Terleyen bir at dedi ki:

24 Kasım 2013 Pazar

Koptu Tufan Kaldık Karşı Kıyıda

                sonra sana eklendi doğaya özgün sanat

kopan tufana suskun ayıp bakakalmalar
ve esaret, aklın gönle esir düşmesi
bilekleri incelen balıkçıya sorarlar
nerede bu bekaret, bu dalgaların sesi
yerleştirip boynunu tek hakikat çarmıha
karışır akıntıya balıkların hevesi
sonra kopan tufanı suskun kucaklamalar
                               aşk zehre ihtiyacı olanların azığıdır

sol göğsümde tabiat, sol göğsümde bir yara
Kabus senden gelse de sana uyurum saki
Kopardım atıyorum düşlerimi boşluğa
yetişir mi yardıma çağır ebabilleri
öldürmeyen ölümler takılınca oltaya
savurur gökyüzüne saklı kederlerimi
sol göğsümde tabiat, sol göğsümde bir yara

bir tebessüm büyüyüp akla kor gibi düştü
özür dilerim gerisini yazamadım

20 Kasım 2013 Çarşamba

canı cananda saklı tutmalı

suyun ıslatmaması yakın soğudu can
aşkın ısıtmadığı var toprak ince
aksediyor yeryüzü sinemde kalmış izi
anladılar ve içten içe yok edecekler bizi
sordum, ölümden diri sır yokmuş karubelada
tanrım olmuş say beni
tozumu üfürecek bir yoldaş bulamasam da

sözü açmayı bırakmamız gerek
her şey eşit bir şeye, herkeste bir nizam
bana hiçbir kadehe dolmayacak bir şarap gerek
kuyular dar
sanki benim bir hatam bin yanlışı akladı
yüzüme vuruyor nakavt! doğruları rabbim
kime can dediysek, canevimizi yokladı

canı cananda saklı tutmalı

çıkmayan canlar var düşmeyen yazgılar
kelebeği her saniye ağlatırmış düşleri
beni düşlerimden vurdular dokuz kasım ikibinonüç
onların yok olmayacak sahte gülüşmeleri
cana üşüşmüş arsızlar ne büyük kepazelik
beni her an jiletliyorlar on yedi kasım ikibinonüç
kar yağar içerime ıslanmıyorum artık
kurunmaya yer kalmadı, yağmura gerek
boğazıma kaçtı dişlerimin arasında sıktığım jilet
sonra bazen nefes almalar
aldım ve veremiyorum rabbim yirmibir kasım ikibinonüç
dur! verme servetini

yaşamak daha  güç...

26 Ekim 2013 Cumartesi

Hiçlik

bir gün bütün hıncımı soyunacağım anne
bilek damarlarımdan fışkıracak hayat
göreceksin
fabrika bacalarına dargınlığım kalmadı
gri pencerelerine alıştım hayatın
öksürdükçe ciğerleri ölümle dolan
ağlattığım her kuştan kendime bir pay bildim
çünkü anne
ben kaybetmenin kısık sesli haliydim

bir düşünce baskı yapıyor şimdi parmak uçlarıma
bir yalan kavuruyor özbenliğimi
artık ağlamayacağım
yarıp gireceğim içine
esrarengiz kuşatma dedikleri her neyse
arınıp çıkamayacağım belki
içten içe paramparça edeceğim akyuvarlarımı
Allah'ım güç ver kollarıma
zamanı arşınlıyacağım
gökyüzü gözlerime bocalansa da

sabah direniyor uykuya
beni bu dipsiz kirlenmişliğe salveren gece
düş yakamdan

kurtarılacak bir adam değilim kendi karanlığımdan
gökyüzünün yüzüme küsüverdiği olur
evlilik bilmem nasıl ulvi bir mesele ama
sanırım her aşk bir gün yorulur
aczimi görüyorsun geçer bir kuralım yok
sahi meksika sınırı böyle uzakta mı

