Terleyen bir at dedi ki:

31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yıl Mı?

Yeni yıl dediğiniz, uzun ve ipince bir topukla yürüme çabasından başka bir şey değil diyorum.
Filistinli hacılar evlerine mi döndüler, bu mutluluk gösterileri neden? Gazete sayfasında uyuyakalan siyah çocuklardan biri mi uyandı yoksa?
Değilse, tüm bunlar, havai fişekler, süslü kıyafetler, bunca renkli, albenili kutlamalar neden?
Sanayi devrimi bitmediyse, kara kıtanın çocukları evlerine dönmediyse, Gazze’de sürtüp duran serseri duvar, defolup kendi cehennemine dönmediyse, bu yılın yeni olduğu yaygarasını koparan kim?
Tarık Tufan

Peki Tarık Tufan bütün bunları söylerken popülizm mi yapmış? Ben bu cümleleri okurken bir an duraksadım. Bir kaç saniye sonra o üzerime çöken şaşkınlıktan kurtulunca vay be dedim. Helal olsun Tarık Ağabeye... Gerçekten nasıl diyebiliriz ki yeni bir yıl bu! Bazıları yeni yıldan beklentim daha iyi bir sevgili, daha mutlu bir aşk, daha tozpembe bir yıl diyor. Bu nasıl bir doymazlık efendim. Ama ben biliyorum ki çoğunun asıl demek istediği "2012 de çok içemedik, ayık geçirdik. 2013 de biraz daha içelim de 2014'e daha çabuk girelim." 

Başka bir soru ise zamanın akması dünyanın dönüş hızını kesmemesi, kendi başarısı mıdır. Arkadaşım bir Ocak oldu mu neden sapıtıyoruz. Çılgınca hoşgeldin naraları atıyoruz yeni(!) yıla. Ha tek amacımız yarına umutla bakmak için yeni dediğimiz yıla yeni defterler açarak girmekse eğer, dünyayı döndüren, gündüzü gecenin geceyi de gündüzün arkasına dizene şükretsek daha akıllıca olmaz mı? Sahte bir samimiyetle "biz sadece takvim değişikliği olduğu yeni bir yıla girdik ona seviniyoruz, kötü bir amacımız yok" diyenlere sesleniyorum. Biz yeni yıla değil yeni yıl anlayışı gün geçtikçe biraz daha giriyor bize, kavuruyor benliğimizi. Görün lütfen, kardeşlerim. Öyle ki her 1 Ocak günü adında MİLLİ emaresi olan yılbaşı kumarı oynanıyor, gözlerimizin önünde. Bütün dünyanın gözleri önünde. Bütün İslam Aleminin ve en önemlisi O'nun izliyor olmasına aldırmadan. Bu nasıl aymazlıktır kardeşlerim. Gümüş yüzükleriyle tanıdığımız "Müslüman Ağabeylerimiz, Akıncı Ağeylerimiz, Yiğit Ağabeylerimiz" nasıl izin veriyor, nasıl tekelinde tutuyor bu Milli Piyango saçmalığını.El Aman kardeşlerim, abilerim, ablalarım. Müslüman diye tanınan bir millet haramı milli değerlerinin arasına sıkıştırmayı başardıysa, kıyamete daha kaç yılbaşı kalmıştır söyler misiniz? 

Hem anlamıyorum neden göğe baktığımda yıldızların bu havai fişek gösterilerine ve biz insanların  yeni yıl kutlamalarına eşlik etmediğini. Yoksa bu yıl sade bize mi yeni? Belki de bütün tabiat biz inanmış görünenlerin aksine her haliyle Allah'ı zikretmekten yeni yılla uğraşacak vakti bulamıyor. 


Bir Hediyesin Bana

(Unutmuşum bunu = sadece edebiyat)


ramazanlarımı aydınlatan mahyalar gibi
odamın her köşesini aydınlat sevgilim,
kitaplarımı, duvarlarıma asılan
adın hürmetine gönderilmemiş mektupları
aydınlat, nur insin yanaklarıma
bu gece bana bırak bir yanını

biz bakışınca bir yanımız karanlık olacak
sen içimdeki enerjinin en yoğun halisin
Dinle bak ezan okundu okunacak
vaktin varsa otur biraz daha seveyim seni
bu gemi bu akşam demir almayacak

sevgilim, gözlerine yakamozlar takılır da
ağlayan yanlarımı duymaz mısın?
sızlayan şu yürek mualla
bak bu haykırışlar üzerimize çöken umarsızlığa emare
sevaplarımdan sunulmuş bir hediyesin bana

acı çekmen nefesinden büyüyen pişmanlıkları
bir o kadar post modern kısıtlamaları hatırlatır

içine bir damla gözyaşım damlasın
hülyalarına sükun, alabildiğine 
sonra belki sakallarım batar çocuğumuzun yanaklarına
tanışır yavrumuz baba şefkatiyle

ah be güzelim eşrefli midir insanoğlu ölüm saçtıkça
içi dışı eşref olsa kaç yazar
gönlünü asumana ardın açmadıkça

29 Aralık 2012 Cumartesi

Yazmak bir özgürlük girişimidir.

Ve bir şiir molasında kendi duygularından soyutlanabildiğinde insan, yazmak için illa bir sebep gerekmediğini anlıyor. Başka hayatların başka haykırışlarında dolaşıyor. Başkalarının sevdasında nefes alıyor. Başka başka hissiyatlardan demleniyor biraz. Çünkü yazmak bir alışkanlık haline gelince yetmiyor 15 yılın hatırda kalan anıları. Başka 15 yılların başından geçen felaketlere, mutluluklarına, arsızlığına dil uzatıyor... Molalar uzuyor uzaklaştıkça yaşamdan. İstemlice farklı kimliklere bürünüyoruz. Farklı reçeteler yazıyoruz kendimize o kısacık nefes alış aralarında. Bir süre sonra o kalemi tutan, o yüksek naraları atanın kendisi olduğunu farkediyor insan. Ki o zaman bocalıyor ve utanıyor kendi hayallerinden uzaklaşmışlığından.
Ama bunda utanılacak hiç bir şey yok. Çünkü hiçbir romancı her romanına kendinden bir karakter kurgulamaz.
Çünkü "Yazmak Ben'den O ya dönüşmektir." 
Çünkü insan ille de kendi imzasıyla yazmak zorunda değildir.
Çünkü yazarken kim olduğumuz önemli değildir
Çünkü yazmak bir özgürlük girişimidir.


