2 Kasım 2024 Cumartesi

Pespaye Heceler

Bahtı kör arayanım kahrıma düştü sarı
Her düşü boyanası sazıma mihman olur
Bir sımsıcak gülüşün aklıma düştü harı
Ufuklanan bakışın göğsümde kıble olur

Dizginlerim çözüldü belki kuşluk arası
Arzı halim sen buyur talan bahçe bağ olur
Kaldı bir kepçe dara gel de gözüm doyası
İki kaşın arası kadrime sela olur

Meğer canda yük imiş, şehvegani geceler
Sanma gönül kafesi, mülküme cihan olur
Yarin yoktur bir eşi, ol berhava niceler
Derdime derdin oku, zikrimde kitap olur

Bana sorma kimedir bu pespaye heceler
Erezlenen dillerim anca bergüzar olur
Niyet bulma niyedir ki dilimde eceler
Say ki aşka ağıdım nefsime misak olur

Bu sadalar bana bam, yağdıma yorgan olur
Derdime mescid olur, ömrüme ispat olur

28 Ekim 2024 Pazartesi

Büyük Buluşma

Hıçkırarak, üşüyerek, aldanarak
Bildiğin tüm doğruları unutarak 
Ve utançla yeşererek gözlerinden
Her akşam binbir avuntu sererek açlığına
Bu puslu bakışlardan zehrin soğumadı mı
Demek susuz gezeklerde bir küheylan 
Bağışık etinde sönen kırbacın acısına 
Belki de alnı şeddelerle son bulur
Düşünde vahyi 
Betimlemek olmasa

İçlenip içlenip susarak
Dilinde şehvetengiz ağıtlar
Dizlerine kadar saplanıp günaha
Avuçlarına kekeme bakışlar atarak
Sözleri saklında damıta damıta
Sonra avazın çıktığınca
Kalbini ilk yoklayana
Sunmaktan söyle guslün bozulmadı mı
Sanıkmış meğer cürmüne her damla suladığın
Yeterince beyazmış hiç açılmasa da saçların
Sözlerin en hakikisi
Henüz kavmine sunulmamış

Ayırarak korkuları,  eksilerek heceden
Yokuşta susayarak, kollarını kıvırarak
Cebindeki dünleri takvimlerden sorarak
Söyle sesinde biriken şarkılar sustu mu
Düştün mü şefkatine o çakıl yağmurların
Dağıldı mı içinde büyüttüğün nar
Eli uzanır da bir söğüt dalına aşkın
Ağzında erezlenen bu şapırtı aşikar
Değil mi ki her sözün önce O'ndan savrulur

Satırlarda ararsın o büyük buluşmayı
Oysa aşka düşen ilk okumayı unutur


19 Ekim 2024 Cumartesi

Soluk Ninniler

Gözlerim dalacak delik arar karanlıkta
Sabah olur ağıtlarla karşılarım sabahı
Herkes suçlu bir sanık sensin anlasana 
Bakışından mahkum oldun savruluşlarıma

Olur da bir gün sana
Beni anneme bağışla dersem eğer
Çekinme, döşünden ninniler yağdır bana
Ben uyuyamam ki bu aydınlıkta dersem
Düşünü perde et gözlerime

O vakit ipinden kurtulmaktır zaman
Ne kaldıysa ellerimde 
Bir uçurtma çizerim gözlerine
Bir aslan bir ormana nişan alır vurulur
Sen olursun, oldukça silikleşir bu beden 
Bir kışın bir kapıyı kırdığını anlarım

Beni bir kez öldür, ötesini ben yazarım
İçimde kepezlenir gülüşün ve cinayet
Bana bir kez vur diyorum, bırak elinden olsun
Nasılsa dudağın kıvrımında bir menekşe taşıyorsun
Nasılsa pembeye gebedir yanakların
Alırsın uykumu onunla açarsın

Bu ara yollarına dolanmakla meşgulüm
Bir bahane bulsan sen de düşersin bu tokluğa
Bir elini tutsam ki mevsimler yaza döner
İki elin yağmurları oruç olur açlığa

Bize başımızı dik tutan ninniler bağışla
Bağışla çünkü bu evren üstümüzde büyüyor
Günler güz oluyor hiç durmadan, güzler çöllere, çöller döl
İki kız bir oğlan oluyor bana bu içleyişler
Günler dünlerle doluyor, 
Gözler gülüşlere
Sonra geceyi sadece ninniler tutuyor
Uykular buluyor sabahı, ninniler bitiyor
Bizi uyutmayan ateş
İçimizde sönüyor 
"Bu yüzden eğik boynum"


13 Ekim 2024 Pazar

BUYURAT

Söylesen bir yerinden eksilmeye durur zaman
Sustukça tüm odunların ıslanacak
İçindeki ateş yağmurla sulanacak
Omzunda trenler yüklü bir sabah
Ne kadar eskidiğini göreceksin ay ışığında
Kurutulmuş günler gibi bir buyurat
Sarkacak bulutlardan şakaklarına

Sana kimse böyle buyurmadı
Kimse unufak olmadı kısılan gözlerinde
Avuntun yoktu, şehre bir cihangir gibi atılmadın
Ne zaman ki sürdün şahlarını oyuna
Ufkun erezledi, umudun
Pusula oldu sarmaşıklarına

Sıkıntını geviş et, dişlerin gıcırdasın
Diye buyurdu tüm can damarların
Ayaklan ve kibrini çöz
Tut şu bir türlü kurulmayan sofranın ucundan
İştahın kalkan olsun sana, hazzın küheylan
Kaçınması en zor savaşlardan

Ne dünyaya yemyeşil ne şiire harekesiz
Tutuşmuş değilsin gurbette şeceresiz
Attığın ilk adımla fırtınalar buyurdu kalbin
Bazısı şehvetengiz, çokçası lirik
Dedi ki yeniden biçimlendir aynada cismini
Bitimsiz dalgalar bileyle, elindedir
Sislerin saltanatından ayrıl ve söyle
Genzinde düğümlenen tufanı çöz
Hepsini saç ormanına ve söyle:

"Olduğuma şahit ol, gördüğüme bahane
Yazdığım senin olsun, duyduğun kundağım
Gözlerini buyur et, yetiştir zırhıma
Bakışın buyurat, kucağın mihrabım"

12 Ekim 2024 Cumartesi

Ormana Düşen Mektup

Senin bir adın var 
Zikrimde olan tüm adlarından başka
Ve biliyorum, onu ben koymadım

Suya bir tel düşer saçlarından
Alır onu okşar gece dalga boyu
Sarı, sapsarı bir rüya dilime dolanan
Sen bozarsın büyüsünü
Sen, kaldırıp geceyi bu eğik baştan

Ben çok önceden söylemiştim
Dokunduğun bir yerden gelecek bahar
Bastığı toprağın maşuğu olacak bir gül
Bir de "La Havle!" der gibi bir bahçıvan 
Nasırlı ellerini yüzüne süren bahçıvan
Rüyasını görecek affın ve umudun
Bir de aşkın rüyasını sil baştan!

Ben bilirim 
Sabrı aşınca andan dışarı uzanan bir yol var
Zamanın hükmü geçmez bir yol 
Tanrı orda bekler ikimizi 
Ve sen adını koyamadığım bir yerdesin 
Bunu da bilirim 
Göğün işvesinden uzak
Yerde duramayacak kadar güzel
Açılmayı bekleyen bir falsın uzakta 
Ama benim tutulmamış ellerim 
Taptaze soluğum 
Ve yaşanmamış bir çocukluğum var
Bana ordan dur
Bana kulağıma okunan ezanla başla

Sana bunu da söylemiştim 
Ekilmeye hazır bir tohumum ben burada
Sen sakın ola beni yanlış anlama
Gelip beni sev ama 
Merhem olma yarama

Bekliyorum artık
Adımı ısmarla ormanına



5 Ekim 2024 Cumartesi

Düşte Ziya

Düşte ziya yedi renk yağmurlar peşi sıra
Hepsine niyetlenip gayrı murad etmişiz
Bu guslü dermeyanı zırhına nakış edip
Tutmayacak duayı nefse sanık etmişiz

Boşa vardı dimağı mestine kaldı düçar
Sebeplenip hepsine, kalbi kitab etmişiz
Arastadan ırmağı dolduran şu bengiyar
Küfredip ötesini başka Kur'an etmişiz

Nura değdi hevesi, say ki mezhebi cedid
Celallenip firkate, bezme veda etmişiz
Odur ki zülfikarı boynuna vurdu habib
Yedi rengin birini serde muhtar etmişiz

29 Eylül 2024 Pazar

Yağmur Duası

Bugün ellerini tutuyorum 
Gibi rahim bulutlar
Birazdan ellerini bırakacağım
Kadar tetikte

Söyledin, nasıl geçtiğini yılların bir çırpıda
Nasıl seyreldiğini acının hepimiz biliyorduk
Bir yerlerde uçucu sözler yazılmıştı siyaha
Kiminin yarası bembeyaz tülbentle kapanmıştı
Dilinde yemin bozan dualardı
Dudaklarını büsbütün çatlatan
Yazında yolculuk vardı ve kırkları sayardın

Söyledin, gündüzler nasıl kısalır 
Gölgen nasıl boyunu aşardı
Diline sığmayan bir kışın fazlası
Aklını tenhalaştıran ıhlamurlardı
Okuduğun hep aynı şiir, beyaz, harekesiz 
Ve genç mısralar taşırdı kaşlarının arası
Akan zaman alnında kabuk tutmazdı

