StatCounter

Terleyen bir at dedi ki:

31 Ocak 2013 Perşembe

Rahmet Sandık


yağmura biriktirdiğimiz düşlerimiz vardı
taşıma suyu rahmet sandık,
üzerimize ellerinde kovalar
parmaklarında gümüş yüzüklerle geldiklerinde
niyetlerini göremeyecek kadar saftık

bizim alnı açık dostlarımız vardı
adları polis tutanaklarından silindi
disipline bağışladılar vicdanlarını
devlete büründüler,
sanki hiç küfretmemiş gibi

ellerinde kitaplar vardı, dedik bunlar alim
okudukça dank etti kafamıza ilim
sonsuz ışık altında filizlendi bir yanımız
o ışık mest etti bizi
koptu filistin tarafımız

gemilere doluştuk, ya allah ya bismillah
demeden kaçırdılar akdenizin tuzunu
biz orda kan terlerken, ehli kitabı ahmer
dedi ne bu çabanız, tuzsuz çorba olur mu

sevgilim bu ülke onlarınsa gel kudüse gidelim
hicret edelim bu dünyaya mal olmuş karanlıktan
yolumuz kürdistandan geçsin, çeçenistandan, afganistandan
ümmete sesini duyuramamış çığlıklara bölüştürelim sevgimizi
kurtulalım şu lambanın mayıştıran sıcaklığından

ah sevgilim memleketin nur yüzlü sahipleri
kıyamaz ya uzaktan sever şaircesine


26 Ocak 2013 Cumartesi

Sevdiğime



Eskidi masallar, suyun damlayışındaki berraklık var düşlerimizde
sabredişin ardından gelen esenlik çağını barındıran
sabrımla yenişemiyorum hudutlar dar geliyor ulan
suskun bir mutluluk tablosuyum fışkıran renkleriyle
                Korkunun ömrü kısaltması var bir de
                korkmuyorum

Leylekler büyüdü, rafa kaldırıldı şimdi eğitilmiş bütün güvercinler
gökler temizlendi, bahara az kaldı, kıştan umut var
iletişim hızlandı, aşık olmak farz kılındı bize
Bütün hislerimde sadece senin adın var
                "Şu günlerden daha müjdelisi yoktur zannımca"

İndi karanlığa hapsolmuş kelimeler, şehre karıştı
hal böyleyken postmodern bir aşka gebe olsam ne çıkar
her yerde bir telaş var zaten, yokluğum farkedilmez
bu şehirden sıyrılırsam o şehir kapılarını açar
                "kelimelerimi sana saklar,  dualar biriktiririm"
  
Falsolu vuruşlara maruz kaldım, seyirciler sussun
tutam tutam aşk yağıyor, yönümüz belli değil
istatistik yapıyoruz, kendimizden emin miyiz
ben sevdamdan eminim, gerisi mühim değil


                Dikkatin toplayınca orta da iyi açılıyor
                kafa da güzel
                gol güzel