Atmasyonlarımı Rabb'imle Paylaşırcasına


Allah'ım şu gölgelerime renk ver biraz
Biraz Leyla'yı anımsat
Esrarı kaçsın ne olur
bana o dumansı rüyalara
koca bir gökyüzünü nasıl sıkıştırdığını anlat

Allah'ım uzunca bir tiyatronun ortasında
uyuya kalmaktı benimkisi
Oyunun bittiğini haber veren kullarına selam olsun

Ahmet Vardı


Yabana atılan bir ahmet vardı
aşkı hünharca israf edilen deli yürek
Kelebeğin biyografisi kadar hazin bir öyküsü vardı
kıyametine yaklaşıyormuşçasına kaybediyordu Ahmet

Ahmet titriyordu gözlerimin önünde
afetlere kapılan
Teknesi alabora olan bir reisin şaşkınlığındaydı
Hayatın kombine yumruklarına maruz kalan,
döküp dişlerini ortasına ringin
uzaklaşan boksördü Ahmet
uzaklaşıyordu ortasından kalabalık şehrin

işte bir gün hayatının kroşesini yedi Ahmet
oturtamadık, savruldu dört bir yana
kariyerinin maçını oynadı
karşı köşede, göz yaşartıcı mısralar vardı
hıncını boşaltan romantizmle kapıştı aklı sıra
bir devrin günahkar çocuğuydu Ahmet
olup bitenlerin habersiz mağduru
tanklar yürüdü düşlerinin üstünden
poyrazlar geçti, ne sert bir kıştı
sonbahardan kalma sararmış  yapraktı Ahmet
Ah! Ahmet Ah!

Hayal kıran mısraların bitmeyen duraklarında
unuttuk Ahmet'i
nefes alayım derken kapıldı rüzgarlara
Oysa ne çığlıklar vardı önümüzde atılacak
ne yaygaralar koparacaktık daha
sorumlusuyuz ulan! elini bırakıp giden bizdik
unutarak Ahmet'i  baygın kuşatmaların ortasında


28 Aralık 2012 Cuma

29.12.2012

Ne yaygaralar kopardım anlaşılmadı
bakışımı kaldırınca anladım
bağırdıkça notaların küfre karıştığını

Eksik bir şey mi var dediler
Leyla dedim
Leyla dedim, adını haykırmaya
utanırdı dilim


bir bilsen kendini kaptırınca
yüzüstü asfalta yapışıyorsun
ve kokuşmuş bir sahtekarlıkla
sol tarafımda adını sayıklarken
ağlamamayı deneyebilir misin





27 Aralık 2012 Perşembe

Öyle Şükret Leyla


 Biz karanlığa hopsolmuş nesillere aydınlık devrimler büyüten resulün emanetçileriyiz Leyla. Gökyüzüne ve senin gözlerinin umman maviliğine yüreğimi emanet edişim de bundan.
Gözlerinin göz yaşartıcılığına teslim olmuşum, kurtuluşa erenlerin canlandırıldığı uzun metraj bir gösterimde başrol oynayacağımıza inanmamdan
Öyle fosforlu gelecekler kurguluyorum senin hakkında. öyle karlar altında öyle sımsıcak kışlar. Öyle rüzgarların aksine yürüyoruz.. Öyle sıkı sıkıya sarılmışsın ki örtüne Öyle bozgun lodoslara tahammül ediyoruz hep birlikte.Öyle hırçın dalgalar savuramıyor başörtünü.  Öyle Resul'ünkine benzer bir edayla tebessüm ediyorsun engin merhametinle, sade masumiyetin damlıyor şakaklarından. Öyle billur sesini saklıyorsun etrafındakilerden. Ölümüne bırakmıyorsun ellerimi öyle söz veriyoruz birbirimize.
Şükret Leyla. Kurtulalım bu kokuşmuş karanlığımızdan
Şükret birkaç sahne çekelim birlikte. Gazze'ye gidelim, fonda umutlarına  bomba düşürülen çocukların direniş türküleri olsun. Gemilere binelim Leyla. Açalım kollarımızı güvertesinde. Bir gemi de biz kaldıralım yüreklerimizden. Gemilerimiz yolda kalmamalı Leyla. Biraz umut biraz Kudüs özlemi. Hepsi bu kadar. Gemilerimizi suya indirilebilmek şükretmeye yeter sevdiğim. Gemilerimi yolda bırakma ne olursun. 
Şükredelim Leyla.Gazze'de Ramallahta Afganistan'da  Allah'u ekber çeken minik yüreklerin selzenişlerini duymamıza. Şükredelim aramıza kıtalara giren kardeşlerimizin dertlerini dert edinebilmemize. Aç ellerini sende katıl duama. Allah dertlerimizi bizden ayırmasın, gökten çocuk ölümlerini haber veren seslerin kesilmesi adına.
Şükret Leyla kaçalım bu şehrin loş ışıklarından. Kaçalım dertlerimize gölge düşüren bir grup samimiyetsiz insan kalabalığının boş haykırışlarından.
Hazır ol Leyla sana gönderiyorum bütün birikintilerimi. Bütün aşklarımı sana gönderiyorum. Yağmurun deli ettiği şu karanlık sokak aralarında izbe bir binanın ikinci katına kurulan radyo istasyonunun yüreğimi dağlamak adına çaldığı bütün şarkıları, alperlerin muhsinlerin tufanların sezailerin ismetlerin hayalperest devrimcilerin yani, romantizme farklı bir boyut katan bütün şairlerin en deli mısralarını, sıradaki ezanı, ezanın ardından rekat rekat kavuşmaları, ve sonra ellerini semaya yöneltip umut dolu gözlerle, umut dolu sığınmaları, şiir yazma molalarını, tavanda bir noktaya kilitlenip sabahlamayı, bunların hepsini sana gönderiyorum leyla. Seni çıkardığımda arta kalanları yani. Sensiz bir hayatı çekilir kılabilecek yegane unsurları. Hepsini sana yüklüyorum da Leyla olabilme yükünü alıyorum sırtından. Hafifletiyorum heybeni. Korkutmasın gözünü önümüze biriken bu yol, bu ufku aşkın umman. Gerekirse senin leyla olman gerektiği kadar daha mecnun olurum ben, dikkat çeken çabalarım hep bundan...

Senden yakama yapışmanı istiyorum Leyla. Aşkının sarhoş ediciliği altında atladığım gecelerin hesabını sormanı istiyorum. Boğazlarına kadar birbirinin günahına saplanan gönüller ne güzeldir. Allah bize birbirimizin günahlarında boğulmayı nasip etsin sevdiğim. Bunun için bir an evvel yakama yapışmalısın ama. Kulaklarımı ağrıtacak şekilde bağırmalısın. Bütün öfkeni püskürtmelisin yüzüme. Gece yatarken bir hatıran kalmalı bende başımı zonklatacak. Bana öyle laflar etmelisin ki Leyla ne olduğunu anlayamadan içimdeki mehdiler doğuversin birden. Sokağından geçen tankların devrim sesleriyle uyanan bir çocuğun şaşkınlığı gibi öyle savurucu mısralarla karşılamalısın akşamdan kalmışlıklarımı. Öyle son bulmalı haykırışlarım, umman mavisi bakışlarında gizlediğin kararlılıkla  
Ben bu saatten sonra bir sana dert yanarım Leyla. Bir sana anlatırım yüreğimin su birikintilerinde kıyıya vuran balinaların hazin öyküsünü. Bir sende ararım gökyüzümden kayan yıldızların parıltısını. Rüyalarımı kendim kurgularım içinde bir sen olursun bu saatten sonra. Rüyalarımda dertlerim.
Dertlerimde yalnız sen ve ben ve yarı yolda bir gemi
Artık tek dileğim gözlerimi gözlerine dayayıp bir namlunun ucunda kudüse götürmek seni.




24 Aralık 2012 Pazartesi

Günlük'e İtiraf


Gerçekten uzay boşluğunda kürek çektiğini fark edince insan; gemilerini yanaştırdığı bütün limanları yakmak istiyor sevgili günlük. Irzına kalem tutulmuş bir devrin namussuzluğunu yaşıyoruz. Allah bizi bu geceleri nükseden yalnızlık duygusundan da; şifa niyetine yalnızlığa reçete edilen haram kavuşmaklardan da korusun.  Kendime bir bakıyorum da o kadar aceleci bir duruşla yaşamın küreklerine asılmışım ki ilk maçında ofsayta düşen acemi bir futbolcudan hiçbir farkım yok. Sonuca ölesiye kilitlenmiş bakışlarım sevgili günlük, kaş yaparken çıkardığım gözler izlesin gençliğimin içinden çıkamadığı şu sefaleti. ve sana bu alıntıyı yaparken en çok kendi aymazlığımdan utanıyorum
"Hak yolda taviz vererek yürünmez"
İçi dışına taşan bir sevgi kümesi elemanı olarak yaşadığını zannederken söyle derin bir nefes alıp da o nefesin soğukluğuyla bitap düşmekten, vermeye kudret bulamamaktan bahsediyorum günlük. Bir nefes alıyorum ki gözlerimin buğusu akıyor yanaklarımdan aşağıya doğru. Sağlam bir titreme sarıyor dört bir yanımı ve sürüsünü kaybetmiş bir çobanın kepeneğini bürünerek sisli dağlara hoyrat bakışlar savurduğu senaryoların başrolü olabilme potansiyelince büyüyorum. Dediğim gibi uzay boşluğunda kürek çekerekten saçmaladığım ama yinede birkaç bedenin yüz kaslarını harekete geçirdiğim ortada ve denildiği gibi şov devam etmeli. Diyorum ki günlük ben bu sabah 7 de kalksam ne olur 12 de kalksam ne olur? Arada kalan beş saat içinde hiçbir hayalperestin rahatını bozmam. Ama sabah 7 de kalmak için gece erken yatıp 12 ye doğru esneyerek uyanmak gökyüzüne dost bazı yürekleri hayal kırıklığına uğratır herhalde.Bütün bunları kendimi oyalamak için söylüyorum günlük. Seninle biraz daha vakit geçirebilmek adına...Çünkü biliyorsun uzun zamandır görüşemiyoruz ve biliyorsun ki gözlerim ıslanmadan gelmiyorsun aklıma. Ağlamadan hakkına girmek, seni halini hatrını sormak maksadıyla karalamak delice geliyor bazen. Ne diyebilirim ki günlük sen cümlelerimin arasına koyduğum bir virgülden ibaretsin
Ama bilmeni isterim ki sığınma noktamsın şu koskoca kainatta kendimce konuşabildiğim tek nokta ve evleninceye kadar öyle kalacaksın
Bugün beni kabul et lütfen günlük. Başka başka gözyaşı sebepleriyle geldim bugün sana. Değişik kıpırdanmalar hissediyorum hayırdır inşallah. Bügün kendime bir ara dışardan baktım ve cahil bir şekilde soyut diye adlandırılan bazı duyguların varlığıyla tanışmama şahitlik ettim. Çok farklıyım işte bugün günlük.Hem bak sende farkındaysan faklı bir hal var üzerimde. Farkındaysan dost demedim daha.  Söylesene günlük ne oluyor  bana böylesine yazmak istiyorken nasıl olmaz bugün günlerden cuma.    
hayal kurmak nedir bilir misin günlük? hiç tattın mı böylesine bir uyuşturucuyu. Bugün sana dert yanışımın nedenidir hayal kurmak. Şu günlerde ne kadar mesai harcadım bilemezsin. İnsanın davranışları kendisine verilen bilgiler dahilinde şekil alırmış. Yüreğime kalın puntolarla kazınan bazı sözlerce rüya görüyorum. O halde hayal kurmuyorum, hayal kurmaya zorlanıyorum. Nasıl bir perdedir bu gözyaşlarına çekilen,  rüyaların en hayırsızı yüzümde belli belirsiz bir tebessüm uyandırıyor Şimdi bana çok kaptırdın kendini diyebilirsin. Bende biliyorum bu tip uğraşları bir zamanlar küfür diye nitelendirdiğimizi. Satırlarını gözlerime dayayıp romantizmin kaltaklığından bahsetmene, devrime beş kala bir sınavda günleri yaşarken kaydırma yaptığımı hatırlatmana hiç gerek yok. Farkındayım yumruklarım boşalmış, farkındayım hazırlıksız başlayan bir sevdanın silikliğidir üzerimdeki. Ama olmuyor işte yeni tanıştığı böylesine güçlü duygulara karşı aciz kalıyor insanın bağışıklığı. Yoksa ben de istemez miyim sanıyorsun şu mevsim değişikliklerine inat içinde kartopundan donan parmakların olmadığı rüyalarda boy göstermek, kendi hayallerimde kendi karakterlerimi kendi sözcüklerimle betimlemek.



Sen hiç insanların iteklemesiyle nefes aldın mı günlük. Yaşamanı devam ettirmen için kardeşlerin öldüresiye tokatlar yapıştırdı mı suratına? Diriliş adı verilen mısraların heleyânı altında ezilmediyse başın bütün uzuvların feryat ederken yüreğinin sesi hiç baskın çıkmadıysa kurumayan göz yaşlarımın hakkından gelebilmene imkan yok. Sen hiç suni oksijenle doldurdun mu ciğerlerini, kalbini bir makineye bağlayıp çekilmemesi gereken bir fişe gözlerin takılıp kaldı mı?Sen hiç neden nefes aldığını merak edip alternatif yolların ayrımlarına seyre daldım mı günlük? 

Kardeşlerim aklımdan birer birer düşüyor günlük. Sırayla sözlerini unutuyorum Ben Özgürüm diye söylediğim türkülerin. Uzay boşluğunda kürek çektiğimden bahsetmiştim hatırlarsan. Aşkı yeni bulmuş birinin bakışlarındaki şaşkınlığıydı anlatmak istediğim. Aniden heybeme yüklenen bu yükün altında ezilen trapezler, ve işine aşık bir hamal...Çok renkli bir hayata sahibim haykıramam. Sorsan ezberimdedir grinin bütün tonlamaları.

Bozuk bir plağın dönüp durup aynı türkünün aynı sözlerini tekrarlaması bozulmuş olmasındandır. Bugün bozulmadığımı anladım. Bugün günlük; lugatımdan aydınlık geleceklere kullanılmak adına dolabımın bir köşesine tıkıştırdığım kelimelerin taştığını, hudutları zorladığını farkettim. Hiç direnmedim inanabiliyor musun? Kaptırıverdim kendimi bu önüne gelen ne varsa alıp götüren aşk rüzgarına. İtirafım boynuna günlük, seni de unuttum, kardeşlerimi de. Korkarım ki kavuşmak nasip olursa sena da ihtiyacım kalmayacak, kardeşlerime de. Allahtan nefsime sabır vermesini diliyorum günlük. Kavuşmak yoktur çünkü İslamlıkta. Aşkın gevşeticiliğinden, romantizmin bereketsizliğinden, Karanlığa hapsolmuş nesillere devrimler büyüten resulün rabbine sığınırım.

Gökyüzün renk katan bulutlar vardır günlük. Semaya karşı kurulan hayalleri süsleyen bulutlar. Toz pembedir çoğu toz pembe günlerin muştulayıcısı konumundadır akşamdan kalma baygın sözlerle hayatı özetleyen acemi yürekler için. Onlara göre yaşamak gökyüzünün umman maviliğine karışan bu ak sakallı bulutların şekillerinden yeni bir dünya kurmaktır. Şehrin loş ışıkları arasında kaybolan yıldızların bir gün gelip de sayılabilmesi ihtimali üzerine şiirler yazmaktır. Ama unutulmamalı ki hiçbir bulutun ölümsüz değildir günlük. Zamanı gelince patır patır dökülürler ırzı bozulmuş aşıkların karanlık çağlarına. Serinletici bir edayla vuslat gününü bekleyen maşukların ellerine kartopları tutuşturarak uzaklaşırlar asumandan. Onlar usul usul havada süzülürken ben sağanak sağanak yağıyorum günlük. Telaş içindeyim kaybediyorum özgürlük dizeleri işlediğim bulutları.  kaybediyorum, kaybediyorum gençliğime kazınan bazı alışkanlıkları.

Nefesim kesiliyor günlük. Şiir söyleyemiyor, kitap okuyamıyorum. Aşk mı diyorlar bu sıkıştırılamayan özleme, bilemem. Yabancısıyım bu çeşit insanı içinden çökerten duyguların. Dakikalarım sayılı anlasana veresiye yazdırıyorum günlerimi. Huzuru burnumda tüttüren mısralar, hepsi unuttu beni
alabildiğim son nefesle diyaframıma iyice yüklenerek yaşamımın yaygarasını kopardım günlük. Beleştepeden seyrettiler selsenişlerimi.

ve sessizliğin çöktüğüne dair şahitlerin çoğaldığı anda her taraftan yüreğimi zonklatan bir sada yankılanıyor. Buradayım aceleci, buradayım.
Farkındayım günlük buradasın. Ben yerimden kopmuş farklı bir boyuttan izlerken kaybedişimi sen hep olduğun yerdesin. Aynı kordinattan kulak kabartıyorsun haykırışlarıma.
İtirafım Allah lafzıyla son bulsun günlük. Allah bizi korusun kollasın aşksız ve hayalsiz bırakılmış günlerimiz adına. Bizi doğru yoldan ayırmasın, romantik ve yalancı rüzgarlara kapılmamışcasına...

21 Aralık 2012 Cuma

Selzeniş


ben  seni denk getirememekten çok utanıyorum
aramızda enstrümantal sevememek var
 yahu nereye gidiyor bu poker pulları
nasıl da kaçıyor üzerinden kaybedilmiş kumarlar.

senin ayağa kalkacağın gün vücut bulan rüya
sıyrılıp teoriden, fırlar koltuk değneği
koşacağız ufka, huzura sevdamız
sabret, gökyüzünden kovacağım kederi

bileziklerini çıkart, ağırlık yapmasınlar sevgilim
kurtul ukdelerinden, serpiştir gönlü umarsızlara
bugün kanatlanıp uçacağın gündür
taşı vicdanını, götür gönlümü ıraklara
sen uçunca anlamını kaybeden kayıtsızlıklar
seni gördükçe kanatlarından utanan kelebek
seni yaratan rabbime hamdüsenalar olsun
sen bana O hepimize yek

Aceleci


20 Aralık 2012 Perşembe

Hani


tam diyorum temizlendi hatalar
parlak bir gökyüzü muştulandı.
yeni yeni günahlar çıkıyor karşıma.
başka başka hayal kırıklıkları

ne ara geldi bu kış diyorum
temmuzda kalmayacak mıydık beraber
bir daha teninde eriyen kar tanelerini göstermeyecektin
saçlarına ulu orta aklar düşmeyecekti değil mi
rüyalar gördüm soğuktan büzülen başörtünü düzeltiyordun
kendimi gördüm parmağına yüzük takıyordum
şahitlerim var koca bir mevsim atlandı
şahitlerim var bu yaz sözünü tutmadı
bir özlem vuruyorsa gönlündeki saza
ucu ucuna geçen bir yazın sıcaklığını taşır
ve yetiştireceğim çiçek kalmadıysa yarına
takılır hani gözlerim kalem tutan kadına
isyanın ta kendisi, yes içresi yaraşır
sözüm sana adaletime rüşvet bulaştıran kadı
yemin ediyorum bu sonbahar asla yaşanmadı

gülmemi istemiyorsun ya hani
kapıyı çarp da kapat rüyaları hadi
indir bakışlarını, çek ellerini ellerimden
sebebimi doğur, gözyaşlarım tazelensin
koşabilmeyi göster giderken
çamurunu kaldırdığın, düşlerime sıçrattığın gibi
bir yalan söylemeni istiyorum gözlerine bakmıyorken

2.
yaşamımın yaygarasını kopardım
beleştepeden seyrettiler


ne masallar vardı şükrettik sadece
şükrettim Allah'a dostum saklamasından
şükrettim gökyüzünü bana dost yapmasından
ahdetmedim sönen bazı yıldızlara
bir yalanın baştan yalanlığını yalanlaması gibi
güzelsin anladık ta gökyüzü kadar içten değilsin hani





19 Aralık 2012 Çarşamba

Belki de


yoruldum ki direnmiyorum senaryolara
tersinden yazılıyor ömür
zehrini hissettiriyor akrep
ve  dayanıyor yelkovanın ensesine
Evet devrim dediğimizden zerre kalmamıştır belki de
ve yüreğimdeki bütün  aşkı budamışlardır
Göz kapaklarımız beklenen bütün muştulara kapalı
başucumuzda bir mecnun namaza dururken
gecenin bütün bereketi kaçıyor ellerimizden
Gençliğin telaşı arasında sıkıştık belki de
belki üstümüzden geçen sonbaharların sarı yapraklarını
toplamayı unutan bir kışın eşiğindeyiz
belki de bütün teselliler inançtan yoksun
ilkyardım adına yapılan bütün suni teneffüsler zamansız
Yaralarımızın merkezi kapandıkları yerde değil
erişilmeyecek yerlerde
ve kuruyan şeye göz yaşı denmez çünkü
geçerse zaman geçer
Hüzün durur öylece olduğu yerde


2.
sahi!
neremden vursalar biter repliğim?
Çoktan öldük
ve kurşunları saymamız yeni yeni belki de





o kadar perişan ve hıçkırıyorduk ki
 şükrü bilmezdik,
bazı kuraklıklara dua niteliğini
o kadar perişan ve hıçkırıyordun ki
yaban kokuyordu kitabının arasına koyduğum karanfil
günah kokuyordu
ve bazı kelimelerin bazı kelimelere ulanması gibi
belki daha da fazla
daha güçlü, daha saldırgan
ulanırcasına takıldık bazı yalanlara
sen ve ben düştük üzerimize
sen ve ben çok aceleciydik, çabuk yorulduk
besmelesizdik başlamıştık belki de
sorsam dostuma bu rüyanın hikmetini
sen ve ben ve freud acırken halimize
sen ve ben oturmuş ağlıyorduk sadece

bu gece bir yıldızın kaybolmasına ah çekeceğim
gözlerinin önünden kayan deli yürek yıldıza
bir dileğin tutmamasına ahu zar edeceğim
külfetim sereceğim notalara ve saza
bir namlu yüreğimin tetiği çekeceğim
isabet ettirip gözlerindeki yaşa
bu gece parıltımızın kaybolmasına ah çekeceğim


ses gitti, yoğun şaşkınlık ve merak
işte sonuna geldik fon müziğinin
heyhat! nasıl tamamlar dünya unuttuğu bir turu
bir daha yarıda kesme şu müziği olur mu
hadi, koy beni cümlelerine bir virgül niyetine
bir nefes arası, bir durak, varlığım külfetine
dinlesene sevdayı; birkaç nota, melodi
sakın ağlama, üzülme
beni incitme dedi


yar uzaktan görmüş de , ağlamamış halime
şiir okuma isteği burda başlar belki de






15 Aralık 2012 Cumartesi

Heybenin Tanımı


"Men ta senin yanında bile hasretim sana"
                Her yaraya bir derman bulundurur heybemiz. İsviçre çakısı da vardır. Matara su da. yoğunlaşmış bir enerji taşıyoruz soğuktan buz tutmuş bir yerlerimizle. Aşk diyor birileri şu sıkıştırılamayan özleme. Heybemizde aşka dair düşünceler, şiirler büyütüyoruz ve zamanı gelince birer birer salıyoruz bahar yeline. Uçup gidiyor sevgiliye biriktirilen yaşanamamışlıklar, uçup gidiyor özlemimiz. Ve özlemimizden kastım yardan gayrı aldığımız nefeslerden ibaret de değil. Yanında bile hasret bakıyoruz sevgilinin yüzüne. Harama bulaşmaktan kaçınıyoruz ki bu yüzden izdivaca değin üşüyor sol yanımız ve bastırıyor  sevgiliye sarılamayışımız.
                Heybemiz diye söze başlamıştık, öyle devam edelim en iyisi. Heybenin tanımını yapmak lazım öncelikle. Dipsiz bir kuyu düşünsek mesela söyle içinde Yusuf'ların kaybolduğu, seslerinin yankılanmadığı cinsten. Girenlerin unutulduğu, unutulanların kolay kolay çıkamadığı bir kuyu... Ferhat'ın şirin aşkına gözden kaçırdıklarından bir tanesi mesela. Olmadı Allah'ım. Kafandakileri yazamamak ne kötü bir duygu. Romantizme kaçtık yine. Yaşın getirdiği başın Ah'ını çektiği bir ergenlik bizimkisi. Kafanın yerinde olamamasından da karmaşık, saçlarını  sarkıtıp ta beyaz atlı prensin gelmeyişini beklemekten daha utanç verici.
                Kuyu örneğinden devam edelim. Aşıkların sabahlara kadar başucunda muhabbet ettiği bir kuyu bizimkisi...Bütün sevgi muhabbetlerini kapsayan bir heybe. Öyle meşhur, öyle ilanı aşklara bir fon müziği niyetinde ki güneşin batışına doğru çiftler tarafından kapışılıyor hayasızca. Adeta bir erkekle bir kadının ancak birlikte aşık olabileceği, sevgi besleyebileceği bir köy manzarası gibi. Sahranın ortasına süs niyetine bırakılmış, ama yine de aşkından çöllere düşmüş mecnunlara umut verebilen, kurumuş olsa bile, kuyuluğundan zerre kaybetmeyen adını göğsünde övünç kaynağı olarak taşıyan bir kuyudan bahsediyoruz burada. Allah'ın entelinin de, muhafazakarının da, faşistinin de, proleterinin de, aşığının da, terk edilmişinin de  içine bozuk para sallayıp dilek dileme zafiyetine kapıldığı bir kuyu.. Şu ana kadar anlattıklarımın heybeyle pek de bir alakası yok, biliyorum ama işte niyet boğazından geçmeyenleri haykırmak olunca ne yazdığına pek de bakmıyor insan. Şöyle geri dönüp de bir önceki cümlenin öznesini koyup koymadığımı düşünmek zor geliyor. İnsan küfrederken ettiği lafların pişmanlığını duymuyor. Küfür derken, argoyu kastetmesem de sessiz söyleyemediklerin bir anda patlatmak da küfre benzer sonuçta. Küfretmekten utandığı için yazan adamlara helal olsun, yazamadığı için küfredenlere asla.
                 
                İçine düşürdüğümüz dileklerle kuyu olma özelliğini gösteren bir heybe bizimkisi. Aşıkların bekleyişleriyle anlam kazanan, kalbin sızlayarak tesir ettiği baş ağrılarına liman görevi görerek, sevgi-nefret döngüsünün devamında rol oynayan bir mekan...
Birikintiler külliyatı,
Kafası sıkılan her kesin feryatlarına, arzularına ev sahipliği yapan; can sıkıntısına birebir yoldaş.
İçine her attığını alan bir kuyu gibidir işte heybemiz.Her sıkıntıya her derde kucak açan, aşkın baş döndürücülüğüyle dost olan bir yük sırtımızdaki. 

Heybe'deki aşklar, sebeb-i telifler, isyanlar, yokoluşlar, dönem ödevleri, şiir yazma molaları, sınava bir gün evvelden hazırlanmanın telaşı, çift vardiya çalışan rüya geceleri, irkintili uyanmalar , sancılanmadan yazılmayan bütün yazıtlar, özlenen umman mavisi asumanlar ve kağıt üstü makalelerin tercümesiz metinleri...

Buyurun beraber nasiplenelim heybemizdekilerden, oturalım hep birlikte bir sofraya. Ben önümüze heybemi açayım. Belimi inciten bu ağır yükü serpiştireyim siz dostlarıma. Paylaşarak azalacağını umut ediyorum dertlerimin. Bunca kahrın, bunca özlemin bir kişi tarafından taşınmaması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa her omuz omuza verdiğimizde "biz" kelimesiyle başlayan sureler okumazdık, bütün insanlık adına, beraber teslim olmazdık Muktedir olana.

Belki de Polyanna'nın iyimserliğinin temsili bir resmidir bu,
Dostlarım, 
hafifletin heybemi, birlikte yeşertelim umudu 

9 Aralık 2012 Pazar

Burak'a

Huzurla uyumamın tek nedeni kardeşimin gece ikide sıcacık yatağımdan beni kaldırıp yatsıyı kılıp kılmadığımı sorgulamasıydı aslında. Kulaklarımda hüznün tiz sesiyle dinleyerek uyumuştum. Bütün acıları sıkıştırarak göz pınarlarıma görebileceğim her şeyden vazgeçmiştim, kapılarına tekmeyi basmıştım içimdeki mutluluğun
Yatsıyı kılıp kılmamaktan ibaret değildi bütün sorun. Dört rekat farzı akşam yedide de kılabilirdik çünkü. Beş dakikamızı alırdı en fazla. En fazla birkaç mesajdan olurduk. Dünyevi uğraşlara, kalp kırılmalarına takılırken, bozuk plak gibi hayata devam etmeye çekinirken gecenin akışkanlığını, yatsının bir kuş olup ellerimizin arasından uçabileceğini unutmaktı mesele. Ötelemekti insanın en kadim borcunu. Zira kılmadığımız yatsılar beynimizi kemirmedikçe, sarmalamadıkça uykularımızı, izin vermedikçe karabasanlara, tam anlamıyla inanmış olmayacaktık, teslim olmuş olmayacaktık tamı tamına!
Yatsıyı kıldıran kardeşlerin varlığına hamdolsun
Onlar başucumuzda olduğu, ellerimizden tuttuğu sürece romantizme boyun eğmeyecek başlarımız. Geceleri küfür ederek yatmayacağız. Gamlı uykulara veda edeceğiz el ele. Gözlerimize olur olmadık yerde yakamozlar takılmayacak, içimizden şiir yazmak gelmeyecek bir gülün dikenine. Uykusuz kalmaklar Allah yolunda olacak Allah'ın adıyla geç kalıp Allah adıyla kovalayacağız hayatı. Allah lafzı geçmeden koymayacağız hiçbir cümleye nokta.
Günahlarımıza ağlayan kardeşler Rahman olanın yüreğimize serptiği merhameti
Karayellerin önüne kol kola baraj kuranlar, aynı cinsten aynı yürekten revan gönüllü, merhamet dolumlu cengaverler. Onlar elleri kılıç tutacak, tek yürek dünyanın merhametini omuzlayacak yaşta engelsizliğe inanan Kadir muklakın aslanları. Onlar reçetelerini kalplerinde aramayanlar, doğrudan doğruya Hakka ve sabra teslim olanlar. Kardeş olanlar onlardır işte. Bir kardeş diğerinin elini tutar emri bil maruf der. nehyi anil münker adı altında devrimi zikreder.
Ve bir yatsının sevabını paylaşmak müslümanca kurulmuş bir kardeşliğin bereketidir her daim. "Bizi doğru yola ilet" derken yüreğine dokunan kişiler, yanında saf tutup omuzlarını küçültmeyen kenetlenmiş adamlar. Hakkı ve sabrı hatırlatan kardeşlerimiz varsa ağlamayalım işte, ağlamayalım. Sevebiliyorsak hala gözyaşı akıtmaya lüzum yoktur. Sevmek Allah yolunda amelleri birleştirmektir çünkü. Sevmek kol kola girip zincir oluşturmaktır bir yerde. Sevmenin anlamı her ne kadar kavram kargaşasından nasibini almış olsa da yüreği asumana ardın açılı olanlar için aydınlık sözler kurmaktır, muhabbet sahibi olmaktır hala.Aşkın sarhoşluğundan ve romantizmin bereketsizliğinden uzak durup diriliş nesillerine örnek olmaktır. Sevmek baş ucunda nöbet tutup, kardeşlerinin günahlarına kalkan durmaktır.
Yatsıyı kıldırmak için gece ikide beni sıcacık yatağımdan kaldıran kardeşe bütün dualarım feda olsun. Ellerimden tutsun da beraber yemin edelim asra.


8 Aralık 2012 Cumartesi

Giderken


yaklaşık bir ay kadar önce yazmış bulunduğum, varlığını unuttuğum bir şiir


bir kez daha gidelim demek istemiyorum, farkındayım,
yorulmuşsun yarı yolda kaybetmekten kuzey yıldızını
ve yalın ayak kovalamak akıl karı değil enginleri
ki zaten ezberledim bu eziyetini
gidebiliyor olmak standardın üstünde sorumluluklar biriktiriyor ses tellerime
küfretmek aramızdaki demiryollarını kaldıracak gibi
bana gitmeyi hiç bu şekilde öğretmediler
fiilin ötesinde öznelerin kaybolduğunu
tütmesi gereken ocaklara ipotek konulduğunu
alınırmış bademcikleri yüreğin
sarılmak meşrulaşırmış
ve gidebilmenin özlemiyle sarılınca insanlar
çözülür gönlü buz tutmuş maşukların
yoksa nasıl yazıldı sanıyorsun hülyalara batırılmış bunca aşk şiiri
gitmek düştü mü akla
o kalem oynuyor yerinden bir lahza
gün ışımadan üzerine
bir kaç söz adamak lazımdır, haykırmak lazımdır sargıların dökülüşüne
sövmeden gidişine, sövmeden gidemeyişine

ama elbet gidilecek bir kere daha
gönlümün fahrenaydı düşedursun güzellik uykularımda
çünkü uykular narindir, ve dayanamaz ufukların cazibesine
yerinde saymak molasıdır azılı gidişlerin
tek şeritlidir ve şehirler arası değildir hayat
karnın acıktığında sağa çekip mangal yapamazsın
korna çalanın bulunur elbet
gidecek olandan sabır dileyemezsin
hayallere mahsustur o
bir de masallara
hayallerini ayrıştırabildiğinde masallarından
öylece kalakalacaksın sokak ortasında
kalacaksın ve kekeleyen zaman olacak bu sefer
dilin çoktan ambargo altında
ekşiyeceksin
kentin samimiliğine aldanıp da
tükürüğünün tadına bakmış gibi

bil ki sen gelmesen de ben gideceğim
sana gel demiyorum, elimde ne pusulam var
ne de uzanıp beraber seyredebileceğimiz yıldız dolu bir gökyüzü
bir de bunun için gidiyorum işte
özerimde törpülmüş takım yıldızlarının kabası
sırtımda kaçırılan tutulmaların vebali
hal böyleyken nasıl niyet edebilirim seninle bir azığı paylaşmaya
göğsümün tam üstünde bir cevşenim var yolluk olarak
onun da içini açmaya fırsatım olmadı hiç
korkuyorum
tam yola koyulmuşken
ya pırıltısı kaybolan yıldızlar teker teker kayarsa
ya sen farkında değilken gazzeye giden bir füze takılırsa saçlarına
gökte uçan atmacalar hedef bulursa seni
ya namaza duran bir mecnunun önünden geçersek
a şehrinden b şehrine geri vites giden bir araba fark etmezse bizi
ya mayınlar döşenmişse aramızdaki fay hatlarına
bir çocuğun feryatları en uç noktasında bozarsa sessizliği
göz göze takılıp kalırsak öylece

gidiyorum yardım ekipleri yetişmeden aramıza
gidiyorum duymadan daha çok intihar sancılarını
bütün görkemimden süzülmüşüm
tek duyduğum o tanıdık name
subhanallah, gidişlerime de işlenmiş ses tonun
ve sen devrim adına çay içiyorsun hala
sıkılmadın mı şu varsayımsal romantizmden
yanlış anlama sana kalk gidelim demiyorum
üstelik bu sefer çok eşyam da yok
bu sefer heybemde kitap yok
aşk yok
o kadar aceleciyim

gidiyorum
sorma rotamı
gönlü olan adam bilmez nereye gittiğini
ve sakın sorma
ne kadar
hiç niyetim yok saymaya

2 Aralık 2012 Pazar

Cuma Naziresi


"Uyuşmuş bir vücudun yaraları algılaması gecikiyor"

farkına vardığımda uçaklar çoktan kalkmış oluyor
uzaktayız beraber
senin şehrinden gelen rüzgarlar üşütüyor beni
insanlar gülüşümün korkaklığından bihaber
o uçan göçmen kuşa sözüm geçseydi eğer,
uçma derdim
uçma, komik değil çekip gitmen
tam da gözlerim takılıp kalmışken
öyleyse çevir de başını serçelere selam ver
uzaktayız, uzaktayız beraber


öyle bakma gözlerime
ben, 62 den tavşan yapamazken
arkadaşı sıra dağlar arasına dereler geçiren çocuğum
ki zaten resim çizebilseydim eğer
şu an kelimelere renk katmıyor olurdum


canım sıkkın, her yerimde bir telaş var
nasıl desem?
hayat damarlarımı benden habersiz kesiyorlar sanki

Sen bir ah desen
ikimize de yeter
ben bir ah desem de
tamamlansa masumiyetim

bak yağmur birazdan dinecek
acele et de yetişelim şu gök kuşağına

göz yaşlarını dipsiz bir kuyuya gömelim
kimse cesaret edemesin çıkartmaya

ve kaldır hüznünü yosun tutan yerlerinden
bak işte görmüyor musun resul tutuyor ellerinden


diyorum ki hazırlıklı yakalanmayalım 
yağmura dayanmaya gücümüz olsun
açık meydanlarda yürümekten kaçınmayalım
Allah'ın rahmetine açılan şemsiyeler kahrolsun

ve ben havada 3 takla atarak
kızgınlığına gölge düşürmeye çalışmıyorum
inançlarımdan asalet üretmiyorum
şiirlerim masumiyetine ev sahipliği yapıyor
hayır şair değilim ben, şiir yazmadım daha
kirli iltifatlar sunmadım, sunmayacağım sana

"Önce demokrasi yağdı göklerimizden "

hakkıdır insanın masumiyet adına bir şeyler söylemesi
ve hak dır yasalara göre, çin setleri bina etmek
insan hakları işte böyle geçer en masum sevginin üstünden
ki ortasındayız hakimi olmayan bir ağır ceza duruşmasının
ölüm fermanımız jüri üyelerinin elinde
hep bir ispat, hep bir masumiyet gösterme çabası
bırak, yollasınlar bütün demokrasilerini üzerime
sen de yolla, kullan bütün imtiyazlarını
sonra otopside saysınlar
vücuduma saplanan insan haklarını

bilmen lazım, dünya bizden farklı olarak
akıntıya kürek çekiyor
dönmüyor sadece
ve inan yerinde saymam dünyanın dönmesinden değil
takılıp kaldım post modern şiirlere
gözlerime yakamozlar takılıp kaldı
gözlerime haykırışlar, umursamazlıklar
gözlerime, sırtımı yasladığım dualar
gözlerime, soğuk cevapların yapıştı.
gözlerim tanrıdan uzaklaştı.