Söyledin, gavurluğunu kalbin, merakını, açıklara olan açlığını
Kürek tutmaz kolların herkesi kucaklar
Bir seni taşımazdı
Biçimsiz avuçların vardı yüzüne oturmaz
Müsvette sayfaların şeklini alırdı

Gördün ki hıncını almaya 
Yetersizdi bulutlar
Ve düşlerindi asıl
Yağmurlara müebbet
Yağmadı, aradın
Yağmadı, ağladın 



21 Eylül 2024 Cumartesi

Susuyorumdu

Ezik topraklar aşkına
Ve katır toynaklarından kopan leylaklar için
Susuyorum bu son
Nefretim 
Artık içimdeki çocuğu esirger gibi 
Tek sözüm anızlar kusan
Göğsüme sığmayan bir kaburga

Bu kabri kim biçtiyse bize
Söyleyin kimdi kısık türkülere ses veren
Bu sefil yaşamakları moda kılan kimdi
Ellerim buhurdu ilk tutulduğundan beri 
Sesim duyulduğundan beri eskiydi
Şımartılmış bir çocuktum hem
Büyüdüğünü anlamadan hedefe doğrulmuş
Öylesi esrik öylesi çekik 
Ve günyüzü görmeden gecelere vurulmuş 
Susuyorum gerçekten vallahi de son
Yakası tam sineden yırtılıp ilmek olmuş

Ne verdiyse yaradan ona söyledim heceleri
Susuyorum bu son 
Gidiyorum ormanı çözülmüş bu kentten
Susuyorum algısı puslu bu gençlikten
Kıblesi kayık, guslü bozuk, meramı şirk
Bitiyorum yitirdiğim bozkıra alevimi
Saklımda hadesten cünup bir rüya
Dileğimdir sesim kirlenmesin bir daha

İnan tövbeler diye kaç gece 
Yastığın altına sokuşturdum heceleri
İnan ki gözlerim 
Hep böyle kalsınlar diye
İnan ki yoktur rengi hem 
Yalnızca protesto
Utancımdan gizledim soyulmuş tırnakları 
Aceleden seyirdim kılıcı tokluğuma
Ezan diye sesledim nihavent vuruşları 
Etrafımı cami, ağyarımı mavi
Tam kuruyacaktım telefon çaldı sonra 
Dönüp baktığımda arayan bendim 

Susuyorum bu son
Bu karamsar çocukları azad ediyorum artık
Ne kadar dün bırakmışsam yarına 
Neyi can edip dikene vardıysam
Bir bir atıyorum atıyorum boşluğa
Dönüyorum kızıl, duruyorum mavi
Soluyorum yeşil
İnan hepsinden biraz ve 
Hiçbirine ait değil gözlerim
Demek ki ötesi yüklüdür daha
Demek ki hala yaşama dair

14 Eylül 2024 Cumartesi

Turnusol

İşte orda
Berikmiş bir geceyi 
Büsbütün yıldızlar ağırlar

Dilde riya gevheri, aşıka durdu saki 
Gözlerine perde ne şahidi olan benem
Mülkü cedid olur ha, mestine durdu veli
Desdine durdu berya mescidi olan benem

Çare olur ahına, amadeyim bahtına
Suyu buldu bi gonca, dildarı olan benem
İki eli nazifin, sarıldı bir oltaya
Düşeceksen böyle düş, ardını tutan benem

Kaç güneşi devirir düşüne avare bu
Sen ol mecnuna ki aşkına kitap benem
Çölleri esirgeye, Rabbıma dua ki bu
Muhabbete varır ha atiye kefil benem

12 Eylül 2024 Perşembe

Yol

Henüz yenidir benim bakışlarım sana
Nikotine sarılmanı görmem yenidir
Başka coğrafyaları arşınlamam yeni
Falımda çıkmanda da bir hile vardır kesin
Göklerde ikimizin de anlamadığı bir telaş
Ona imrenmeden bakmam da yenidir aslında
Bir yıldızlardan alamam çocuk hayretimi 
Bir de yanakların saklı bahçelerden elma toplar
Hem saymayı da bilmez, haklısın utanmakta
Yüzündeki pembede iştahım kasıt arar

Tut şu gözlerimi birazdan bir kaç ton açılacaklar
Böyle geceler boyu yürümem de yenidir
Sıkıntımın denize açılması da
Ufkumu çiz, yoluma testiler kırmasan da olur
Zaten sen öyle bakarsan göklerin 
Ağlamaktan başka bir şansı da yoktur
Nedendir tüm hesaplarım köledir tartına 
Neden ki uykularımı bozkırların ağırlar
Güttüğüm sürü olur, ektiğim harman
Döner yine senin dizlerinde uyuklar

Ahımdan başkasını sayıklamam da yenidir
Böylesi unutkanlığım da
İnanmazsın
Devrilmiş bir orman hıncını arıyor bakışlarında 
Vapurlar vapur olmuş yeniden 
Bu şehir yeniden koskoca bir vaha
Oturup iki kelam soluklansam diyorum
Ansızın denizler doluyor salonlarıma

Oradan yeni bir rüzgar doğuyor çook uzakta İncecik sesine kapılmış
Sen gelene kadar attığım her adım
Bildiğin niyet etmiş sabrıma
Ellerim ceplerime dolanmış daha başında 
Öyle onulmaz bir yola dizlerini hazırlarsın ya
Sen gel, yalnız gel, üstümü ört, sebebim ol
Ardımı çiz, önüme düş, haritamı parçala
Yoldaşı benim bu hizası eksik kalbimin 
Sen gel, yolum ol, eksiği tamamla

9 Eylül 2024 Pazartesi

Sakallarımı Yolman İçin Birkaç Neden

Baksan çamur değmemiştir ayaklarıma
Sorsan bir de güzdür öteki yarım
Cismimi bul, kalbimi gör, eşkimi bağışla
Bağışla bu günlerde tutmuyor dualarım

İkimizin ortak yanı biliyorum
Kadük bir dünyayı düşlüyoruz seninle
Biletim hazır binitim doğurgan
Ta gözünün aldığı en uç noktaya buradan
İki durak arasında asi bir nehir var
O nehirde paletime sıçramış tüm renkler
Kimi düşlerime kurulmuş, kimi sakallarıma
Alyuvarlarıma kadar boyanmışım
Omzumda başın gibi bir kurak Anadolu
Sıkışıp kalmışım iyice bu külden toprağa
Ceplerimi sunuyorum ellerini sokuşturuyorsun
Biliyorsun neyim kaldıysa cenin 
Ne söylediysem çocukluğumdan bir ninni kadar sana
Ki ahretten bir ferahlıktır ellerin
Dileğim boyun eğdirme yapraklarıma

Ben ne zaman niyet alsam seni kucaklamaya 
Utancım kepezlenir dalgalarla boğuşur
Ne zaman saçılsam sokaklarına İstanbul'un
Hangi köşeyi dönsem kekeme aşklarım
Sonra nasıl desem 
El çekilmiş bir suskunluk hali omuzlarımda
Oturmuş nedenleri topluyorum bu kuşatmaya
Her cümlemin sonu adınla bitiyor
Durup durup sebebi
Bu olmamalıydı diyorum
Ve kim bilir kaçıncıya adımı yazdırıyorum
Hepsini küçük harflerle yetiş diyorum, 
Öyle rüyada esrik durma üşüş diyorum
Yetir diyorum yitirdiğim ormana yeşilini
Alnıma karış diyorum 
Sakallarımı 
Ufala avcunda

7 Eylül 2024 Cumartesi

Hizip

Kimisi berkitir kanatan gülü
Kimisi kaçırmış elinden günü
Cevheri tuttuğu haneden beri
Aşkından lal olup göçeni de var

Kimisi semada mavi akışkan
Kimisi yeşile oldu perişan
Kızıla boğulduğu günden beri
Nurdan kaybolup kaçanı da var

Serhatte gezinir kalmasa izi
Şuramı sızlatır annenin sesi
Adını koyduğu ilkinden beri
Kılıcı kınında tutanı da var

Sanma şah olur aklın başına
Döner durursun on beş yaşına
Yüzünde çizgiler dolduktan beri
Aynı kuyulara düşeni de var

Rüyada puslanır gerçeğin zili
Acıya gizlenir şehvetin dili
Firkate kurşunu attıktan beri
Vuslatı gaybana bileni de var 

Hanidir içlenen dik başın pesi
Nerede çığlığı nerede yesi
Sesine türküler dolduktan beri
Dilindeki bağları çözeni de var

Adını tek söyletir kalma şaşkın
Pusuna düşmez odu sanma dargın
Şiire durduğu gamlardan beri
Yolunu efkara çizeni de var

Kimisi secdede buldu dusturu
Kiminin avcuna sığdı umuru
Mecnunun dergahı olduktan beri
Kullara kulluktan geçeni de var 

Bu aşkın her günü bir başka mevsim
Yerlere düşen de, uçan da cismim
Hangisi bu ben diye sorduktan beri
Aynadaki sureti sileni de var






4 Eylül 2024 Çarşamba

Yankı

Bu sefer saçları olmayacak nefsimi açığa çıkaran
Gözleri bulmayacak saklımda tepinen heceleri
Bu sefer öylece duruşundan ve geceye yankısından bahsedeceğim
Ağdalı gülüşünden devrilecek hakikat