20 Ocak 2013 Pazar

Yalnızlıktan Kastım


 Yalnızlıkla karşı karşıya düşürmesin Allah kimseyi. Çünkü zor şey herkesin üçer beşer oturduğu bir çay bahçesinde yalnız başına diğerlerini seyretmek. Başkalarının mutluluğunu paylaşmasına tanık olmak. En azından kendiyle baş başayken yalnız hissedenler için öyle olsa gerek. Öyle bir derdim olmadığını düşünüyorum. Çünkü benim bütün heyecanım otobüs son durağa geldiğinde bozuluyor. Hiç görülmemiş durgun halindeki neşemi yolculuk bitip eve dönünce kaybediyorum ben, ya da yol üzerinde bir tanıdığa rastlayıp bana ait olmaya kelimeleri sarfettiğimde koşarak uzaklaşıyor yaşama isteği. Bu şehrin boş sokaklarında, sur içinin su satan çocukların sesiyle neşelenen meydanlarında sadece yürümek, yürümesem de olur öylece durup etrafı seyretsem ayrı bir mutlu oluyorum. Bu şehirde, bu martılara yem saçan kadında ne var bilmiyorum, hep ihtiyacım varmış gibi hissediyorum. Bazen annemden daha iyi tanıyormuşum gibi hissediyorum bu kadını. Aynı yerde kurmuş tezgahını. Beni bekliyor sanki, geleceğimi nereden biliyor. Etrafta aynı işi yapan başkaları da var. Ama o kadın onun yanına geleceğimi nereden biliyor. Bu şehrin bu samimiyetini seviyorum işte. Tamamiyle kendini bana açmasını seviyorum.
Öyle tanıdık bir şehir ki tüm sokaklarından geçerken aynı şeyi hissediyorum. Burası benim şehrim, hem bana ait. hem bana dair. Ayrı bir duygusal oluyorum Karaköy'de. Tek seçeneği oynuyorum, balık ekmek... Ailem gibi bütün esnaf. Alışveriş merkezlerinin samimiyetsiz kapital duruşu altında ezilmeyen canlı bir varlık bu sur içi. Öyle, bir çay bahçesine oturup fiyatına bakmadan bol köpüklü kahve söyleyebileceğiniz bir yer. Çünkü biliyorsunuz bu şehir size kazık atmaz, soluduğunuz havanın hesabını sormaz.
Bu şehirde yalnız dolaşmayı seviyorum. Bir ben bir o. Ha yanımda ona aşık bir başkası olsa hoş olmaz mı? Olur.
Ama sorun değil, iyi oluyor böyle herkes bir iş peşinde, yaşam telaşı çerçevesinde koştururken amaçsızca sadece keyif almak için meydanlarda yürüyüp etrafı seyretmek. Sanki herkes misafir de bir ben yerlisiyim bu sokakların. Bir çıkarım bir kazancım olmadan, ait olduğum için, benim aynam olduğu için bu şehir, ezanına kapılmaktan, koca koca camilerinin avlularında bir köşeye ilişip kitap okumaktan ayrı bir zevk alıyorum. Unutuyorum bütün sıkıntıları. Hani namaza dururken iftitah tekbiriyle ellerini geriye atarak bütün dünya meselelerinden uzaklaşır ya insan bu şehrin sokaklarına adım atınca mesele falan kalmıyor. Yeşil reçeteli bir ilaç gibi, ihtiyacı olana has bu şehir, bu her Allah'ın günü yağmurla temizlenen, saçaklarından memleket damlayan, ellerini cebine tıkıştıran aciz bir adamdan bir şair çıkartan kent.
İstanbul'un gökdelenler arasında sıkışan asaleti parmak ısırtıyor. Modernleşmiş bu kent, gereğinden fazla. Ama suriçi öyle ayrı bir yer ki kabul etmiyor kusuyor bu laçkalığı, dikilen betonarme yüksek binaları kabul etmiyor, minarelerini aşabilecek duvarlara aşk olsun. Özerk bölge burası, borsacılar giremez.
Yalnız kalmazsın asla, sakın korkma. Yeter boğaziçinin kıyılarında sahne alan doğal orkestra dertlerinin sesini bastırmaya. Ha o da mı olmadı. Çıkarsın Gülhane'ye kafanı dinlersin. Kendinle de mi anlaşamıyorsun, otur fatih camiinin avlusuna. Oranın ev sahibi kedileri uğraşsın senle. Bu şehir yaşamaya değer be abi. Bu şehir inat edip yaşamaya değer. Hem böyle tek başına iyiyse, bir de paylaşınca ne kadarı artar bir düşünsene. 

13 Ocak 2013 Pazar

Babam Bana Aleme Dost Olmalısın Derdi

kanma genco rest çeken hilekarın sözüne
baban, sana aleme dost olmalısın derdi
gençliğini terk edip aşığın bestesine
kapama gözlerini küfre çalarsın derdi

sonra bir gün ararsın çayın ince bellisi
susuz kalmış, gönlüne dem verilmez bilesin
çaycı dediğin çocuğum devrim tiryakisi
çok içenler Leyla'sını unuturlar derdi

hepimiz tutuyoruz elimizde bir ömür
baban sana ömrünün kıymetini bil derdi
ihanet etme aşka ben görmezsem o görür
çok sıkma avucunu  kelebek ölür derdi

nereye gidersen git, kat ettiğin yolu bil
Rabbin Leyla'n yoluna yıldızlarını serdi
teslim ol rüzgarına, gönlünü yelkenin bil
ne eserse o yöne ada ömrünü derdi

olmuyorsa vardır elbet senaryosu hakkın
Allah hayrı kulundan eksik eylemez derdi
aceleci yas ettin, sadece kendin yaktın
baban dua edilir, isyan edilmez derdi