çünkü kuyunun yolunu kaybedince yusuf
sendelemiş bir hiçliğin dibine



21 Eylül 2013 Cumartesi

gözlerim protesto

allah'ım bıktım oynamaktan yeminler olsun
ve artık kendinden eminmiş gibi davranmama hiç lüzum yok
nasıl bir vahşetin içindeyim bilmiyorum
nasıl bir vahşetin peşine sürüklüyorum bizi
ki ben kafasını elleri arasında ufalayan
allah'ım gözlerim yaşama bir protesto
gözlerim ölüme dair
hayat, utançlarımı saklayarak peşinden koştuğum
dudaklarımdaki kiri göstermemek adına
direndim çarşaflara bürüdüm kendimi
medet umdum gökyüzünden
ve kanadı kırık akşamüstlerinden
nasıl kandırılmayacağını öğrendim senin
oyunla kaçırdığım bir öğünümdün
ekmek kadar, düş kadar
işlenmiş toprak kadar
düşmandın yarım kalan açlığıma
hatırlıyorum, sana haykırdıkça
enginde yalpalayan boğuk bir sesim vardı

biz de türkü söyledik
ben de kazinacagini sandim adimin daglara
aşk derler, olume benzer en cok
aşk derler iste boyle atese gozu kapali
feleğe dayanmadim ben istisna degilim
popüler müziğe aşikar da degilim
Sağciliğa mecbursa ki gönlümün intifadası
haysiyetsiz, tarafsız, entellektüel ve ama
duyuramazken ben ama hıçkırıklarla sesimi
dünya! bana körelmiş bıçaklarla saldırma
Her düşüşte diyorum düşen düşürenledir
bir ayağım çukurda ya, aşkın yan etkisi bu
kabus zemin üstünde serbest tökezleyişler
biliyor musun pazar sabahları bile sevemiyorum seni hayat
güzün boğuk baharın yaşama endişesi
gönlüm biçiyorsun, hani gül de yeşeriyor ya bazı
Unutarak isyan, unutarak yarayı ve yesi
ben de ask dedim tanimlarken, hayatin
Haddini asmis bir esprisi


8 Eylül 2013 Pazar

nereye yetişeceksek beraber yetişelim

kırıldın.
ve geri dönüşleri parçaladığım bir haritada öyle masum, öyle sersemlemiş duruyorsun.
ve mağdur... ben de çok anlarmış gibi hayatın işleyişinden, ben de çok malummuşum gibi kadere
geçmiş karşına engerek yılanı gibi tıslıyorum. Bağırmalarımın ifadesi yok, doğaya ters düştüm; sana sıçradı çamurum.
jilet vurmasaydım bileklerime, kanım yüzümde belirecekti...

ölüm eskimişliğimdir sevgilim, senle dirilirsem ben bir daha eskimeyeceğim.
sen gül ki günün sonunda hayatın bütün sigortalarını attır. içimdeki meydanlara doldur daraağaçlarını. anılarımı idam mangalarına cesaretlendir. urlarımı diri diri yak.

günün sonunda merhaba de bana. yeni karşılaşıyormuş gibi yeni yaratılmış gibi. Öfke yeryüzüne indirilmemiş gibi. Yolda gör beni elimi sık yüzüme bak güneşe değmiş gibi kıs gözlerini. Ben seni lafa tutayım ömer neyapıyor diyim dayından ne haber? senin yetişecek bir yerin olsun engelin ben olayım. araya sıkıştırayım
"-ben değiştim biliyor musun" sen o güçlü tavrını takın dilin tamam derken gözlerin, hayatında gittiği ilk sinemada reklamların bitmesini bekleyen çocuğun sabırzlığı gibi baksın bana. ben sana ciddi olduğumu söyleyeyim "artık doğum günümde ne istediğimi biliyorum." ben bunu diyince gülmeye başla sen. o umudu yakalayayım duruşunda.
Sonra nereye yetişeceksek beraber yetişelim.
sonra bir gün yine anlaşamayalım. daviye konusunda...
 

27 Ağustos 2013 Salı

steril dünya

müziğe tahammülün yok
şiire ve buruk acılara
sıyrılan nefislerimizi kurcalıyorsun 
ey beni çıplak bir korkuya düşüren dünya

yol bir ölümdür ve sevgilinin busesi
kuyuya yusuf... yusufa züleyha...
sonsuz düşüş, dahası yok, dahası ölüm "diriliş"
niçin denizi taşlarız biz hala
gökyüzü çekerken ellerini yüreğimizden
ben bunu bildim bununla hatırlanacağım
gözyaşı tazminatı olacak yaşamımızın
dünya, ağlamaklı suretiyle hatırlanacak

