Terleyen bir at dedi ki:

15 Ağustos 2017 Salı

Yes Women Cry

Bakarsın bir gün bir elma düşer yere
Büyür büyür de sığmaz olur gözlerine

Kızgın kızgın bakıyorsun 
Aranıyor gözlerin 
Gemileri üst üste koyup altına
Derinleri arzuluyor ruhun
Şehrin tam içinde yaşıyorsun oysa
Ha uçsuz bucaksız okyanus diyorsun
Ha kalelere toplanmış bir yığın insan
Dalgalar bir yerlere vuramıyor seni
Islanıcak bir yerim kalmadı diyorsun 
Sürekli bir şeyler mırıldanıyorsun içinden 
Şarkı söylüyorsun belki 
konuşmak istemiyorsun
İyi gecelere inanmıyorsun 
Üzgünümlere 
Öpücüklere
Ellerinle sarıyorsun tütünü 
Çaydanlığa 2 ölcek kaçak çay 
Bir ölçek kuru tütün 
Kan kusuyorsun sabahın belli vakitlerinde
Şaraba düştüm tut ellerimden!
Diyecek kimsen de yok

Ne çok şey anlatırken gelip gitmelerin
Ne derin bir evreni saklıyor kirpiklerin
Bakma bana tamam 
Oturma yamacıma 
Kabul bir testi dahi içme suyumdan 
Başını da omzuma koymasan da 
Yeter ki göz yaşın aksın alnacımdan
Yeter ki kirpiklerin olsun örten üstümüzü







4 Ağustos 2017 Cuma

Namlunun Ucundaki

Bu kovalamaca nereye kadar gider bilmiyorum
Almış eline 1 metre kurdele dağları geziyorsun
İncecik sevgiler bırakıyorsun ayak izlerine
Dönüp ardına bakmıyorsun
Topluyorum ben onları
Koynumda biriktiriyorum
Koynum kaç sevgi mi alır inan bilmiyorum
Işıkları sönünce aşksız
renksiz  ve gereksiz bir ormana dönüyor kent
Hıncımı namluya sürüp ava gidiyorum
Kaçıyorum olman muhtemel bütün duraklardan
Kaçıyorum yerle gök arası
Dünya dar, omzun dar, gülüşün
gülüşün eksiltmiyor ha beni
Dönüp dönüp aynı dağın başında buluyorum kendimi
Yoksa ben böyle kötü bir avcı mıyım
Yok etmeden sevmeyi bilmiyorum vallahi


Göğsümde açılacak bir damar bırakmadın sen
Bir nokta daha düşmedi üstüne
Batmadı bir daha güneş köpürmedi bulutlarım
Eve erken gelişimin nedeni de bu
Evden alelacele gidişimin
Kapıyı kimseye açmayışımın
Alışık olmadığım kışlar geçirmişim
Hazırlıksız yakalanmışım kalbime
Gurbete
Methiyeler dizmişim de olmamış benim
Anlıyor olmalısın dediklerimi
Kendindeyken sıkılıp duruyor insan
Başka bütün topraklarda zaten yabancı
Kişi doğduğu günden beri hevesli ölüme
O yüzden barut gibi taşıyor içinde
Renklerin olağan akışında lazım gelen bir gri
Biliyorsun er ya da geç kendi mayınları buluyor kişiyi

Oturmuş gökyüzünü her sabah boyayan kişiyle
Senin hürriyetinden bahsediyoruz
Gördüklerinin birer sanrıdan ibaret olduğunu söylüyorum ona
Bak bir aşağı bir yukarı dalgalanıyor kalbi
Bak üşümüş
Cennetten bir renge özenmiş elleri
Açıp gösteriyorum sonunda
Neden kırmızı kurdelelere inanır insanlar
Neden isim koyar gördüğüne
Senin adın neden yeşil
Böyle heybetli soruların peşinde
Gün ediyoruz geceyi
Ve bir diğerini
Hiç kitap inmemiş gibi gökten
Sanki insan kendi diliyle hiç sınanmamış gibi

Bu kovalamaca nereye varır inan bilmiyorum
Elimde kendi bayrağım dağları geziyorum
Ateşe verilmeye hazır gibi
Ki ipek gavurdur bakırdan ve namludan
Ki dağlardan uzun bir boynun vardır senin
Sarmaya ömrüm yetmez biliyorsun
Nehirler çarpışır durur içimde
Ben dönüp durup sana ulanmaya hevesli
Sonra gittiğim o yollardan gerisin geriye
Kendime ilenmeye
Düşünüyorum bazen
Belki de izimizi bulabilmek için
Düşlerden kaçıp gitmek gerekiyor bize
Meryem diyor ya:
Öleydim
Fitne daha tahtını kurmamışken yüzüme

20 Mart 2017 Pazartesi

Rücu

Deki insan gördükleriyle yetinemiyor ha
Yaş 19 sigortalı bir işim bir karım ve saçlarını ortadan ikiye tarayan küçük bir kız çocuğum yok. İçten bir gülüşüm ağrılı başım söylemek isteyip de söyleyemediğim şeyler de yok. Saçlarım var ama sırma mı? Değil! Ağır,. Dağınık... Ellerim var üşüyen tek yeri bedenimin. Kalbim var. De ki: o sana yeter