Aşkı meşki bırakıp cenk yoluna giderken
Babam bana aleme dost olmalısın derdi
geceleri bekleyip kalemim kan ağlarken
Gökyüzüne yükselen duaya tutun derdi



8 Ocak 2013 Salı

Boş Koridorlarda


Bel bağladım insanı inciten rüyalara
konumum, yitik bir gençliğin tam ortasıdır
Ölmemi bekleyen bazı akbabalar var
Zulme boyun eğecek sabır kalmamıştır
yalpaladığımı gören yüreği budanmışlar
ve dalgalarıma çarpan alçak kısıtlamalar
Aldığım son soluğu yeis içre bırakmıştır

Bir film karesinde duraklattım hayatımı
Aşk konulu tiyatrolar kurguladımsa boşuna
Çocukken şehit olmuştum ilk tecrübem buydu
sarsılarak göğsümden sahnenin ortasında
Ben yıkıldıktan sonra perde kapanmıştır
ölümsüzleştim seyircinin seyre dalışında
Ben vurulana kadar gül dü merhametimiz
diken oldum gençliğimin heyulasında

İrkintili rüyalar görüyorum kaybedişim hakkında
ve standart bir hal alıyor akşamdan kalmışlığım
yorganım sabaha doğru ağırlaşıyor,
bir isyan cümlesinin atardamarlarında
Bir körse tabiat, bu toprak sağır mı
nasıl ölebilir bir kelebek haykırışlarımda

Fısılda ve kaf dağına yankılat sesini
Geri dönsün göğü kesenlerin hatırasına
bir nara at dediler öyle sessiz
ama hırçın olsun çünkü
yine bir başına kalıyorsun boş koridorlarda
yine ağlıyorsun fütursuz  
ardın açılmış kapıların karşısında

4 Ocak 2013 Cuma

TAŞIMA SUYLA ABDESST ALINMAZ


Her ölümle yeniden başla tuşu çıkmıyor malesef
her doğum ayrı bir susamak
bundan sonra tek yol devrim değil
tek yol ölüme caka satmak

gözlerinden ölüm dehşetini süzemem
dur demem kaybedişine, anla
kendini yarınlara saklayan bir dilin kıvraklığıdır
itirafım, ki ardından gidiyorsam köleliktir  
külfetine lanet olsun
bu kahpe düzen gibi bizden uzaklaşmana
en çok ta senin her türlü modernitene
ayak uydurma kararlılığıma


3 Ocak 2013 Perşembe

Bir Şarkı ve Bir Film



"Sen imkansızsın, sensizlik imkansız"
-Ne demek istiyorsun nerem imkansız?
diye sordu genç kız boş gözlerle.
Sen imkansızsın dedi. Seninle görülen bütün rüyalar imkansız. Bütün gelecekler sebat-ı azme rağmen imkansız.
Bir film izlemişti bir gece önce
"Mr Nothink" Soluk yüzlü bir genç oynuyordu başrolde. Kendi yaşlarında ve kendi aşklarında hayatın kombine yumruklarına maruz kalan bir genç. Film bu delikanlının vereceği kararlar sonrasını, yaşanabilirliği olan geleceklerini görmesini konu alıyordu. Ve pek çok farklı karakter oynuyordu kendisini. Çocuk bu gelecekten haber alma yetisi sayesinde filmin her sahnesinde başka bir yaşla çıkıyor izleyici karşısına. Bazen 5 yaşındaki halini, 5 yaşındayken bir pamuk helva daha yerse başına gelecekleri gösteriliyor, bazen ergenlik dramlarını sergiliyor, bazense ak saçlı bir dede olup gençliğinin muhasebesini yapıyor. Adeta hayatı her saniye bir baştan bir sondan bütün olasılıklarıyla yaşıyor, bütün kombinasyonları kurguluyordu zihninde. Bütün bunlar bir rüya gibi gerçekleşiyordu. Uykusunda gelecekten demleniyordu genç. Etrafındakilerle paylaştığında bu özelliğini şizofreni sandılar, ailesi, dostları... Şizofreni sandılar çünkü o rüyalarına göre yaşıyordu rüyalarında gördüğü güzel kızların peşinden koşturuyordu.