çocukluğumuzdan kurtulalım demiştim
bu muydu ölüm fermanımız

2.
bir savaşçı varmış ya hani güller yapıştırmış zırhına
güller yapıştırmış kalbindeki yaralar gözükmesin diye
düşler gördüm ben de çırılçıplaklığın istilasında
sigarasını hala elleriyle saran adamlardan
dilimden kıvılcım çıkarmasını öğrendim
bu şiiri sevgiliden ayrılmaya benzettim bir de
aklım çıkılmamış yolun yorgunluğundaydı

inşaasız bir gökyüzü istiyorum bunu yazın
bir yerlerde düşmeyi unutmuşuz bunu da
şimdi biz öyle sıkışıyoruz ki gaddar zamana
kozasından kurtulamamış kelebeklerinkine benzer
çünkü biz kolayına vurdukça işin
steril düzenlerimize ayak uydurdukça
geceyi hep bir nefessizlikle bitiriyor
türkülerimiz saçılıyor... ellerim,
imreniyor ölümün berraklığına
sahi, siyah iple beyazı ayıran biri var
zihnim boğuşturmaya yeltense de
inkara yanaşılmayacak kadar var
aczimi dikizliyorum
"partizanlığım ara veriyor"

haklı mıyım ki kuyuya direnmekte
hem kuyu öngörülmüş bir son olsa gerek...

11 Ağustos 2013 Pazar

Dikenliydi Desinler



bu erkekler aşkı hep bir soykırım sanar
yoktur ya birinde olması gereken gurur
bir dize mırıldanırsın ağlaman gerektiğinde
bazen iki kelime bütün ütopyaları susturur
ama sen dur yakmadığımız sigaranın dumanını
üşümediğimiz kışın buğusunu hissedelim ciğerlerimizde
güneyden sıcak bir rüzgara benzesin aşkımız
ama dur yamalı mısraların yürekte bıraktığı sanrıyı
ikimiz bir gülde buluşalım
ölürsek dikenliydi desinler

bir şarkıyı solurken bırakamadığımız nefes
yastık altı hıçkırıklarımız
oysa hıçkırıkların sekülerleşmesi çok başka bir meseledir
ayrılık kalbin taşıyabildiğinin bir fazlasıdır, sevgilim
bunu söyleyeceğimi bir yerlerden hatırlıyordum
çünkü zaman, okumayı beceremediğim bir harita
gidiyorsun ve gözlerim yetim bakışlardan rol çalıyor
ama sen elbet bu sahneyi artılarıyla da görebilirsin
poz mu vereyim yaşıyor desinler
artık sen sevinemediğim bir hayalsin

o sahnede takılı kalırsak düşümüz
vadesi dolmuş gülüşümüzle yürüdüğümüz yollar
sımsıcak heyecanı kalbimin
soğur. çünkü ben gözlerine uzun süre bakınca
ufukta yokoluşun gibi
bir isyankar hayvan tepiniyor göğüslerimde
çünkü ben gözlerinin göz yaşartıcılığını andıkça
entrikalarla çalkalanıyor yüreğimin ortadoğuları
partizanlığım ara veriyor
güneş bir kırbaç gibi yarı esmer tenime
ey beni olmayacak dualarla kakışlayan yara
hayat vurduğunu duymuyorken
benim. ben bu şimdinin belirsizliğiyle savrulan
yıldızlara el uzatmak hem de bu kadar ayıpken
hilal yine görünecek günbatımından


ölelim dikenliydi desinler,
çünkü sevgilim
bedenin tanıdığının bir fazlasıdır aşk

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Ey Beni Çıplak Bir Korkuya Düşüren Dünya

yıldızlar söndü aslan amerika dedi çarklar döndü içine alarak bizleri
çünkü amerika, alternatif dinin reklam yüzü kurucu üyesidir
fransız darbesi patlak verdi darbe diyorum haşa bir ihtilal değildi o
yaşamıyoruz dedim ben de ikinci dil mecburiyetinden sınıfta kalınca delikanlılar
ben de öğrenirim onları ben de tutarım elbet bir ucunu bakırdan sisteminizin
ama işte zamanı gelince aşık olan gençleri görünce: "NE AYIP"
ama işte zamanı gelince büyüdüğünü farkeden çocuklar:" DELİ ŞAKASI"
yaşamıyoruz dedim ben de var mı sözü olan, yaşamak bir gerçeklikse eğer
hayalgücümüzü emerek ayakta duran paradigmadır
bir de kuralları kendileri koyan çocuklar, onları çok severim

kolay olurdu ama sövmek kahrolsun bir şeyler ve diğerleri, hepsi
kendini bir şey olmaya hapsedenler, kahrolsun valentine day
doğru anda aşka tutunmaya kararlılığımız, kahrolsun valentine day
feda etmeyince sevilmiyor hayat, kahrolsun valentine day
kahrolsun dedim ben de elimden bir şey gelmeyince, pustum
bayram namazında abdestini kaçırıp dakalkmaya utanan çocuk gibi
ama bak hayat! tanrılığını kabul etmeyen serçeler uçuşuyor ortalıkta
ama bak aşk kaçıyor, yaşamak zor iş, düzene devam
ama bak şiir var tehlikeli belki ama var
ama bak küfrediyorum alçaklık belki, ediyorum
küfrediyorum dedim artık son uçağı da kaçırınca ellerimden

"-ben öyle bilirim ki aşık olmak evi terk ederken söndürmediği lambaları hatırlamamaktır!"