Bakın bu durakta nesli tükenen bir zebra okuyorumdur 
Neşesi tuvale durmuş sıkıntıma hezeyan pembesi 
Geceyi yelek gibi giydirmiş bedenine
Gücü yeten varsa resmetsin hodri meydan 
Böylesi bir renk benim değmedi paletime

Ordadır, istenci zedeler seyrek bakışımı
Odunu kaynatır buharda
Ancak eksiltmez taşacak testimi 
İçimden nehirler fışkıracak
Gibi bir dua okuyorumdur da
Ellerim çocuk 
Bulamaz yüzümün yerini

Hayır! Bu meltem uslamayacağım dudaklarını
Ufkunda gövdemden daha ağır bulutlar
Doluyor minnetle, övgüyle seferber
Sen közümü aralayan ilk mihrap duvar
Sen yoluma endam olmuş son bariyer

İşte, seyrinde kasılıp duran bir organ gibi 
Eslerinde upuzun bir hıçkırık oluyorumdur da 
Her teline ayrı ayrı niyetlenip saçlarının
Kuşkuları ayırıp geriye ne kalırsa 
Sarmalayıp geceyi ve eksilerek heceden
İkidir tutamıyorum doluşan yağmurları

Çünkü ilkinde afsunlu sözler bohçası dudakları
İkide yeryüzünü kuşatan genç bir ormandır gözleri
Anladım ki saçları
Güneşin yankısına gebe
Böylesi tövbeleri tutmuyor niyetlerimin
Bağışla beni 

31 Ağustos 2024 Cumartesi

Zilden Masal

Avuntularını sereyim diye çıkarım balkonlarına
Dişlerimde geçmiş şu bahar kadar fiyakasın
Öldüysen sözümü tut, geldiysen tetiği çek
Yalnız kaldığım her anda parlayan merhabasın

Ellerin çok açık, saçların çok yanıcı 
Saçların oksijene maruz, kefene dua gibi
Dilinden düşmez bir gençliğin kırıntısı 
Yakışır yüzüne bu görünmez ayna hali

Bende ne var diye soracak olursan 
Ellerim ardında dolu sadece kasımpatı
Kadar yoğun kadar kısık kadar ıslak ve serin
Yumrukları susturan telgrafın telleri
Durmayın yine gelin, susmayın yine gelin

Sendeki kızıla hastalık, bendeki yeşile 
Sen ki ormana küskün, ben ki güneşe
Sende çözülmeye hazır bir gizemin ilk hevesi
Bende gömleği ilik bozan peygamber endişesi

29 Ağustos 2024 Perşembe

Eksik Kareler-I

Orda bir yerde gülümser çekilmemiş resimler
Yuttuğum her mısra çözer sendeki niyetimi

Düştükçe açılıyor sabrın kapıları 
İnsan ki en aşağısı bulduğunda aşkı
Rüzgar ki bu bahçede gözlerinden eser
Denizden bir parmak tuz çalar dudaklara
Derken dilim bildiği tüm şarkıları kekeler
Dizlerim yabancıdır bu endirek pozlara

Yolumuz düşüyor sonra bir cami avlusuna
Ucuca sıralı basamakları aşıyorız
Sevişmek bir türlü sığmıyor adımlarımıza
Seni sevmek bilirim ki her dinde mübah 
Öyleyse evet de ve sabrımı yatıştır
Seni kaza etmesi farz oldu bugün bana

Sustun ki bekliyorsun, biliyorsun ki tufan
Var mısın buradan 
İki oda bir salonlara

25 Ağustos 2024 Pazar

Kalbimden Sual

Alışmıştı oysa kalbimiz 
Denizin dinmeyen dalgalarına
Şimdi konan bu sükut
Tırnaktan saç diplerime

Adsız bir mezar oluyor şehir
Direnirken leylak kokularına onun
Çarparken gözlere görülmediğim 
Geçerken uğultusundan işlek caddelerin
Güneşin sözünü tutmadığı oluyor 
İnsanın dünyaya sözü geçmiyor ha! -kalbine-
Rüya, içimizdeki hain
Ne kadar da yüksek sesle söylese  
Sarhoşluğun moda olduğu an
Kaçış nereye
Ah yüzüme sıçramış çamur
Doğanın dinmeyen valsi
Kazınmaz lekedir o bakmasın bilene
Develer tellal olsa dahi aşk kalır geriye

Anlamak istemediğim bir şey var 
Asıl yoran da o
Bilirim kızıl gecelerin bekaretini 
Anlarım 
Ansızın gelen akşam üstlerinden fakat 
Kalbimden sual edemem
Hangi yolun yolcusu, hangi dağın korkak tavşanı
İnsan, dışına kör, içine bulanık
Oysa ne de çok severiz değil mi şeytan taşlamayı

Yarısına gelinmemiş, besmelesi dahi çekilmemiş ömrün
Yine de baksan sert adımlarla kazmışımdır asfaltı
Başkaları buna adın taşlama der
Ben bilirim uzun bir aşk şiiri olduğunu hayatın
Sahi hayatla alıp veremediğim ne?

De ki; biz insanın dişini kamaştıran ne varsa aşk deriz
Ne hazin bir türküdür o söylemeyi bilene

Aklımın ayazından kibirle geçiyor
Kalbimi yarıda bıraktım
Fitilini çekmiş olmakla bir en ağır ayrılıkların
Değil mi ki en ufak bir bakışın 
Müebbete gücü vardır 
Ah! Gözlerin ruhsatsız bir tabancaydı
Tetiğiyle sınandım

Aşka ilenmek yazgısında ruhun
Beklentileri boşa çıkaramıyoruz
Diyorum bir güz var 
Yüzüme çok yakışan 
Diyorum yetiş 
 

22 Ağustos 2024 Perşembe

Eğri Taksim

Hasretim ayakların altında ufalanan toprağa
Hasretim, gürül gürül yazına, 
Tek kanat uçuşuna
Yangın bakışına

Razıyım gözlerinde parıldayan boşluğa
Bölünsün uykum artık saklım çürüsün 
Aramızda konaklayan şu baldıran acısı
Benle bir kalana dek her şeyi bölüşsün 

Niyetim ki, şarkılar sana kalsın, şiirler bana
Destanlar sana, kurbanlar bana
Gülüşün sana, saçların bana
Avcumda açığa çıkmaya hazır tonlarca mısra
Sebebin kaldıysa ağzımdan al
Al ki ağzım
İsmini ele verir girift bulmaca

Sana saklımdan bir demet sunuyorum
Gözlerim yeşil oldu mu lambaları açarsın ya
Odur işte ben adımın Hamza olduğunu 
Şiirimin beyaza ve 
Kıblemin kızıla durduğunu
En başında unutmuşum
Nehirden akan şu kadim mora karışmış dosyam
Sayfaları tenine karışmış
Öyle uzakta
Ama sol elimden daha yakınsın anla
Güneş havayı seyreltir ve sen
Renkleri boyarsın boylu boyuna

Sana bu demeti saklımdan sunuyorum
Her teli ismini söylerce kulpsuz kurmaca
Diyorum ki 
Kürekleri neden koptu yularından 
Adı Hamza
Saçıldı kirpikleri bir kış masalına
Iscacık toynakları kırıldı sinirinden
Düşlemeden buldu ya kulvarın ortasını
Değdi başı yalnız arza aceleden

Oysa kimdi yatıştıran dalgaları seyre mahpus
Kimdi sırtına havlu koyan terlemiş bir atın
İster alnımı kurcala, istersen kırbacı kus
Serilmişiz kadehe, süt kokmuyor ağzımız

18 Ağustos 2024 Pazar

Tarumar

Ey ki düştüm efkara peşi candan içeri
Cananı seyre daldım kayra gözden içeri

Hoyrat tüter ateşim rızkı baldan içeri
Hara düşer kafesim öter yardan içeri

Eli örter tenimi meşk-i mârdan içeri
Sazı tutar kışımı yâl ü bâlden içeri

Hayret kalır özüne bezmi çöller içeri
Serap dolu gözlerim görmez sırdan içeri

Sen ol cismine kul ki seyri hayal içeri
Dursa tek bir ahına dünya şefkat içeri

Bir hevescik diyeyim adım ardan içeri
Ayan olur öşümüz şavkı nurdan içeri

Hamza kuşan rızkını alem serden içeri
Olmaya can sebebi zülfü kurban içeri

16 Ağustos 2024 Cuma

Oğullar

Herkül'dü iri kolları vardı yalnız
Ve sormamıştı kimdi
Kalbini noksan tutan
Emir geldi savaştı
Emroldu kesti kollarını 
Ama dizinin dibinde bir kralın
Döndüren tüm dünya sarmalını 
Yani onca tanrı içinden bir beyaz ve zorba
Bir oğul ki müptela tenindeki kusra 

İsa'ydı bir anadan doğmuştu yalnız 
Ne söz onun ne mülk onundu
Ne dost onun, ne düşman onundu
Ancak onca masumiyetin bedeli miydi
Herkesin babasına baba diyesi

İsmail, o kuşkusuz teslim olmuştu yalnız
Bilmediği rabbe, hiç bilmediği bir şehirde
Bilmemişti soy neydi, kurban kimdi
Neydi ona kapının eşiğini hoş tutturan 
Saklanıp hatırasından 
Kimdi gönlünü eşikten kovduğu
Nedendir soyundan gayrı 
Sürgünde yasak aşka uykuya durdu

Son oğul, göbeğini oymak istemişti yalnız
Af dilemişti bir kuşun kanatlarını çizdiği için
Bir kadının boynunu anlattığı kusursuz 
Bir de kelimelere sığışırken kadehsiz
Tam olmak istemişti
Ruhunun bir köşesini eksiltmeden
Saklanmadan barakalarına şehrin 
Kalbinin hizasını kaydırmaya komadan

İşte böyle su üstünde tüm kırılmışlıklar
İşte sevdam, işte kavgam
İşte evleri alev alan 
Oğullar, oğullarımız
Varlıkta mahcup yoklukta memnu 
Ki babalar
Ne gütsek babalarımız


10 Ağustos 2024 Cumartesi

Yardan Ayaz

 
İncecik çaputları sıkıştırıp dalına 
Doğmamış bir çınarın külü oldum Müberra
Yokluğundan beri kamburum, köksüzüm, yurtsuzum
Asırları unufak eder sevdam, boynum bir hayli bükük
Nasılsa gelmiş salınmış içime bir boranın sertliği 
Neremden başladıysan sevmeye
Gel oramdan affet beni

Akşamlar çekiştirip durduğumuz bir yorgan üstüne 
İki ucu bir yana eyvah devrilmiş gökyüzü
Ben yalnız kendi önümü görürken gözlerimle
Sana her taşın altında bir yarın bestesi

Sen duymazken çokça söylenir çokça risalelerde
Saçlarının ilmek ilmek olduğu bir vaha
Oysa senin saçların pusludur Müberra
Saçların en kuytu düşlerden altıpatlar
Gözlerimi ovuşturup durma daha
Kopmayacaklar

Üzünçlerin ortasına mızrak gibi dalıyorsun
İç çektirmeden güneşe
Envai tatlarla dilimde bitiyosun
Sirenler yırtılıp seni arıyor Müberra
Bense doğrulabilsem şu iki büklüm hücrelerden
Bembeyaz yakamdan ari aşk olurdum
Şayet ki ölmezsem

Öylece pus göğsüme ve söyle
Sirenler yırtılıyor içimde
Kabarık akşamların not düştüğü bu histeri
Gökte diklemesine bir inkılap 
Ayırarak maviyi gözlerimden ki kızılı sol yanımdan
Kovduğum günden beri bu telaş bu mefruşat
Yetim kalan köşemden oturmuşsun ömrüme
Giderken Allah'a ısmarladığın bir adam
Eksik pansumanlar üstüne
Gel oramdan giydir beni

Biliyorum evi alev almış o kızsın yine sen
Ne kadar dürsen de görüyorum hala beyaz
Hala ediptir saçların
Ellerin üşür yine yardan ayaz Müberra 
Bizden uzak bu coğrafya 
Bize nam olmuş keder
Öpsem, irkilmeyecek kadar uzaktasın
Dokunsam anlayacak
Neremden başladıysan hürce gülmeye
Gel oramdan ağlat beni

Oldukça kalabalık, esiyor üstüne
Hala sihirli, hala canhıraş 
Dokuzu sana 
Biri bana 
Kalıyor sadece ayaz


21 Temmuz 2024 Pazar

Sabır Taşı


Sabır taşın çatlasın, gurur riyadır bize
Kız ateşin parlasın, uçsuz fezadır bize

Düşler abdest istemez, düşkünlere sor suyu
Abad olan yaşasın, huzur tenhadır bize

Kavgalarda büyüsün, iki kız biri çocuk
Dizlerinde uyusun, uyku revadır bize

Mataram sende kalsın, sahralarda susama
İnat bağın çözülsün, şiir vahadır bize

Takvimlerde arama, bir gün elbet o keder
Seni hicrette bulsun, yollar beladır bize

Sırdan düşmüş yoluna, şapkadan bu hokkabaz
Ne verecekse versin, kader kuradır bize

Tellerinde akışkan, hangi renk, hangi elem
Güneşlerde eskisin, zerrin abadır bize

Derdim sorma ne olur, ipim yokta sallanır
Eksiği yok fazlasın, yolun ezadır bize

21.07.2024

19 Temmuz 2024 Cuma

Vesselam

Kırkları geçtik vesselam bu düzlük bana dardır
Mavinin her tonu başka hoş hepsi de haramdır

Kurtulan ipte kırmızı, düşleri ziyandır
Yad'ile serde pürmüzü ateşi hicrandır

Kul ola bir yaşına gevher-i müberradır
Dilde nabza gülnihal oltası perihandır

Meryem yüze namzetin âteş-i füruzandır
Değil gayba hikmetin kuvvet-i züleyhadır

Dil ey kalbime nazan bu meclis bana dardır
Ol bezmimize mey ki namın gülendamdır

Yarına kalmam ahu bu sadalar bana bamdır
Aşk ola nef'te çarmıha bu diyar girizgahtır

5 Temmuz 2024 Cuma

Adak

 
Unufak çaputlar sıkıştırırdım her yerine ağacın
Üç dilek hakkım olsa, hepsine adınla başlardım 
Bir; gece gelen niyet gibi saçıl içime 
İki; nefse inen buyruk gibi çoğal
Üç; kendini durmaksızın tekrarla
Işıkları söndür, karanlıkta ellerini en sıkı ben tutardım
Başka eslerde susmaya mecalim kalmazdı
Sana yorgunlukla kaçar, seni ulamak için yepyeni isimler arardım
Aramızda tenvin kokardı esreler
Gün gelir bu şiiri tersinden yazardım

Şimdi unut içimizden toprağa yayılan hoşnutsuzluşu
Ellerimin kazamadığı bir çukur var göbeğimde
Günahlarımın geçemediği kuyu
Omzumda hiç dinmeyen telaş var 
Sanıyorum senden doludizgin
Kaçıyor olmanın korkusu
İnan ki omuzlarımdan ve
Şah damarımdan duyuluyor kalbim 
Gidecek yeri olmasa da son sürat yarışıyor 
Sevgilim ben ebabil olamam ama benim de dişlerimi çakıllar kesiyor
Oturmuş kalmışım bu İbrahim sofrasına
Neyim kaldıysa gelişine 
Kurban gidiyor

Bana bakıp durma daha 
Ben bu kirli elleri ıpıslak tutuşlarından tanıyorum artık
Ben bu kirli sözleri dudaktan kopuşlarından
Bana bakma ben
Her gün yeni bir put çiziyor ve katlediyorum hiçimde
Her darbede İsmail sanıyorum kendimi
Öyle küstah işte ellerim, öyle kapkara 
Ve törpüsüz batıyor tüm sarmaşıklara

Ne dersin
Dağılsak mı şöyle hepimiz upuzun bir sofraya
Ekmeğimizi bölen 
de bir nasıl olsa
Suyumuzu ıslatan da

23 Haziran 2024 Pazar

Aşk Olmuyor

Yaşadıkça daralıyor dört duvar arası
Kıyasla taşınıyor başım omuzlarımda
Sana hazin geliyor gözaltların morluğu
Ben onları mıh gibi kazıkla bir aramda
Tutuyorum ne kadar tutsam da aşk olmuyor

Evime yatır düştü, üstünde karabasan
Silkmedi çapaklarım bir türlü anlamadım
Sandım ki hep sözdedir ve işlenmiş çamurdan
Doldurur kelimeler bu arsız yalnızlığı
Yazıyorum ne kadar yazsam da aşk olmuyor

Kabuk tutmuş bir masal sıyırıyor cildimi
İri iri dalgalar şavkıyor gözlerimden 
Sığmıyor içimize topaklaşan bulutlar
Sende saklı bir bahar duruyor oracıkta
Bende kaybolan güneş bulunmak istemiyor
Arıyorum ne kadar ararsan aşk olmuyor

Dudaklarım hep kenet içinde köhne bir söz
Mor benekli bir inek sağılıyor geceden
Solan baharsa şimdi kırılan bir kukla ben
Bağlandıysa ellerim kapkara bu cübbeden
Besmelesi çilingir diyorum arzı halim
Kadüktür ne kadar benimse 
Aşk olmuyor

2 Haziran 2024 Pazar

İlk Heves

Öpüldükçe ele verir tomurcuklarımı
Sen her geçişte dudaklarımı kurutan derya 

Yıpranmış sayfaları kurcalar 
Bu son iştahıdır gençliğin diye
Her sayfada kurutulmuş 
Çiçek kokusu ellerinde 
Neden tütmez bacası evimin
Diye bir türkü tuttururum
Açan olmaz kapısını, kıran olmaz testisini

Dünya sarmalında dolanır durur
Ellerini bağlar bir arkaya bir öne
Hem de çok kirlidir ve korkuyu öğretir
Özenle

Lailaheillallah!
Dokunur o kurdele hasırdan tenine
Kurulan ilk sofralardan kalma diri
Ve şehvetli bir gerginliği vardır 
Kaburgama sığmayan elma kadar
Bir de sımsıkı düğüm

Derler ki geçmişten öcü olan
Durulmaz aşkın hirasında 
Yarası kabuk tutmayanın
Örten olmaz üstünü

Ki sen dememiş miydin
Ben gelene kadar diye incecik sesinle
Nehirler yarılana 
Saçların kuruyana kadar 
Demiştin ben gelene kadar
Şefkat et aynalara

