Terleyen bir at dedi ki:

15 Eylül 2016 Perşembe

Ört Üstümü

Bir aşağı bir yukarı 
Dalgalanıyor kalbi 
Örtün üstünü
Üşümüş, cennetten bir renge özenmiş elleri
Acıyın
Mihraba değecekken takılmış ayağı
Anlayın işte baba olmuş sonunda 
Tüm yoksun şiirlerin babası
Okuyun işte

Korktum,  benim dediğim ve büründüğüm cümle renkten.  Yaşadım,  yumruğumu parçaladığım duvara düşmanlık hissiyle, adıma geciktiğim günlerde. Farkındalık yaşam ağrısıdır derken vücudumda büyüyen urların henüz yetişmediği yerlerimle bakmasını öğrendim.  Bir de sevmesini. Gökyüzünü incittiğimi düşünerek yaktığım sigaraların pişmanlığıyla yürüdüm. Kendini de bi kenarda bırakınca tutacak başla eller arıyor insan.  Sıra kendime gelene kadar o diğer ellerin huylarını ezberledim.  Sevdim desem yalan olur, benimsedim.  Güldüm kızdım emzirdim seviştim ve ihanet ettim.  Derken  kendime kendi gözlerimle bakmasını öğrendim. Berrak bir su değildi gördüğüm,  yansıyan masmavi bir gökyüzü de değildi gözlerime.  Baktığım griydi  çoğunlukla,  gördüğüm bana aitti,  bana dair değildi ama.  İnsan çok çabuk bocalıyor sahip oldukları ya da tadına vardıklarıyla tanımlamaya çalışınca kendini.   Yalnız kalıyor.  Bırakma. Ört üstümü! 
    Açılması için bedel ödenen kapılardan geçtim. Ucu görünmeyen yolların her birinde yürüdüm azami miktarda. Sonunu getiremedim.  Ellerimle besledim içimde korlaşan bir harı. Tufana tufan olarak kafa tutmasını,  geçtiğim yolları ayağıma sicil gibi kazımasını öğrendim.  Yaşadım ya ben,  insan gibi kimi zaman,  kimi zamansa toprağın bile kabul etmediği kokuşmuş tenimle yaşadım. Ama artık duramam

Ben bu içimde harı 
Bu sesimdeki yankıyı 
Daha fazla taşıyamam
İrili ufaklı çakıllar birikti gövdeme 
Aceleci geç kaldı aklının yoklamasına
Dilimdeki sanrıyla daha fazla duramam 

Geçmiş sayılı günlerden zırhıma dokunan 
Vurduğu gibi gerisin geri yayılan kurşunlar gördüm
Güller yapıştırdım zırhıma 
Her acıdan bir avuntuyla kaçmasını bildim
Uzundur bir yoldayım 
Kalbimden öteye uzanan
Çok oldu  erteliyorum alaturka vakitleri
Rüzgarın toprakla dansını 
Yaprağın öyle kımıltısız duruşunu tufana karşı
Ama artık yapamam 
İçimde korlaşan bu harı 
Daha fazla tutamam

Kalbim hamlık ağrısı çekiyor anla. Kullanmaya kullanmaya pas tutmuş arterlerim.  Zırhıma dokunan her bir kelime şiir olmak istiyor, sana benzemek istiyor yağmur ve toprak. Yeniden doğası geliyor insanın. Rahmi gülümser bir edayla uğurlamak istiyor.  Ben sana durmak istiyorum.  Solgun,  kimsesiz resimler asılı başucumda.  Alnı secdeye giderken ezilmiş, bir de tozlu göz kapaklarından ötürü kaybetmiş yolunu.  Tutulmamış ellerim ve yaşanmamış çocukluğum asılı başucumda. Hikayeye ordan başlamanı istiyorum o çocuktan. Lazım görmediğin yerleri atlayabiliriz. Ama bir kere ellerimi sıkıca tutman gerekiyor anla. Çıkar ellerimi annemin karnından,  al yanına. 

Ben yalan söylemem
İnanmam da söylenen doğrulara
Ama sen gözlerime öyle bakınca 
Başka bir seçeneğim kalmıyor. Anla! 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder