Terleyen bir at dedi ki:

11 Ağustos 2015 Salı

Aynı Yolları Geçerken Tanıdık bir Seda

(sonra diyorum
başka bir hayatta
onu tekrardan bulacağım)


shakespeare burda olsaydı alnımdan öperdi beni. ben ona gördüklerimi anlatırdım. o bana yeryüzünü gösterirdi ve elim boş bir şekilde salardı beni yurtsuz maviliğe. bunun sonuna bir aşk şiiri gelebilirdi belki. ama hayal görmenin de bir sınırı varmış.

derinden çıkıyor
kemiklerinden kurtulmuş yaşamak mucizesi
ve göğsümü durmadan bir mavilik ağrıtır
başkentte bir yerde
karanlığın rengini açıp açıp
evsiz kalmanın şaşkınlığını
gemileri yakmanın işvesi çalkalıyor
hasreti yaşatmayan ikinci kişiliği
ben şair sanıyorum 
Acıyı müjdeliyor


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Koşmaktan Nefret Eden Atlar

bütün atlar yalnız bitirecek koşuyu
ama biz koşudan sonra da eve yalnız döneceğiz
suyu ayrı ocakta ısıtıp
ekmeği ayrı sofrada kıracağız
gözler önünde demlenip
katıksız şiir diyeceğiz ölüm marşımıza
görenler aklımıza hayret edecekler
ve buna en çok kalbimiz kırılacak


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
ama yine biz terle örteceğiz gözyaşlarımızı
sırtımıza havlu koyan anamızı anıp
sonra devlete ilenen annemizi
üç oda bi salonlara bırakacağız
öfkeden toprağa bürünmüş gözlerimizle
hayatın lojman griliğini görmeyelim diye


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
biz aldığımız kupaları küllük bileceğiz
hiçbir zaferden yenilgiyi ayırmamak adına
aşk, evlat ve küresel ısınma hariç
1'e dahil onlar
1'i yarım kalan biz ahiri ezelden bileceğiz
ayak izlerimiz azaldıkça mutlu olacaklar.


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
bahsi oynanmamış bizler yarışmayacağız
yoruldum hayat! naraları atarken birine
gelip daha çok yormasını dilemek bir gün
Ve nefsimizi tek sürüp toprağın çılgarına
yaşamak diyeceğiz  işte bu,
kanla, terle, gözyaşıyla...
yalnızlığımızdan en çok tanrı utanacak.

4 Ağustos 2015 Salı

Bir Elmanın Yarısını Kurt Yemiş

kendimi karşıma alıp efkarlandığım günler geride kaldı  biliyorum. çünkü artık parmak ucumdan kalbime ulaşan urlarıma acizlik devşiren o soğuğu hissedemiyorum. ne kışın cömertliğinde bir değişiklik oldu ne de kısaldı geceler. hala boş bir yer var sofrada, içimi de çıkarıp koyamıyorum artık oraya mesele bu.
ben inanan bir adamdım, savaşın hırçınlığına, aşkın bekasına kurdun insafına. tekinsiz otlaklara aşık olmam bundan. sahip olduğum ve harcayacağım bütün sözcükleri bir ince yeşilliğin uğruna adamış olmam, bir türlü adam olamamam da.
nefesin böğrüne oturmuş bahar. kan dolana dolana düşman olacak damarına. vuslatla bilenen kalbim şu nehri ortadan ikiye birazdan. biraz daha uğraşsam hatrıma düşecek bir damla yaş, bir daha aslanın pençesine düşen 18 yaş. ben keşkelerle biten cümlelerin adamıyım doktor. önce iliğime kadar yaşar, sonra keşke derim, birazı gerçek olsa. hiçbir açıklaması yok eskittiğim günlerin. bahanem yok, yorulmak istiyorum kendime karşı. kendimi eskitmekten ve sürekli ertelenmekten yorulmuyorum doktor. mesele bu.  

kötü sonlar hep güzel başlıyor. bir at ki sonunculuğa eğitilmiş. yaşamım üstüne zar atıyor, ne vakit ölmek dilesem elime yüzüme bulaşıveriyor akıttığım ter. koşuyorum koşmasına, ama kime ama neye...işveli dünyanın namus kontrolünde sınıfta kaldım doktor. çıplaklığım polis raporlarıyla görülü. cümle kainat merhametle örülü lakin ben merhametin şiirinden anlamam. bana acı su, light sigara mümkünse bir de yeşil reçete. dilime de ket vurmanızı isterdim doktor. ama dilim sussa gözüm konuşur, içim sustuğu vakit dışımda cenaze marşı.

yalnızlık tanrının lütfu doktor, benimki sesini duyuramama. içime kadar bağıramıyorum, dışarıda zaten hep eğri büğrü hevesler, insan içine kör dışına bulanık. oysa yine dırlı dirli bitiyor cümleler.  çok anlatmaya çalıştım insanlara, söylemenin ağızda bıraktığı kekremsi tadı, bir de kalbin dilde bayındırlık sancısını. ama anladım doktor. tamamdır, pişmanım. kazanmaya çalıştığıma, anlatmaya sesimi duyurmaya ölümü kurguladığıma da. anladım sordukça insan kanatıyor yaraları, yarasını gösteren bin yıldır üryan. insan tek kişidir bir kalpte fazlası zarar. ama elden ne gelir ki doktor. dağdan gelen aşk bağdaki benliği kovuyor. bir elmanın yarısı olmak koca bir yalan