Ey yeryüzünün kadük yuvarlağı
Ey yokuşa tırmanan suların arzı
Ey Züleyha'nın ciğerinde taht kuran nefes
Yeter dur artık 
Bağırıyorum sana 
Orda dur 
Dişlerimi kamaştırma

20 Mayıs 2024 Pazartesi

Şaşkın Aceleden

Şaşkınım dudaklarımı çatlatan bu ıslığa
Sen öyle uluorta aşkımın 
Urlarını kurcalama
Gözlerin eminim böyle sert bakmamıştır kimseye
Ellerin öyle, unufak tutmamıştır
Saçların da 
Biliyorum sırma onlar ve ağırlar daha 
Daha herkesler kadar
Daha bulanıklar oldukça

Şaşkınım kurşun gibi çağıldayan o söze
Birbirine denk iki aşık, Allah'sızlık arası
Kıyam etmiş ağaçlar önünden geçerken
Birinin tüm vücudu uyuşmuş kabasından
Diğeriyse üşüyor elleri ceplerinde 
Birinin sabıkası silinmiş yaşamaktan
Öbürü düşman olmuş dilindeki keskiye

Şaşkınım bir yüzükten, rüzgar olan o kadın
Sabrımızı yokluyor, eli hala cebimde
Tam ayağa kalktığımız bir anda, es!
Karşılıklı iki delik bulmuş kadar kalbimizden
Birisi oldukça yakın içimizden içimizden
Öbürü el sallıyor taa ilk gençliğimizden

Şaşkınım her nasılsa kuruttuğum denize
Sen gemileri tekrar tekrar sayıyorsun ellerinle 
Sayıyorsun ama nasıl hep bir eksikler 
Açıkta kayaya vurmuş, küreksiz kalmışsın
Senin de küreklerini ellerinden sökmüşler
Önce böyle küreksiz kalman gerek nehri geçmeye 
Geçerken usulca serilmen gerek
Gövdenle tüm sebeplere

Şaşkınım alarm diye kurduğum bu saate
Şaşkınım tüfek diye tutunduğum nefese
Şaşkınım adım diye kurulduğum hevese
Şaşkınım aceleden kuruttuğum denize

10 Mayıs 2024 Cuma

Es Geçen Bahar

Mevsimler geçerdi
İklimler katlanır
Manşetler değişir dururdu 
Ne de olsa ben 
Yine severdim seni

Benim sözüm bundan ibaret
Ne o ağladığın resimler 
İçlendiğin vapurlar
Ne de dişlerini kamaştıran yarınlar
Bende bunların hiçbiri olmaz
Birim denizdir benim ikim ıhlamurlar

Haydi durma sen 
Tüm kapıları kapat boynumla
Ellerim büyülüdür onları da alabilirsin
Nefesindi değerdi dünlerime
Bakışındı zararsız sandıydım
Ekmeğe sarılman
Suya dokunman
Tufan

Tam da şimdi bu ara 
Suçladığın bu adamdan 
Kapkara benekler dökülür göğüslerimden
Böylesi hayret akşamlardan 
Bilsen ne kalır dudaklarımda

Kuşluk vaktinde kapımı çalan sendin
Ezanı mizan edendin, şarabı suyla seyrelten
Nefsimi kuruttun, gövdeme mor bir nehir 
Akıp durdun gizlice, geceye emir verendin

İşte sanıklarsın adını
İşte gözlerinden kaçan
Gemiler için Nuh'larla konuşan
İşte beyaz ve ağır bir yol 
Var olduğum
İçinde çokça 
Var öldüğüm 
Sonra 

Sonra
Biçimsiz o kitaptan bir sahife katlanır
Çözer muska niyeti, mor menekşe paklanır
Uçup giden baharda, mahzun bir aşk saklanır
Dilimde tövbe diye şakır bir kuş musun sen 

Adımda soy adımda bir kereste ballanır
Yüzümde sol gözümde bir dolunay yoklanır
Kafi diyip susarım, tüm şecerem aklanır 
Zamana rest çektiğim ilk gençliğim misin sen

İki dost bir derede yabancıyla rastlaşır
Niyaz nedir özüne, gönül burdan taşlaşır
Zemheri kum tanesi bilmem nasıl yazlaşır
Şehrimin es geçtiği o ilk bahar mısın sen

Sökül derim göğsüme, tüm acılar dallanır
Amadeyim bir söze, ipim yokta sallanır
Var olduğum çift göze dünüm neden urlanır
Damarlarımdan sızan aşk ateşi misin sen

5 Mayıs 2024 Pazar

Reddi Güruh

1.

Kim bilir ne güzelsindir o latin dillerinde ben bilmem
Suların aya karışıyordur kim bilir
Bir dalga kıran örtmüşsündür üstüne
Üşümemelisindir

Yani buharı tutup kanattığım plastik
Ya da bir gül, fesleğen, yaban mersini
Ben koklamasını bilmem ki
Görüp duyduğunun ötesinde
Dokunduğun her taş kirlidir yavrum
Kirlisin sen de
Ellerini açmalısın değmek için kalbine
Bir dörtgenin çevresini usulca geçmek için
Ürkütmeyesin diye yassı bir kelebeği

Öperek göğün mavisini
Ki tek
Ki öteden beri
Beni ol
Beni ağla diye sarılmışım ya boynuna

Yalan değil ya bunların hiçbiri
Yalan değil ya seviştiklerimiz       
Öz türkçemizle ne diyoruz biz buna
Bazı münhasır gecelerde
Bazı müstehcen sözler ötmüşümdür şahsından
Elhamdulillah ki Türkçe

Günahını almışımdır belki de kim bilir
Ağzın nesir olmuştur dilime
Hiç ses etmeden konuşman diyalektik       

Oysa
Buralarda bir yerde yanılmıştır ya Maslow
Yeterince mavidir ya gözlerin
Şu yana baksın
Kim bilir ne güzelsindir o latin dillerinde
Benim hoyrat söylerim üstü kalsın

2.

Dedim hakkım varmış gibi yağmuru yağdırmaya
Sabrım kalmış gibi gök kuşaklarına
Kadar unutkan
Kadar diri sesimle 
Merhaba

Sevdiğimi söyledim, gülmüştün
İncecik bir isyanla karşılık vermiştin oysa
Benden daha derin
Ve tenha
Göz dikmeden çöllere 
Düşlere meraklanmadan
Bir bahane bulmadan tüm yaşananlara

Çünkü yıkılmaz bu korkuluklar
Çünkü sabahın başka bir ismi var
Çünkü cürmün kadar heybetin 
Kadar denizleri köpürten bir ismin var

İlkler daima acıtır
Kılıcın kınından ilk çıkışı
Kör bir bıçağın ilk ziyareti kalbe
Serbest bir damardan fışkıran yüzün

Gerçekleri yazmak isterdim ah dişlerim olmasaydı
Sürüklenen bu acının dişlerimde yankısını
Duymazdım bu kadar sessiz kalmasaydın

İlkler daima şaşırtır
İkide uzlaşmacı hali dünyanın
Yalnızlıktan payına düşeni alırsın

29 Nisan 2024 Pazartesi

İki Dağın Arasında

Ben değil ama onlar bilir 
Kaç kere düşmüşümdür bir akşamdan 
Bir başka akşamlara 
Bu pespaye gök 
Bu hışırtılı deniz 
Alıp götürmemiş midir seni de 
Yorulmayı unuttuğumuz gece yarılarına 

Ben bu dalgalara binaen 
Üstüme örtündüğüm şu yıldızlı gök 
Kurumaya serdiğim bir ömür içimde 
Çocukluğumuz 
Gülünçsüz bir nehir 
Akıyordur tersine 
Yaşamak budur diyorsun sen 
Bir denizin kendince dalgalanması belki de böyle 
Ben böyle kusursuz bir gülüş görmedim 
Her nefesi bir nehir kendi içinde 
Kalbimin derinliklerine taşkın 

Alıp seni taşıyorum doğuya ve batıya 
Hayalinle besliyorum bir çiçeği 
O çiçek senin gözlerinle gülümsüyor bana 
Güneş bize doğuyor önce 
Bizim oradan doğup başka yerlerde batıyor güneş 
Bu güzel işte 
Bir de sen 

Gece yarılarından 
Ve yaz yağmurlarından geliyorsun bana 
Hırçın biraz ama kırılgan 
Ben girişinde demlendiğin o yolun 
Aşka ayrılan kıvrımımda bekliyorum  
Sofra hazır 
Biraz da kendimden katmışım ekmeğe 
Ellerin kokuyor hala biraz 
Neredesin 

Onlar başka türlü diyor ama 
Benim bildiğim iki büyük güç var orta doğuda 
Kaşlarının altına saltanat kuran 
Ben o iki büyük gücün esiri 
O iki derin bakışın vatanperveri 
Beni buradan bil 

Onlar başka türlü diyor 
Sanayi inkılabından kalma cümlelerle 
Benim bir bulut var gözümün engininde 
Üstünde durup varlığını haber ediyor 
Bakıp bakıp iç çekiyorum 
Bakıp bakıp inceliyor sesim
Neredesin 

Karanlıktan gözlerinin sıyrıldığı yerde 
Adın başlıyor 
İki dağın arasında koşup duruyorum 
Bir yerden yırtılacak toprak 
Yırtılıp hayat bulacak onu arıyorum, 
Ceplerime doldurup sana getireceğim kendimi 
Duyulmamış sözcüklerle 
Açığa çıkmış kalbimi sunacağım sana 
Sana söz geliyorum 