ancak kabul etmelisin ki ıslak bir amazonu yakacak kadar odun
ıslak bir amazonda bulunur sadece 

kağıtları boş yere yaratmamıştır rabbim
yorulduysan bir kaç kelime de ben ekleyeyim
destan olsun şiirlerimiz
baksana nasıl hızlı geçiyor zaman
şu ırzı bozuk çağa yemin olsun
üzerimize çökmesin hüsran
birlikte bir şiir kuralım
her mısrası zikretsin Allah'ı
ana hatlarında inanmak olsun
salık verelim hakkı ve sabrı
mürekkebin mi yok
damıt gözyaşlarını, dilin olsun kalemin
Günlerden Cuma, dostum daha ölmedin

sen hala ne sonbaharından bahsediyorsun
sıcağına aldanma
"ölümlerin en zorudur haziranda ölmek"

sustun
daha sana bir piyonla 
koca bir şahı nasıl devirdiğimi gösterecektim


Paslı Kiremit

1 Aralık 2012 Cumartesi

Sınava Tabi Tutulan Robinson


"Birazdan yazılacak olanlar hayal ürünü değildir. Yaşamın kurgulanmış versiyonudur. Kişiler ve kurumlar tecrübe edilmiş, açıklamaları bende gizlidir"

Gün hep cuma, tarih'i bilmiyorum. Yakınlarda bir buluta not etmiştim, hangisi olduğunu çıkaramıyorum. Ama sınav zamanı olduğu kesin. Sınav günü, sınav haftası, sınav yılı, sınav ömrü!Hiç olmadığı kadar bıçak sırtı. Hiç olmadığı kadar sınav.
Yaz yağmurları kadar, azrailin görevi kadar ansızın, olmadık yerde bir kağıt koyuyorlar önüme. Sıkış tıkış bir metrobüste, sımsıcak yatağımda yada sevecen insanların katılımındaki bir diksiyon dersinde. Bir kağıt bir de dolma kalem tutuşturuyorlar elime. Silgi kullanmak yasak. Çöz diyorlar. İstediğin sorudan başlayamazsın ve yapacağın bir yanlış bütün doğruları götürür.
Şöyle bir bakıyorum kağıda. Hocam diyorum; bu sınav karneye geçecek mi? Alıcılarıma bir mesaj beliriyor: "Boş ver"
Hocam adımı soyadımı yazsam yetmez mi?
Elimden bir şey gelmiyor. Kalakalıyorum öyle bana yöneltilen çoktan seçmeli soruların karşısında. Nasıl bir sınavdır ki birinci soruyu ikincinin altına cevaplasam uyarısız kopya muamelesi görüyorum.
Ama bir gün elime bir tipeks alıp "hop" diyeceğim. Gerek yok bütün bu boşluk doldurmalara. Silip bütün ucu açık soruları kendi 5n 1k mı cevaplayacağımın sınav kağıdına.
Nedir bu: lanetler ve duvarlarla çevrili bir dostun imtihanı
Ne zaman: ansızın, bıçak sırtı
Nerede: uzaktayız beraber, üflesem hissedemeyecek kadar uzakta
Nasıl hissediyorsun: Korkmuyorum sonbahardan çünkü cesaretimi toplasam dindirip yağmurunu kulak verecek feryadıma
Neden kendi sorularımı yazıyorum: Çünkü bugün günlerden Cuma. Dün ne yediğimi bile hatırlamıyorum yarın Rabbime kalmış. Cevap yazmaya yetecek zamanım yok anlayacağın. Bilmem anlatabildim mi?
Kimim ben: yukarıdan anlayacağımız üzere sınav adasına düşmüş bir garip Robinson.

Karar Verdim


karar verdim, ben de vuracağım yüreğimi bir şiire
kararlıyım canandan tavize
yar olmadıysa hala tufanlara
kanadını kırmadılarsa bende bir kuş uçuracağım görünenin ötesine
mısraların ulaşamadığı ülkeye
inanmanın kol gezdiği diyarlardan birkaç dua getirme ümidiyle
ağır başım, kafiyem dağınık, kararlıyım, ben de inanacağım bir şiire


bugün böyle bitecek galiba
kopartarak içindeki bütün merhameti
buz tutmayacaklar seviden hakkını almış yaralarıma
bu sefer bir gemi kadar yol alamayacağım galiba

bitişi göremeyeceğim
yol her zamanki gibi duruyor öylece önümde
yarısına gelinmemiş, besmelesi dahi çekilmemiş ömrün
nefes almaktan kaçınır gibi
beceremedim zamana bağlı kalmayı
bir asil kuş olup küllerinden doğmayı
usandım yeni ufuklara şartlanmaktan
çöküp sokak ortasına ağlayamamaktan
dizlerim yorgun, dizelerim yorgun, sövüyorum gelmişine geçmişine
ama kararlıyım ben de inanacağım bir şiire





30 Kasım 2012 Cuma

Nasıl


Aşka dair bütün duygular karantinaya alınmıştır
benimse niyetim
kabul edilmemiş bu mektupları
elimden geldiğince temiz tutmaktır

şimdi bilgisayarı önüme alıp, yaşıma uygun bir şiir mi yazmamı beklersin
şöyle mi demeliyim; "ey sevgili arşa uzanabilseydim
kovalardım yıldızların önüne geçen bulutları"
ne bulutlara el salladım
hiçbiri farkıma varmadı
söyle, nasıl bir gökyüzü sunmalıyım
nasıl bir yıldız haritası çıkartmalıyım suratına
isteme benden, çalamam köylü çocukların ilhamlarını
kuyruklu yıldızları kaydıramam şehrinin kirli sokaklarına

çok karanlık bakıyorsun, korkuyorum
denizinin üzerinden fenerlerini çalmışlar
yaklaşamıyorum, etrafında dalgalar var, uzak tutuyorlar beni senden
çaresizliğini suratımda hissetmeme izin vermiyorlar
elim kolum bağlı, çekemiyorum ağrıyan dişlerini
şöyle iyice bakıp gözlerine diyemiyorum subhansın Rabbim
iyice gerilip atlayamıyorum sana varan yamaçlardan
bilmezsin ben çok çektim, hala çekiyorum
şu helallik davasından

sahi söylesene hiç mi suçun olmadı sevgilim
hiç mi ortağı olmadın iki kişi adına işlenmiş bir günahın
bir kere olsun bilinmeyen numarayı "sen misin?" diye açmadın mı
hiç mi sabah namazına kadar uykusuz kalmadın  
cevap ver, bakma öyle halının desenine
hiç mi kör olmadın aşktan
hiç mi dekorudur demedin bir gülün dikenine

en az sen bilmiştin beni
gözlerine baka baka ağlamadım
sana ulaşan labirentlerde koşturmadım hiç
ha bunları söylemem birazdan yanında olacağımdan değil
aceleci değilim artık, konuşurken m leri yutmamaya çalışıyorum
sözcüklerimi doğru adreslere postalamak amacım
uzak durmak, duymamak senden seviyorum sesi
dilim çözülene kadar ne sen beni
bense devrime beş kala sahiden seveceğim seni