sancılarımı, arkadaşlarımı, dostlarımı, kurcalamaktan eskittim aynaları. uzanabildiğim kadar göğe iliştirdim gözümü, sana geldim. buldum eksik olan o mukaddes parçayı. belki çöllere atmadım kendimi, belki kuyudan bir parça su alıp dökmedim denizlere, satır aralarında aramadım seni. ama yorgun bir akşamüstü tenhalığında buldum ellerini, kan ter içinde kaldığım yollarda gölge oldu bana ellerin. "yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma" gözlerinden içtim yaşama isteğini. bitimsiz bir aşkı ekledim vücudumun en işlek yerlerine. sonra tarifi zor köşelerimde bile tonlarca ayak izin. ve bastığın yerde filizlenen sonsuz merhamet.
şimdi bir ölüm daha yazılırken aşkımıza varlığımız hürmetine, biliyorum dönüşü yok bu gidişin, bu gelmeyişin, insan beklediği yerlerde ölüyor. ikinci kez kaybolan bir kuş bulunmak istemiyor. dost düşman herkes aynı şeyi söylüyor.
bir sen yalan söylüyorsun
sevmiyor sevmiyorsun...

sevgilim ben ikimizin eskittiği yollarda yürürken
dilimde bir ağıt kulağımda nal sesleri
ki en olgun yazdır bu, savaşa ve hasrete
içimizde büyüyen toplu mezarlıklardır
kalbimde kasımpatları var , kulağımda nal sesleri


bir moğol ordusu uzaklaşıyor buradan
bu gelen şehrin uzağından
allahın elçisi olmalı
görülerin ötesinden haber getiriyor bize
rüzgar artık esmeyecek
ne yalnız bırakıldınız,
ne de bir musa işaretledi kapınızı
yine de yalnızsınız


suya değen gözlerin kirlenirdi, akla bulanan kalbim seni arardı, yağmurların biriktirdiği bu kargaşanın som demlerinde. tufana salardım bana dair ne varsa, gitmez kalırdı senden bana ne vardıysa. şimdi ise oturmuş aynı yerde bekliyorum. zaten ben hep aynı yerde bekliyorum.( "İnsaf Adlı Durakta") benliğim değişiyor sen kalıyorsun. lakin sığmıyorsun bu eve sığmıyorsun...


seçilmiş olmak istemezdim Nuh'la tanışsaydım
mendilim kanlı, düşlerim çalakalem
dünyayı unutmaya çalıştığım kabuslara
bir seni getirmiyorum
karanlık bir adam değildim
düşlerin telaşında ararken
nicedir gözlerinde eskittiğim kendimi
yüzüm toprağa dönük
göklere de hiç yakışmıyorum
çünkü hep seni özlüyorum
hep seni özlüyorum

ve kahinlerin eğirdiği bir telaşın doruğunda, sana geldim. kanlı mendilimi göstermeye değil, kırık aynalarımı, yonttuğum mısraları, boğulduğum kıyıları, öldüğüm odalıkları, gözyaşlarımı saklamaya değil...gördüğüm rüyaları yaşatmaya geldim. ellerini kalbimden geçirip, tuttuğun tüm kötülüklerin hesabını vermeye, göğe gözlerimizi iliştirip gördüğümüz yıldızları dost edinmeye, üstümüzü koca bir gökyüzünü örtünmeye geldim. sana bir sır vermeye koca bir çınarın yapraklarından damlayan bal değil de nedir demeye, yeryüzündeki tüm aşkların hasat zamanında sana savrulmayacak bir ev vermeye ellerini bırakmamaya geldim

senin olmadığın tufanlarda dolaştım yıllarca,
seneler bir gündü bazen
yokluğun seneler
ölüm kare ölüm 

ve bahçemin yeşertemediği tek gül sen
"çiçekler
ağır
dır
lar
yardım
et"

LÜTFEN...


16 Mayıs 2015 Cumartesi

Hali Pürmelalim-2

evlerden devam ediyorum söze
kapılar vardır evlerde
kapılar dünyaya açılır 
kapılar içtekilerle dünyaya kapanır
insanın dünyası değişir 
insanın içtekileri
benim olmayan evleri sicilimden temizledim
lakin onun girmek istediği tek ev olamadım
komşu olmak istedi arada bir çaya gelmek
yastığımın altındaki yalnızlığı yokladım
kapılar vardır kapılar
içtekilerle dünyaya kapanır
o evinde ben sokakta 
kapıyı açmaz diye muttasıl ağladım

kim mi 
ben, yolların fahişesi 
yolda doğan yolda konaklayan
yolda göçecek olan 
hangi yol mu?
onun yolu 
yağmur, kar felaket yollar 
barınak mı dıştakilere kapalı
dıştakilerle heyecanlı
içerdekine ev denir 
dıştakine heyecan 
ben kapılardan alınmayan
sevmesi tehlikeli
sokak çocuğu
hali pürmelalim
hepsi biraz da bu

15 Mayıs 2015 Cuma

Hali Pürmelalim

1

boğazımda bir tortuyla büyüyorum
umarım kalbim buna da alışır

gençliğimle başlıyorum söze
gemilere binmeye çekinen gençliğimle
ben uzun yolların fahişesi
yolda doğan yolda konaklayan
yolda göçecek olan
şiire hevesli
kavgalardan kaçınan
baktığına aşk gördüğüne Allah diyen
ben kafası elleri arasında ufalanan
adam olmaya niyetli
doğuştan bakımsız
yıllarını çekyat altında saklayan bir çocuğum
hepsi bu

aşka heveslendim
hikayem böyle başladı
sonra karşılıksız çıktı yazdığım tüm mektuplar
insanlığa gök resimleri çizdim
tufandan nasıl kaçılacağını öğrendim
tufandan tufan olmadan kaçamazsın
yıkmadan evlerini
gidecek hiçbir yeri yok uğurladığım günlerin
nasılsa dostum gökyüzüne derdim
nasılsa düşman bana yeryüzü
şimdi küfrediyor bana geceler de

insan iki kişidir bir bünyede
bazen üç
giden yeni yollar bulur kendine
acılar kalanlarındır
bazen yalnız kaldım korundum cürmünden
çok düşmanım oldu bazen
dudaklarından öptüğüm
bir dostum var dedim
insan iki kişidir bir bünyede
biri gider gitmesi gereken yere
kalan sağlar bizim değildir.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

İlklerin Getirdiği

İlkler daima acıtır
Kılıcın kınından ilk çıkışı
Kör bir bıçağın ilk ziyareti kalbe
Serbest bir damardam fışkıran hüzün...

gerçekleri yazmak isterdim ah dişlerim olmasaydi
Ciğerimden gelen acının dişlerimde yankısını
duymazdım bu kadar sessiz kalmasaydın

Ilkler daima şaşırtır
İkide uzlaşmaci hali dünyanın
Yalnızlıktan payına düşeni alırsın

Koşacak hiçbir yerim yok deme
Koştuğum yerlerde bulamadım de

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Ayrılık Şarkısıdır

haydi aceleci, kalp ağrısıdır
düşman dağıldı, aşk acemi iz bıraktı kör bıçakta
toprağından çıkmanın tam da sırasıdır
ben kimim diye ağlayıp duruyorum aynalarda
ölmek istiyordun, işte şafak tamam
bir sebep arıyordun ya hani yokla kalbimin kapısını
dindir, dilin döndüğünce bu cehennem yankısını
koptu ya kıyamet gülün dikeninden
durdu ya geceye, yani oruca,
durdu ya kalbim kadim susuzluğa
budur aceleci, ölüm arasıdır
varsın gece hayatı gül sansın hala

haydi aceleci,  ekmek davasıdır
dikilsen ayağa düşlere değecek başın
yıldızlar gökyüzüne yorgun bir haberci gibi serilecek
dünya sessizlerin şarkısına kulak kesecek inan
her ışıkta bir umut, her dalgada bir hayat
dikilsen olmazlardan dirilecek kainat
haydi vur dizini yere, bağır içimdeki kalabalığa
gördüğüne sahip olmanın verdiği güçle bağışık
baktığını görmenin saflığını,
berraklığını
deliliğini, yalnızlığını,
vur dizini yere, unutsun kalbim ekmek davasını

haydi aceleci ayrılık şarkısıdır
bu hava soğuk bu sular kurak bu yağmur verimsiz
bu savaş çıkmış çığrından
bu gidiş takıldı boğazıma
bu gül doyumsuz, bu beden sessiz
kabullenişler masada çığlıklar gereksiz
gece güle mahdud, gül geceye düşman
ayrılık bu diyarda, gülüşüm yarda kaldı
bildi gece ömrünü yılmadı gülün dikeninden!
incitemedi onu yine karanlığa saplandı
saplandım aceleci!
bir türkü tuttur kuyulardan
bana bir el ver
sularım bulanmak üzere
yüzüm yeryüzüne benziyor
bana bir el ver


















8 Mayıs 2015 Cuma

Aşkı Hayata Ulama Politikaları

eksiği olmayan bir güneş gerek
örtündüğüm gökyüzünün altını ısıtacak
yanlışı olmayan bir söz çünkü sevgilim
aklımla girdiğim savaşta lazım olacak

ölmekten kaçmazken gözyaşım çok oldu
yahut aşktan
sen buna hayat dersin sevgilim
bizi yatakla toprak arasında diri tutan

eyvah görmemekteyiz soluduğumuzu
masallar eskiyor gecelere kaçaraktan
biz yalnız eskimeyen kavgadan kaçmaktayız
boşalan şarjorse su akla karışan demir balyoz
kurtulan ev delip geçiyor tufanı
vuran el arıyor suyu
uyuşan yüzler sırayla terk ederken oyunu
bitti zaman ölsem de durur nikahım
düşsem de burdan kuyuya
ararım kendimi sana
bulunacak bir başka yerim yok
ben ki savaştan beriye bir lokma sen kalmışım
anlatamadığım şeyler var gözlerimde
savrulup dursak da yine seni buluyorum zamanın dişlilerinde

böyle yurtsuz ve mavi
böyle bastığın yerleri yeşerten güzelliğin
kime değse gözlerim
dönüp tövbe ediyorum kendime
battıkça güneş iliklerimden sana seriliyorum
kuruyacak bir dalım yok
gözlerime kadar ben yime ıslanmışım seninle