Aklımın alamadığı şeyleri söylüyorum sana
Bir
Kısadır zaman 
Çeksen örtmez üstünü Üşürsün
Sevsen yetmez içine gülüşünü düşürürsün
Şedde üstüne şedde geceler
Dönüp bakarsın bir Melek okşar omzunu 
Bir öteye dönmüşsün şeytan olmuş 
Kalbinin yerini bir bilen
Şaşkınsın 
De ki cebimde yepyeni kelimeler getirmiştim ben

De ki bu bilmem kaçıncı ikidir. Gönlümün diyarında gurbete düşeli. 
Önüm arkam sağım solum sobe 
Taşacak bir taraf kalmadı gözümde
Çok bilinmek çok denenmek çok öpülmek ve çok 
Sevilmek az sevişmekten daha az
De ki Benim değil bu yoksulluk 
Bana ait değil bu dört duvar arası esen rüzgar
De ki dur 
De ki hasret
De ki
Burda rucu 
Aklimin alamadigi burda

Üç 
Baktığını yaşıyor insan
Bildiğini değil
Gördüğünü...
Hayır!
Ben önceden beridir burdaymışım gibi 
Evim olmamış gibi hiç
Papatya kaplı 
Tarçın kokulu
İki ekmek alıp da çalmamışım hiç kapıyı
Gecenin bi vakti gelip 
Sızmışım bir köşesine dünyanın
Örten olmamış üstümü

Sen hangi şarkıyı seversin bilmem ama 
21. Yüzyıl melodileri yakışmıyor sana 
Saçlarından ipek damlıyor 
Upuzak galaksilerden gelip de saçlarına sığınmış 
Kuruyacak bir taraf bırakmamış bana
Dört 
Göçenler bir daha dönebilir miymiş yurduna 
Aklımın alamadığı şeyleri diyorum sana 
Hayret
Yoksunluk
Ve cüda 








5 Mart 2017 Pazar

Gurbet

Aceleci ya da bilal bunun ne önemi var. O kadar dar bir yoldan geçtik ki ya ben onun sırtındaydım ya o benim. 

Ben her şeye teğet geçtim ama aşk
Bir ormanın kendi kendini yakmasına benzer
Hava çok soğuk, su da 
ve tanrı burdan bilmem kaç deniz mili 
Burdan bakınca her şey bir çiçeğin uçurumda açmaya çalışması gibi sanki
Ama böyle olmamalıyım özlememeliyim gibi
Bir çarşıyı, uzun yoldan gidilen bir evi
Yokuş yukarı ve tek dil bilinen 
Ama tek dilde bütün küfürleri edebilen kişilerle
Lahavle ve elhamdulillah 
Sarhoş olsa da ya da bütün yolu 
Mekkeden medineye içine alsa da 
Kalbinden beynine o kadar yolu olsa da bir kavmin 
Özlüyorum işte
Göçebeliğim el vermiyor

Benim adım bilal ve bunun ne önemi var. Sakin kalmaya çalışıyorum ama içimdeki renkleri bir de sen görsen. Bakabilmeyi özlüyorum kendime. Kendi gözlerimle. Bu kötü mü? Yoksa... Bu kahvenin demi yok hem, bu diyar olmamış daha. 

Benim adım bilal ve bir türlü kabullenemiyorum
Acele doğdum ecele gidiyorum
Yeryüzünde bi kuş tüyü eksiliyor
Yer ve gök aynı kazanda kaynıyor 
Üstümde uçuşan kuşlarla bir
Aşkım çok oldu üşüyor benim
Avuçlarımda ahı birikiyor kimilerin
Daha yüzüme götüremiyorum
Bundan ki kalmıyorum hiçbir darda
Atıyorum kollarımı uçurum boyuna
Ne kadar uzarsa uzasın kollarım
Saplanıp kalıyorum yine toprağa
Katılıp duruyorum sana

Benim adım bilal ve biri desin artık bunun ne önemi var. İçine girmediğin sürece ha deniz ha okyanus. İki insan birbirine ha kafiye ha cinas. İki insan birbirine ulanmadıktan sonra.
Söyleyin kim bağışlayacak beni.

Bir kıştan biraz daha uzun bir şey var bende
Biraz daha soğuk 
Biraz daha iyi anlıyorum artık ama 
Neden geçmiş acıları bu kadar özlüyorum
Ve telaşları
Baksana, dünyanın suyunu dahi içemiyorum bile
Tek yudumda dünya
Yüzüm
Daha bi dayanıksız
Ben hangi gavur iline gitsem daha 
Bir daha ne zaman giysem kalın tabanlı ayakkabılarımı 
Ben şimdi hangisine sövsem eski sevgililerin
Yine bir sonbahar hüznü vuracak yüzüme
Evimi özleyeceğim yine
Gidemeyeceğim yine
Hangi kışın kollarında can verdiyse artık