2 Ağustos 2015 Pazar

Yaşamın Vebali

      "mutlu bir sonu görecek kadar uzun yaşamaya dayanamadım" kim bunu yazardı ki mezar taşına. dünyaya böyle bir mesaj vermeye kim cüret edebilirdi. bütün mutlu sonlar elimizin altında olmalıydı. kaybetmeyi ne kadar çok sevsek de, bileklerimizi her kanattığımızda evde bizi bekleyen bir parça mutluluk olmasını ümit ederek fazla derine inmezdik hani. en yakın dostumun cenazesinde boyumu aşan felsefi sorulara dalmıştım. hüzün nedir, niçin izin verilir, nereye kadar sürecek? bizi yüzüstü bırakanları sevmeye devam edecek miyiz, bize zarar veren ya da gerçekten var olmayanları... mantıklı düşünmeye kalkarsak.. yo hayır... onu yıllar önce içimdeki uzaklara göndermenin pişmanlığını yaşamıyorum, yaşamAyacağım. 
          musalla taşının etrafı kapalıydı kimse göremiyordu. biri şeyler gidiyordu uzak diyarlara ama kimsenin kim olduğundan haberi yoktu. haberi olan da gelmemişti zaten. gelenlerin hiçbiri tanıdık değildi bana. gözlük takmak zorunluydu çünkü renklerin kışkırtıcılığına bulaşmak istemiyordu yolcu. kabrinin bilinmemesinden sonra son isteğiydi bu. ama tabi ki de biliyordum ben. ellerimle gömdüm onu oraya, çıkmayacağından emin olmak için. 
        imam efendi hakkınızı helal ediniz dediğinde kalabalığa uyamadım, dilim varmadı. bende bir hakkı yoktu ama ona borcum olan bir hayat vardı. o kadar çok ağladım ki gerisini hatırlamıyorum. kendimi elimde bir büyük absolutla buluverdim mezar taşına yaslanmış. İthal içki dedim, sevmezsin... 
     onu ellerimle göndereli 3 ay olmuştu. eğleniyordum ama ona ihtiyacım vardı, çünkü ağlayamıyordum hakkım olmayan bir hayatı yaşıyordum onun adına, hakkım olmayan mısralara bulaşmıştım. bir gün bileğime davrandım, eski günlerde yaptığımız gibi. sonra beni durduracak bir şey kalmadığını ve acıyı hissetmediğimi fark ettim. Panik atak dediğin ölüm korkusuymuş. kendimkinden değil, ölüm bahsi geçince onun haksız gidişinden canım acıdı. ve o günden sonra yaramı acıtana kadar deşmeye, her gün onun kabrini ziyaret etmeye başladım. 
   avukat olduğunu ancak tahmin edebildiğim takım elbiseli o adam o gün gelmeseydi adam akıllı bir efkar yaşıyıp belki birkaç aya yaşadığım günlere sahte imzamı basıp kurtulabilirdim. ama o beni meftanın toprağına kusarken buldu. "geri dönmek zorundasın orada olduğun biliyorum orada kalmaya hakkın yok" zırvalıyordum işte, O ise geldi ve "yavrum" dedi. "Korkma çünkü hiçbiri geçmeyecek, canının acıyıp acımaması senin seçimin. adam olmak ya da olmamak, kurtulmak ya da daha da dibe batmak." 
    benim hakkımda hiçbir şey bilmiyordu ve sikik* laflara ihtiyacım yoktu. ama ben o ilk sözcüğün bende yarattığı uzlaşmacı hal ile cevap verme lütfunu bahşettim ona." orada saklanmaya hakkı yok"
(sonradan fark ettim ki duygularını paylaşmak kendine bahşettiğin bir lütuftan başka bir şey değilmiş)

onunsa cevabı netti." asıl ölülerin dirilip yeryüzünün suyunu bulandırmaya hakkı yok." 

işin içine hak hukuk girmişti bir kere, karanlıkta saklanmaya hakkı var mıydı insanın. şiire bulaşmaya kuyuları sevmeye... aklımdaki kaosu dindirebilmek için en azından bir cevaba ihtiyacım vardı. ama kimsenin sözüne güvenecek ya da saf niyetine inanacak değildim. özellikle takım elbise giyenlerin. arayıp bulmam lazımdı. "hak"dı "hukuk"du cevapların sofrasına adımımı attım ve avukat oldum. vahşi ormana daldığımda elimde kazandığım yeni suratlardan başka bir şey yoktu. çıktığımda ise savaşı bitirmiş olmanın mutsuzluğuna sahiptim. yıllar önce o avukat yanılmıştı. ölülerin her zaman dirilmeye hakkı vardı. Ama kendi ellerimizle öldürdüklerimizle bir şansımız yoktu. onlar dirilse bile artık tanıdığımız kişiler olmayacaklardı. ben de bir masumun hayatına katletmiş olmanın vebalini çekmek zorundaydım, yani kendimin...
   

Karşılıksız Reçete

nasıl bir ilaçsa bu
yan etkisinden küçük
anlattığım her şeyden pişman oluyorum doktor

anlaşılmayan yaraları olmalıymış insanın
nefse günah keçisi her deliye lazım
herkese de bir dönem deliliktir reçetem
kanın tadını bilen ağlamıyor doktor

yazmak korkuluktur, söylediğin cesaret
söylemek bilinmektir kolaysa aklın oku
insanlık irkilirdi olmasaydı metanet
bir söyleyen bin kere pişman oluyor doktor

içime hudut gerek ışk özgürken yakıcı
aşk ile yekte duran ellere verir çoku
dışardan görülmektir asıl çarmıh acısı
ilk soyunan bin yıldır çıplak geziyor doktor