2.
yaşamaya tahammülün yok
şiire ve buruk acılara
sıyrılan akıllarımızı kurcalıyorsun
ey beni çıplak bir koruya düşüren dünya

rüya görmekte hiç de sıkılmam ayrıca

aşkı ve ona sarı gülleri yetiştiren dünya
ayrılığı bekledim yoruldum sanma
yaşamak için rızanı istedim diye
devrimleri bir yana, bir yana çocukluğun
gaddarlığın da bir türlü yok olmadı hala


"ben öyle bilirim ki" aşık olmak başka hiç bir düzene bağlı kalmamaktır

26 Temmuz 2013 Cuma

Yayınlamakta geç kaldığım şiir

Güneş Öpsün Bizi

sevgilim ucundan tutmaya çalıştıkça elim yanıyor hayatın
ama hep bir şiirde sana sataşmamam gerektiğini biliyorum
biliyorum seni saklımda tutmam sırrını açık etmemem gerektiğini
olur da vazgeçerim yaşamaktan, olur da kalem tutmaz elim
Çok uzun söylenmez bizim orda türküler, çok fazla kurcalanmaz hayat
Dur canım tutma ellerimden , parmak uçlarım yanıyor

yada tut, tut ellerimi saçımı okşa hırpala beni
nasıl olsa evsizim ve nasıl olsa bu beden tam pansiyon bir otel
evet gencimdir ve evet çok olmuştur elim kazma kürek tutalı
çok istedim bir kez yaşayabilmek en hayata dair olanı
ölüm insana yakışıyor diyorum pis pis gülüyorlar sevgilim
oysa sezen okusaydı ağlarlardı biliyorum ölümüne ağlarlardı
keşke diyorum ötenazi günah olmasa
bir de senin ağrı kesici dudakların

ülkemde esrarengiz şeyler oluyor
ülkemde, ülkemizde
ya da artık kime ait olduysa işte
hatırlayamıyorum kime kesmiştik cezayı hatırlamıyorum kimi suçlu bulmuştuk
ama şunu biliyorum ben seçmedim unutkan olmayı
tanrı da vermedi eminim çok farklı bir mesele bu
paylaşılmayan her bir bilgi sırtından vuruyor insanoğlunu
ama sen kalk güneş bizi nerede öpecekse biz oraya gidelim
ver elini, seninle girdiğim bütün çatışmalardan sağ çıkabilirim

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Yaşamak Bir Bilmece

yontulmuş şiirler gibi. her yanımda biraz uyuşmazlık
şarkılar hep benden yana azcık ta sarhoşum galiba
çünkü varoluşumla kanıtlıyorum içmeden de olunur
derviş önüne bakmazmış sevdiğine giderken değil mi ismail abi

çocuksu bakışlarımla bir fazlalık mıyım, karamsar cümlelerimle bir fazlalık mıyım dünyaya
oysa siz anlamıyorsunuz sevgilisiyle namaz arasında seçim yapmak zorunda kalanların halini
göremiyorsunuz yaşamayı inkar eden bir adamın bileklerine nasıl düşmanca baktığını
tabiata şekil verenlerden tiksiniyorum ve en çok celladına gülümseyebilenlere imreniyorum
dünya kurtarmak isteyenlerden de tiksiniyorum kurtarılacak dünya bırakmayanlardan da
öyle bir yaşamak ki oynadığımız üç saat süren bolywood işkencelerine benziyor
çünkü sınırlar dahilinde birbirimizi seviyoruz, yok yok biz aslında sınırlarımı seviyoruz

bismillahsız başladım yine ölümle köşe kapmaca oynuyorum bu şiirde
tüm dünya el ele vermiş şimdi beni yetim bırakmaya çalışıyor sanki
oysa kırlara çıkıp at sürsem daha bi anlamlı olurdu, ufukta şaha kalksam
sahi ya pastoral olsak biraz, başkan olmaya çalışmasak, hem attan da düşmeyiz belki
şiir olalım diyorum siyaset değil şerh koyalım kravatlara, haksız mıyım ismail abi