Onlar başka türlü biliyor beni 
Ben derim iki büyük güç var göğsümü savunan 
Annem bir de sen 
İki dağın arasında koşup duruyorum 
Bir vahanın ortasında niyetlenmiştim sana 
Çiçeklerimi oradan toplamaya gidiyorum 
Sana söz geliyorum 
Kalbini hazırla

27 Nisan 2024 Cumartesi

Kalemine Misafir

Od'unu da kırardım oysa
Suyunu da taşırdım
Düşeceğin tüm çukurları kapardım da

Bana diline yeltenen ağacı göster
Çıkalım bu bahçeden, elma de
Söz dile benden testimi dağıt
Ayır koskoca dağları iklimlerinden

Sustun sen susunca bitti aniden telaş
İçlendin, dilinden düşmeyen bir denize
Bakıp o kızın gibi büyüttüğün denize
Niyedir sularsın tohumun kısırını
Ekmeğin bayatını
Kana kana suyun 
Acısını
Niyedir 
Erguvanlar yeşermez bahçemizde

Oysa bilmez
İnsanın çarmıhı da dilindedir 
Asası da acıyı ilk kez tutulduğu yerden devşirir
Sen ne kadar inkar edersen et
Bir elin durmadan göğsüme yeltenmektedir
Biliyorsun, adın gibi biliyorsun 
Kurtlanmış bir tabaktır bu dünya
Sevinçleri rahim
Üzünçleri dilemma 

Görüyorsun
Bu ayarsızlığı, bu Allah'sızlığı 
Bu yalnızlığı iki eli arkasında kavuşmuş 
Dönecek bir yön bırakmamış bana
Bunların hepsini biliyorsun

Biliyorsun, peki bana ne diye bu histerikli yüzünle gülüyorsun
Şu dünya seninle çekilecek bütün resimlere vardım
Gittin
Gidişine verilecek başka bir poz bulamadım

Sesimden ötesini istemedin bedende 
Bir şiir miktarınca yer almak kalemimden
Misafir ne kelime ev sahibiydin
Vallahi de sen billahi de sen
Tesbih tesbih döküldün dişlerimden


25 Nisan 2024 Perşembe

Korkuluk

Ağırsa ki tek hece dert omzuna
Gül bahçe şahan şu eteğin alaz
Düşte gör eş mi ki özrün boynuma
Nefretim soğuk ya gülüşüm beyaz

Dilimdeki kin değil hasretim kor
Yüzümdeki gamze bu marazın kim
Değil intizarım şu gökyüzü mor
Pare pare olursun suretin kim

Yardan öte candır, candan öte yar,
Anne ya ısıttıkça eriyen mum
Yaklaşan bu güne itirazım var
Sayıklarım adını, gidişin kum

***

İşte üçüncü bir el peyda olur soframıza
Saçılır bohçası gençliğimizin
İştedir uğultusu ilk öpüşlerin
Yatakta duvarı selamlayışların
Gözleri kan çanağı oluşların
Uyku çok da menem bir şey değil sevgilim
Biraz uykusuz kal sen de
Akacak kılcallarından birazı maviliğinin 
Elbet öksüz kalacağız bir gün ikimiz de

O gün sen sensen hala
Ben de benziyorsam eğer çekildiğimiz resimlere
Paletimde dağ rengi varsa yine
Ve sesimde bariz güz kırıntıları
Tut şu bir türlü kurulmayan soframın ucundan
Tut 
Ne yapsam
Yıkılmayan korkuluklarımdan

21 Nisan 2024 Pazar

Organize Doğaçlama

Bakıyorum çok da vakit geçmemiş gibi üstünden 
İnsanın ak bulutlarla sınandığı çağların
Bakıyorum yok
Yağmurların göğsümüze yeltendiği
İnsanın hükmüyle doluşmuyor mavi gök
Onu hep bir gülle gibi ağır
Ben bu insanlığımıza dokunan nergisleri topluyorum kış geceleri
Talebeyim çok hususi bir mektepte 
Arıyorum yiğidin yaraya harman olduğu 
Müstesna vakitleri
Onu alçak düzlüklere takılan
Kafların dağların ardına karşı 
Aşka ilenmek olmaz 
Mazlum olunmaz diyorum görünen darda
Avlıyorum aklımı 
İçimizdeki eşitsizliğe yakınsıyorum
Yıkıyorum ellerimi dirseklerin sonuna dek
Silkinmiyor çapaklarım
Ne kadar dün bırakmışsam yarına 
Ahı kalmış kimilerin
Bunları kendimden yana akledemiyorum

Bir eşitsizsin
İki mecalsiz 
Üç ölçü ve tartıyı senden öğrenesim neden 
Bildiklerimi mi unutmuşum 
Çok mu sık düşmüşüm bu hallerin gölgesine 
Gözlerin neden yeşil senin 
Bilmiyorum
Nicedir görmedim üstünü piramidin
Aldıramadım saçlarımı
Kız bunun büyümekle ne ilgisi var desene
Kız tutsana ellerimden
Kız ağlasana
Kız geçsek ya el ele yedi düvelden
Geçsek ya "büyücülerin, haramilerin, reklamcıların arasından"
Bunları bana nasıl öğrettiler bilsene
Bülbüle dikeni ne diye öttürdüler 
Yolumu yordama nerede güttürdüler
İnsanı ne ara yollara düşürdüler 
İki elim var benim sana sakladığım 
Onlarca da parmağım var zahir 
Ötesini ah diye bahtıma yazmışım
Döndüre döndüre gül etmişim o harı 
Yazgıyı yazıma bülbül etmişim 
En inceldiği yerinden 
Uçuşan kuşları yolundan çevirmişim
Organize bilmişim bu doğaçlamayı 
Haramı günahı aşk ola bilmişim
Ah minel halatihi garp ola 
Gel ve dudaklarımdaki şu kiri al sen
Bakmaya utanan gözlerimden dil beni  
Üşüdüğünü hissetmeyen ellerimden 

Benim elim inancımdan gayrı
Sözlerimin zapt olduğu yoksulluğa bedel
Çatal karası bakır buruğu dilim 
İnanmıyorsan saçlarımdan bil 
Baş üstünde tepetaklak olmuş bulutlar 
Kaşlarının saltanat buyruğu
Boyun eğerdim hepsine ama 
Elbet cömerttir gökyüzü 
Bir nehirdir zaman 
İçinden geçildikçe akan 
İçini çekmeden ağlayıp durman da bir ipucudur bana 
Ardıma koşmakla 
Başımı usulca uzatmam arasında 
Sızlayıp dururken şuracıkta anlam 
Hayat mıdır bizi bu denli uzak tutan
Kulaçlarımla geçtiğim sen değilsin ki 
Eflatunum, kış bahçem, kanaryam

Harman vakti girmişim bir kapısından dünyanın
Kucak dolusu sevgiler kirletmişim
Aha bak Maslow orda
Yanınca yalnız yanmalı demişim 
Katmamalı gözlerini hiçbirine 
Ardın arkası koşmalı var olacak köşelerin bir diğerine
İçinden içine ne kadar kaçabilirse insan
Yatığı katık etmemeli özlerin hicrine 
Söz dememeli 
Sözü özden gayrı bilmeli 
Yalan da bu ya 
Sözün inceldiği anda yetişen bir doğru var 
O doğruda senin sınır tanımaz saçların var 
Hatırıma gölge düşüren gözlerin var 
Yerle gök arasında yatak
Omzun kadar dar 
Irgala nacak kadar bizim 
Ve bizden uzak

Ben hak ettiği hayatı yaşamaya hevesli 
Bu doğaçlamanın debisinden öte bir yol 
Bulamıyorum 
Duy bunları 
Ya Hak 
Ya Karib 
Ya Gaffar 

Yer Çekimi

Unutmuşum yer çekiminin bu kadar ağır olduğunu.

Cümleleri toparlayamıyorum. Kelimeleri kulaklarınla okşamayı isterdim. Ben hiç bu kadar ıslak ve güçsüz hissetmemiştim geceleri. 

Üşüyorsun. Annem üşümesin diye dik başlı sözcükler bırakırdım doğduğum eve. Şimdi bilemiyorum kimin gırtlağını sıkmalı. Şu kütahlığımdan da eser kalmadı hani. Ama sen daha bilmiyorsun o günleri. Doğrusu bu ya! Sen kulaçlarımla geçtiğim bir nehir değilsin. İçine şiirler biriktirdiğim bir deniz kabuğu olmadın daha. Olacak mısın? Anlayamıyorum nasıl, niçin biliyormuşum gibi; çocuğumda okuldan eve o üç dönüşlü yolu bildiğimcesine. Belki de o kadar yabancı değildir insan bir diğerine. Sahi ya doğduğun günden beri aynı dünyanın nemiyle yoğrulmuyor muyuz seninle. 

Yalan bunları hepsi diyesim geliyor. Çok alıştım inan dizlerimi kanattığım yolları es geçmeye. Yoğun bir iç kanama birikmiş arterlerimde. Hani iki dakika bıraksam diyorum ellerimi uzak iklimlere ait yaralarım sağanak olacak yüzüme. Yanlış anlama kapandı bir çoğu. Yine de çizdiği resimlerin izi kalıyor insanın paletinde. 

Gerçekten unutmuşum bu kadar ağır olduğunu yer çekiminin. 