seninle olan bütün gelecekler işte böyle imkansız dedi. Son perdesini izlediği bir tiyatronun ortasına kafa yormazsın. Giriş kısmı doldur boşalttır sadece. Oyuncular şarkı söyleyerek girerler içeri. El ele tutuşurlar yüzlerinde tebessüm vardır. Klasik ergen tiyatroları böyle başlar. Sonra kızın babasının çok zengin olduğu anlaşılır. Dekor düşer, oğlanın hayallerine. Ya da oğlan vefasızdır. Kız söker de atar dekoru oğlanın üstüne.

- Ama neden imkansız hala anlamış değilim. Benim böyle tiyatro oyunlarıyla  işim olmaz ki?
Kız kavrayamamıştı hala çoktan bileti kesişmiş bir tiyatro oyununun ortasında bulunduğunu. Ve ikisinin de istememesine rağmen har sahnede oğlandan başrolü kapmak için yorulduğunu. Hayat böyleydi bazen. Rüyaya dalmak gibi. Uyandığında hatırlamadığın bir gecenin ortasında kendi saçlarını yolduğunu fark etmek gibi.

-Birbirini seven iki insanın içinde çığlık attığı bir sahne her zaman vardır. Sahte repliklerle külfetini dile getirdiği. Benim tiyatroyla işim olmaz deme. Gün gelir de yalan söylemeye ihtiyacın olur. Veya benim ihtiyacım olur da gözlerine baka baka yapmadım diyemem, her neyi yapmamı istemediysen!  Sana benim olmayan repliklerle hitap edemem. sana şiir okurken seyircilerin alkışlarının kesilmesini bekleyemem. Aşkımızı izlemek uğruna para verenlerin hoşuna gidecek danslar edemem işte.
O kağıtta yazan şekilde öpemem seni.

-Tamam, senaryoya ihtiyacın varsa, bırak daha samimi oyucular sevsin beni

Kız kılını kıpırdatmadı. Bütün dekor kendiliğinden döküldü oğlanın üstüne. Gökkubbesi açıldı sağanaklar gönderildi boşaldı. Zincirler kırıldı, kırbaçlar şaklatıldı. Ve oğlanın hep o sözünü ettiği müzik çalındı kulaklarına

Köşeyi dönsem ölüm
Düz gitsem hayat
Gölgeler içindeyim
-Seni gölgelerinden kurtarabilirim. Kendi tarzınla sevsen yeter.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
-İmkansız değilim biliyorsun değil mi?
-Şşşşt sessiz ol. ve gözlerini yaralarımdan ayırma. İmkansızı yenebiliriz anladım, irileşen göz bebeklerin ele veriyor kainatın bu sende kalmış sırrını
Çemberin en dışında
En çıkmaz sokaktayım
Çığlık atsam sessiz
Sussam yine çaresiz
Gölgeler içindeyim
-O zaman neden hala sarılamıyoruz, neden kulakların bu şarkıda takılıp kaldı.
"Biz hiçbir işi yarım bırakmayız" dedi oğlan.Önce çocukluğumun son perdesini oynayıp seyircilere selam vereceğim. Aceleye getirmek yok. Senaryoyu yırtıp bulutlara kazıyacağım aşkı. Beraber kazıyacağız.
Tek kelime etmediler daha. Öylece oturup dinlendiler. Çünkü gecenin en siyahına ulaşmış ve kavuşacaklarına inandırmışlardı seyircileri. Gözlerini kapatıp sadece şarkının bitmesini beklediler.
Sen imkânsızsın
Sensizlik imkânsız
Aşk imkânsız