öz türkçemle söylüyorum bunu "vira bismillah"
yabancı dilim diyor ki avrupa birliğine girmeliymişim
yaz yağmuru gibi yaşıyoruz kesik kesik, bi dolu çöplük birikiyor hafızamda
bulutlara güven olmaz diyorlar, ben güvenmekten değil inanmaktan bahsediyorum
kilo alıyorum çünkü çok sevmiyorum kendimi insan sevdiğinden vazgeçemez çünkü
aslını inkar etmek, sevme hakkını başka şeylerde kulanmak devrimcilik ve antisekülerizm
dumanaltı yaşıyorum odamın camını açmıyorum sarhoşum havasızlıktan
çünkü insan düşünmek zorunda kalmıyor sarhoş olunca faiz lobilerini,
ve orta boy tanrıları falan

bazan yaşayacak bir şey bulamayınca insan caddeleri işgal eden avmlere ilişiyor gözü
el işi takılmak, kahve içmemek, guavera tşirtünü pazardan almak antikapitalizm
ne biliyorsa insan yazmak istiyor nasıl daha garip bir hal alacaksa dünya
bahar gelmek istemiyor, yaz bitmek istemiyor, okul dönülmek istemiyor
sokaklarda sürterken içimde bir sonraki namaza yetişebilme isteği
onca pisliğin içinde en masum yanına çatıyor ya bide, "kalbine"
dünyaya tersten baktıkça gerçek ölümü tatmak istiyor insan
bir daha aşık olamamak diyorum haksız mıyım İsmail abi

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Solmuş Bir Bahar

bir gün bütün rüyalara inanacağız sevgilim
inanacağız çünkü başka çaremiz kalmayacak
gözlerime bak ve bana gördüğün bu nefessizliği tanımla
ellerimi tut yaşadığımı anlayayım

babam beni hiç sevmedi
şu gökyüzünün koca bir yalandan ibaret olduğunu biliyorsun değil mi
kafanı kaldırmaya da gelmiyor
mazeretler dökülüyor sağnak
marşlarımız ev hapsinde
biz ki az çaylı çok televizyonlu gecelerde
oturmaktan pörsümüş kıçlarımızla sevgilim
ne kadar da özgür bırakıyoruz kendimizi

dilimde yeterli gücü bıraktığıma inanmıyorum sevgilim
sen say ki son anlarımda şiir okuyorum sana
bu da kendine solmuş bir bahar gibi
dünyaya tüfek çektim
ne olursunçekil şu namlunun ucundan
ve söyle onlara
söyle kendimi nasıl satacağımı öğretip durmasınlar
pazarlanmış ruhlarıyla nöbet tutuyorlar başucumuzda farkındayım
oysa ben daha kendi ruhuma söz geçiremeden
başkalarının aşkına nasıl baş koyabilirim
samut gecenin ne demek olduğunu tam olarak bilmesem de
uzatmadım daha fazla işte aldım elime tüfeği
yenikdüştük diyordum yine de gülüyordun ki
sen ses çıkaramayacağım bir yenilgisin

15 Temmuz 2013 Pazartesi

sahte

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
Doğan Ergül

madem yoktur ilacı ne doktora yanarsın
kanında şevk vardı da dünya mı oldurmadı
aşk ile görülmemiş derde derman ararsın
leylaya salık verdim o bile aldırmadı