Sıyrıldığında anlıyor insan. Rüya mı gerçek mi fark etmediği günlerden geçiyoruz. Oturmuş böyle karşılıklı, iyi bildiğim meseleleri konuşuyoruz seninle. Ardı ardına koyamıyorum cümleleri. Farklı zamanların melodileri harmanlamış sesini. Dokunamıyorum ona uzanmıyorum hatta. Tutamıyorum ellerini, yüzüme götüremiyorum. Böyle şeyler geçmiyor değil içimden. Biraz da mutlu ediyor beni. Çokça dehşete düşüyorum.

Hatta bağıra çağıra ağlamak istiyorum. Şimdi yani afedersin ama -- nerden çıktın karşıma böyle.

Ak bulutlarla sınanmamıştım ben uzun zamandır. Törpülü doğum lekelerimi görmemiştim. Niyetlenmemiştim dalında duran hiçbir karanfile. Nerden çıktın sen karşıma böyle. 

Unutmuşum böylesi ağırlığını yer çekiminin. 

Nicedir göğün görünmeyen kısımlarını dolanmışım. Denizleri şahlandırıp kıyıları bulandıran gücün eteğinde konaklamışım cismimle. İsmimi unutmuşum. Nasıl da görmüyor içinde olunca insan hıncını bulutun. Nasıl da görmüyor güneşi ardında kalınca gökkuşağının. Unutmuşum yerin bu kadar yakın, gücünün bu kadar ağır olduğunu.

Şair diyor ya, kendime isteyemezdim seni öyle güzeldin. O kadar mı güzelsin yoksa benim bağışık olmadığım tonda mı söylüyorsun şarkıları. Ki insanın insana zaptoluşu değil midir insanı insana verimsiz kılan. Farz et ki elim kolum bağlı ardımdan. De ki ulu orta erteliyorum büyümeyi. Aklımın ayazında üşüyormuşum belki. Sığınmış kalmışım ücra bir yerine dünyanın. Sen değil misin gelip orda bulan beni 
Bilmeden 
İstemeden 
Söyle neden hala 
Tanımıyorum seni

16 Nisan 2024 Salı

Tek Kanıt

İki kalp arası yorgunluk nedir
Gelir gecenin tenine el olur gözlerin
Gözlerin, mayhoş hüznü, kurda kuzuluk öğreten
Hem de ne büyük avcı, kovalarken kokumu
Koşuşturma içinde adını unutan sesime
Yağmurdan bir alaturka hüzün yankılanıyor
Ağlıyorum buyur
Bir ucundan da sen tut sevgilim

Şu devri daiminde dünyanın, günleri birbirine tutturan
Uluorta soyunan ben küller içinden
Aşındırırken dilin kapılarını
Tutunamazken ta yücesine toprağın
Ve götüremezken ellerini yüzüme
Bilmez kanasıya içerdim çeşmesinden 
Aşk denilen bu kadük yuvarlağın

İlk yaz sıcağıyla birlikte gelen
Tarif edilmez günlerden haber getiren
Çok uzakta solmayan bir bahar gibi
Tohuma çiçeği öğreten
Merhametin nerede

Haykırıyor gözlerin sakladığı kuşkuyu
Alıştım ben olmazlar durağından geçmeye
Tek kanıt versen yeter bu sessizlik doğru mu
Dillerimde şiir bu kalbe sulh vermeye
Davullarla geliyorum selamlasana bandomu

***

Büyüklük nefesindir göğü hapseden içre
Sen bir aydınlıksın, göğsümde silüetin
Uç sınırda yükselen günahın öyküsünü
Bilseydin kim söyletti kalbe ilk türküsünü
Sana varmak dünyaya taşınmak gibi şiir
Bilmelisin sendin aklımı ilk yokladığım
Biliyorum ellerindi bozan bekaretimi
Biliyorum sendin göğe ilk kucak açışım
Kazanmakla kaybetmek arası bir yerde
Allah'a yakın

14 Nisan 2024 Pazar

Kesf

 Bakarsın bir gün bir elma düşer yere
Büyür büyür de sığmaz olur gözlerine

Kızgın kızgın bakıyorsun 
Aranıyor gözlerin 
Gemileri üst üste koyup sonra altına
Açıkları arzuluyor ruhun
Şehrin tam içinde yaşıyorsun oysa
Tüm şehrin uğultusu senin saçlarında
Sen! Elleri ıhlamur ve vanilya kokan kadın

Onulmaz bir inatla büyüyor hakikatin
Ha uçsuz bucaksız okyanus diyorsun
Ha ana haberlerde son dakika
Dalgalar bir yerlere vuramıyor seni
Vurgunlara mecalim yok diyorsun
Sürekli bir şeyler mırıldanıyorsun içinden 
Şarkı söylüyorsun belki 
Konuşmak istemiyorsun
Günaydınlara ve iyi gecelere inanmıyorsun
Üzgünümlere 
Öpücüklere
Yalnız kalıyorsun sabahın belli vakitlerinde
Şaraba düştüm tut ellerimden
Diyecek kimsen de yok

Ne çok şey anlatırken bana bu med cezirlerin
O denli hırçın bir denizi örtüyor kirpiklerin
Bakma bana tamam 
Oturma yamacıma 
Kabul bir testi dahi içme suyumdan 
Başını da omzuma koymasan da 
Beraber bir şarkıya içlenebiliriz inan
Birlikte akıp gidebiliriz göz yaşlarından

3 Nisan 2024 Çarşamba

Gündüz Gece

Aklın ve tenin kalmış
İmbatların serinliğinde 
Geceleri yıldız düşen dalgalarına
Lacivert
Gündüzleri and içen incire 
Ve zeytin ağaçlarına
Toz mavi

Aklın ve tenin kalmış bir yaz gecesinde
Nefes nefese bir keder 
Gelmiş de çökmüş boranlar gibi
Sen öyle yıldızlar saçlarına taç
Ellerin yağmur sonrası gökyüzü bir bahar sabahı
Köpüren köpürdükçe hırçınlaşan bulutlar
Sonra kılıçlar gözlerinden dünyaya kalkan  
Yorulunca en yakınına savrulan
Sonra parça parça gemi artıkları 
Yıllar sonra gönül zembereğimden

Aynalar bir yüzünü boyarken dehlizlere
Sen inadına masum, inadına ap ak
Aklın ve tenin kalmış bir güzün gelişinde
Ansızın gelen soğukta, üşüten akşamlarda
Fırtınanı tanımayan adamlarla
Unutma
Aya düşen gölge yalnız, suçudur dünyanın
Ve doğru açıdan bakana hep dolunaydır gece
Güneşle sımsıcak dansını hatırla
Bir gün sığmaz olursa bu gölge dişlerine

29 Mart 2024 Cuma

Islak Namlu

Bu kovalamaca nereye kadar gider bilmiyorum 
Elinde bir kurdele dağları geziyorsun 
İncecik sevgiler bırakıyorsun ayak izlerine 
Dönüp ardına bakmıyorsun 
Topluyorum ben onları 
Koynumda biriktiriyorum 
Koynum kaç sevgi mi alır artık biliyorum

Işıkları sönünce aşksız renksiz ve çiçeksiz bir ormana dönüyor kent 
Hıncımı namluya sürüp ava gidiyorum 
Koşuyorum kaçırdığım bütün duraklara
Koşuyorum yerle gök arası 
Dünya dar, omzun dar, gülüşün 
Gülüşün eksiltmiyor ha beni!
Dönüp dönüp aynı dağın başında buluyorum kendimi 
Yoksa ben böylesi kötü bir avcı mıyım 
Yok olmadan sevmeyi bilmiyorum vallahi 

Göğsümde açılacak damarlarım birikmiş
Noktalar şedde olmuş üstüme
Batmamış koca güneş köpürmemiş bulutlarım
Eve erken gelişimin nedeni de bu 
Evden alelacele gidişimin 
Kapıyı hep yarıya açışımın
Kuzguni ve davudi kışlar geçirmişim 
Hazırlıksız yakalanmışım hep kalbime 
Sesime
Methiyeler dizmişim de olmamış benim 
Anlıyor olmalısın dediklerimi 
Kendi kendine sıkılıp duruyor insan 
Başka bütün topraklarda zaten yabancı 
Kişi doğduğu günden beri hevesli ölüme 
O'nun için bir barut gibi taşıyor içinde 
Renklerin olağan akışında lazım gelen bir gri
Biliyorsun er ya da geç kendi mayınları buluyor kişiyi 

Oturmuş gökyüzünü her sabah boyayan kişiyle 
Senin hürriyetinden bahsediyoruz 
Gördüklerimin birer sanrıdan ibaret olduğunu söylüyor bana
Bak bir aşağı bir yukarı dalgalanıyor kalbi 
Bak üşümüş cennetten bir renge özenmiş elleri 
Açıp gösteriyorum sonunda 
Neden masmavi denizlere inanır insan
Nasıl isim koyar dişlerini geçirdiğine
Senin midir benim mi şu göğsümde gezinen el
Böyle amansız soruların peşinde 
Gün ediyoruz geceyi 
Ve bir diğerini 
Hiç kitap inmemiş gibi gökten 
Sanki insan kendi diliyle hiç sınanmamış gibi 

Bu kovalamaca nereye varır inan bilmiyorum 
Elimde kanımdan bayrak dağları geziyorum 
Ateşe verilmeye hazır gibi 
Ki ateş gavurdur bakırdan ve namludan 
Ki dağlardan uzun bir boynun vardır senin 
Sarmaya ömrüm yetmez biliyorsun 
Nehirler çarpışır durur içimde 
Bense o nehrin suyuyla boyanmaya hevesli
Sonra gittiğim tüm yolları adım adım
İlk gençliğime
Düşünüyorum da bazen 
Belki de izimizi bulabilmek için 
Düşleri hınca hınç kucaklamak gerekiyor bize
Ki sana gelirken tutunduğum şu nefes diyor ya
Düşmezdim
Dalga dalga gözlerinden binseydim düşlere.

22 Mart 2024 Cuma

Çalar Saat

İçlendiğim resimlerin
Boyasına bulandı gözlerim
Sevgilim 
İçime yağmurları sığdıran kim 

Şafak sana yakışır 
Gece benim yüzümde 
Bende iblisin biri durmadan sabahın hayretine 
Sabahın kırılganlığına vuruyor 
Sevgilim 
İçimde ilkbaharı kuşatan kim

Geçti onlarca yıl
Geçti damlayarak ince hunilerden 
Sabahın ferahlığıyla benim 
Gövdeme yepyeni delikler açtı
Sevgilim 
Dünyayı bize uzak gösteren kim

Benim bir borcum kaldı sana 
Konuşmayı unutan dudaklarım arasında 
Yağarsa yağmur artık 
Açarsa göktür 
Umuttur aktır 
Taptaze ömürlere yazılır 
İnsanlar bir şeylere durmadan niyet eder
Durdukları an unutulur
Çünkü yol var oluştur

Sevgilim
İçimdeki şu denizleri ıslatan kim

***

Aradım bulamadım tek noksan gülüşünde
Dert sürüye açılsan söyle takatin mi var 
Bir kusur da vardır elbet bana gelişinde 
Naza şedde koya dur şavkından sual mi var

Kaşın değmiş gözüme, kalbimize perde ne
Avarayım özüne, daha saldıran mı var
İki elden yaralı, akla soru soranı
Seni de benim gibi yoksa aldatan mı var

Sevgilim, bu toprakta bir bayındır gök idi
Şimdi candan içeri bir lahza sabrım mı var
Susma, vaktim kalmadı dermeyan oldu adım   
Kurulu gelişine, binlerce saatim var

18 Mart 2024 Pazartesi

Medcezir

Dallarından nur akan bir nehirde durmuşum 
Bir rüzgar uzundur çağırıyor beni 
Aklımı kurcalayan soru neydi unuttum
İçerimden süzülen senin saçların mı

Dallarımı mor eden bir nehir biliyorum
Bundan bu şehirde bu gökyüzü bulanık
Tutup şu karanlığı adınla siliyorum
Ben uzun zamandır kendimden geliyorum
Sende sana benzeyen bir resim var mı

Kollarımın uzandığı yere doğru gözlerin
Tüm ışıklar sönmüş sen açıksın nasıl 
İlk bakışta tuttuğum şu görüntün, şu sesin
Bulutlardan çalınmış haberin var mı

Dalgaların durduğu çekimde senin adın
Çok uzaktan denizleri ıslatıyor bakışın 
Ta şuramda gittikçe çoğalan hakikatin
Bunu yalnız bir renkle açıklayamazsın

Saçlarını okşayan bir nehir oluk oluk 
Ben sende durulurken kıyamettir kopar
Oturmuş göğsüme upuzun gülüyorsun
Sakın ki susmayasın söyleyeceklerim var 

Sana hüzün besteledim alıp yakarsın
Yakmalısın,  sırada yağmurlar var

6 Mart 2024 Çarşamba

Biraz Mola

Şu betonun hicvine, ahına amade bu
Oğlan yaşın kurudu, giymeye yelek gerek
Çıplak göğsün üstüne, sineyi icmale bu
Topla suda gördüğün, bir eksik derme yürek

Zülfün orda arama, nedamet makamı bu
Kör gözüne perde ne, ışka asuman gerek
Ötesini ara dur, isyanın kisvesi bu
Bir varmış bir yok olmuş, gürzün çalındı demek

Gardını yar belleme, hasretlik girdabı bu
Göbek bağın çözüldü, tez yaşı silmek gerek
Olmaya can sebebi, meşkine avare bu
Sesini buldun mu tut, tekrar söylemek gerek

Şu gençliğin kasıklarında çırpınışı yok mu
Şu gündüzün besbelli geceden kararışı
Çatal sesin duyulur mu boşlukta yankılanan
Şu ellerimi tutacak bir şey gibi tutuşun 
Ben ki devrilmeye direnen bir saat gibi 
Dünyanın bir yerinde sana durmuşum
Şu reddederek başımı yastığa koyuşum 
Şu içimi çekerek ağlayıp susuşum yok mu 
Pusulam, ipucum
Yerim, yurdum

Say ki yok 
Beklediğimiz bir saat 
Gelesi bir tren 
İçimizden daha içre açılan o yolda
Mülteciyiz mütemadiyen

23 Şubat 2024 Cuma

Aynı Çerçeveden Bismillah

Kovalayan gördün mü hiç kendini geçmişten

Koşmaktan yorulan bir at duydun mu

Ben bilmezdim hiç bu sarhoşlukları 

Orda bir gece ağlamıştık biraz 

O kadardı sanmıştım 


Göğsün öğretti bana insanın bir de aşkı olduğunu

İçi çopurlaşan bir güneş için

Kadim kelimelerle dolduğunu

Baharmış çünkü 

İnsanın acziyle kahrolunan sabaha

İnsanın aczinin secdesiymiş

Kaçırmak tüm varoluş vakitlerini

Bir kızılda unutup gitmek onu


Çünkü geceler 

Düşmek bilmez kum taneleri

Geceler güzelliğinin hırsızı

Geceler, komodinde resmin

İçinde saçlarını yaran tarak

Ve binbir renkli yüzün 

Cephe kuruyor kaşlarımın tam ortasına Uyumuyorum, uykum yok, kabusum, 

Tutunup ayakta duruyorum sana

Kimseye bakmıyorum inan

Sen hariç tüm sesleri duyuyorum ama


Kafların dağların ardına dek

Beni bıraktığın o uçurumda seni arıyorum

Beni adımla çağır

Adımın başladığı yerde tökezliyor kalbim

İnan bir güneş kaç kez devrilir

Kaç kez biçimlenir insan kendinde bilmiyorum

Yalnız seni biliyorum sana giden yolları

Mütemadiyen orda yürüyorım


Son kez söylüyorum sana 

beni adımla çağır. 

Bana

Kulağıma okunan ezanla başla

25 Ocak 2024 Perşembe

Ihlamurlar

Ben gidince bir daha gözlerini kaçırma
Kokla ıhlamurları onlar ayrılık bilmez
Kurusa da toprağı sakın öksüz bırakma
Gün olur bahar gelir de dalları eğilmez

Bana kalbim yetmiyor yalnız seni taşıyan
Ben gidince ağlama sular boyum aşıyor
Musa'ydı asasını hep kalbinden çıkaran 
Bu yenilgi bana çok atım yolu yolmuyor

Geç kaldık göremedik toparlanan baharı
İki adım ötede cemre düşmüş bir baksan
Ben gidince körükle yanıp sönen buharı
Kondüktöre haber sal yangın çıktı bu akşam

Seni bir kez görmeyen hasreti acı bilir 
Seni düşlemeyene ne sebil ne su gerek
Ben gidince turnalar düşlerinde gezinir 
Öyle dilek diledim elim yüze sürerek

Ben gidince başını beyazlarla donatma
O masumiyet zaten saçlarına tel olmuş
Bir daha kıpkırmızı, sofralarda oturma
Sende kalan satırlar nefesimde kül olmuş

13 Ocak 2024 Cumartesi

Huzurdan Hazin

Cüzdanın ıslak
Bileklerin doğru açıda
Ve seyrelmektesin gittikçe kanından
Unuttukça açıl! Açıl susam
Afsunlu elleri var akşamların 
Tüm sarhoşluklarına bir bahane barındıran

Eksik satırları kovalamaktan hallice sevdan
Göze göz çünkü küle buz
Duvara yakışan saati kolunda taşır gibi
Baktıkça yokuşa akmayı 
Adın bile kıraatle okunmamışken daha

Çünkü yabancısın isimsiz odalarda tüm nefsini saçmaya
Avaz avaz öğürmeye 
Saçlarını toplamaya
Rüzgardan sakınmaya

Anıların kalkacak bi kabuğu yok zira
Ensesinde birikenler yok 
Diz çöküp yalvardığı, affa koştuğu
Ağzından koparıp dişlerini 
Şaraba mecalsiz yakalandığı
Anıların kabuğu yok zira 
Yaralardan ve kalın arterlerden sonra
Kapının açılacağı başka bir durak da

Affoluş üstesinden gelemediğin bir muamma
Kapısından geçemediğin,
Tutunamadığın toprağına
Olağanüstü renkler kalmış geride
Kimi sakallarına karışmış, kimi ellerine
Akışta filizlenmiş ayırt edemeden 
Baktığını
Gördüğünü

De ki: Ey özlemek sen
Ne çok kirsin ne çok ölümlü
Yastığımda aynasın
Ensemde budak 
Göğsümde sakız

Sıyrılıp gelsen ya bütün üzerliklerinden