Boş yere kürek çektiğini farkedince insan dili damağı kuruyor vallahi... Hayat için dedik bir kerhaneden farklı değil dedik. Dilimizde bu tür kuruntular dolandı yıllarca. Benim hayatım bitmiş...., uçan kuşun bize garezi var anasını satayım
ve daha neler... 
Hep başka varlıklardan bildim üzerime çeken bu kahrı. Hep bir baygınlık bir duygu sömürüsü. Ama dünyaya değil kendime. 
kendime baş kaldırdım gücüm yettiğince.  Dünyaya ise hep eyvallah dedim. 
Hüzün biriktirdim kendime. Ağlamak benim en büyük tutkum. Hala da gocunuyor değilim bu kendime her defasında söylüyorum. Değerlerim adına ağlayabildiğim sürece yüreğimdeki insanlıktan bahsedebiliriz değil mi?
 nereden geldiğini anlayamadığım hiç bir anlam veremediğim bazı canavarlar söndürüyor yıldızları. o yıldızlar ki ne kadar benim gözükse de bana hiç dahil olamadı. Ne demişti Sartre diyalektiğe yenik düşüyoruz...
Belki de düşmeye alışan taraf benim. Eyvallah diyorum her defasında, çünkü yeniden kalkabileceğimi biliyorum.Bir daha düşebilmek için.
Gururumu onurumu bedenimi süründürmeyi tercih ediyorum. Başkalarının ruhlarına basarak ayakta kalmak yerine. Güçlü olmayı reddediyorum hep. Güçlü olmak benim neyime, bedeli masumluk olacaksa eğer...
Siz anlayamazsınız doktor diyorum. Bileklerime düşmanlığımı anlayamazsınız. İplerden neden hoşlanmadığımı anlayamazsınız. Bu dünyaya olan küslüğümü anlayamazsınız. Mutluluğu elimin tersiyle itmem sizin meseleniz değil. Ben körüm sizin alışık olduğunuz mutluluklarınıza... 
Gidiyor olmamı anlayamazsınız ismimle tanınmıyacak olmamı

Aynalara bakmıyorsunuz ya görmekle kandırıyorsunuz kendinizi. Ama ben sizin ağzınızdan akan salyaları görüyorum saklayamazsınız kibirinizi hiçbir şeyi olmayan bir adamdan..

Ben de artık bir ölüyüm doktor. Çünkü yaşamanın, onurlu yaşamanın bütün şekillerini kaldırdınız ortadan. Yaşamak ki buysa eğer, ağzında salyalarla ben yaşamıyorum doktor. Ama sizin alışık olduğunuz cinsten bir ölü de değilim.

5 Temmuz 2013 Cuma

İnsaf Adlı Durakta

ben sana kelebekler toplayayım
sen hayal kurmasını öğret bana
gözlerimiz kilitlensin birbirine bir ilkbahar bahçesinde
sen bilmezsin aman ben bazı bazı kaçarım yağmurlara
sonra çıkar gelir karşına gök boşaldı derim gözlerime
bir akşamüstüydü buz gibi hatırlarsın inşallah
hatırmalayamazsın belki de hatırası hala bende
sen bana hayal kurmasını öğret 
ben ağlarken yalan söylemek zorunda kalmayayım bir daha
belki de bir gün ikimiz aynı rüyayı yaşarız 

iki oda bir salon tutarız, gözlerinin enginliğinde yaşarız ama 
küçük bi yatak bi yastık bikaç tencere
gözlerini de al gel kaçalım dünyanın bütün obamalarından
dünyanın bütün meksikalarına
bir sen bir de sesin yeter, bilirim 
senden ötesi dolgu maddesi alelacele hayatıma
ne suç işlediysek ikimiz alalım bizim olsun
bilirim kabulü zor ve kontrol edilecek gibi değil
temenni etmiyorum sana belki sabah olmaz
bak depresanı bıraksak da mutlu olmayacağız
tutunsak yine hep bir yerlerimiz kanayacak
ama sen kalbinden yanaysan eğer bekle beni o halkevinin önünde
sana havuçlu keklerimden getireyim

o soğuk akşama dönelim, bir daha karar ver sen
bir daha başlayalım, Allah restart çekenlerin yardımcıymış
bu defa mantık olmasın, bu defa düşünerek düşmeyelim istersen
gururun yağmur tutmaz karanlık kuyularına
dünyanın bütün startlarına seninle baş koymak istiyorum
aya seninle ulumak, rüzgara seninle teslim olmak
bir daha başlayalım, bir daha esirgeyen ve bağışlayan rabbin adıyla
ben bize yıldızları örtünebileceğimiz bir tepe bulayım ellerin ellerimde
sen bu sefer soğuğa diren sevgilim, diren soğuğa

sen gel ben manifestolarımı kurşunlarım
kut tohumları filizlenir ödem tutan yerlerimden
bir esmer tebessüm borcunu öder, 
içinde yaşadığımız şu bankacı...pardon şu tefeci dünyaya
sen gelirsen aşkımız gettolardan terfi eder
göz yaşartıcıdır seni sevmek kadar sana yalvarmak
amma ki böyle devam ederse işte sevgilim
birşeyeler karalayacağım kalbim/beynim savrulacak
gettolar sarsılacak, çırpınacak yandaş medya
yusufa talip olanın, talip olması gibi kuyuya
sen hiç düşünmeden ihtiyacın olduğu yere gel sevdiğim
ben seni bekliyorum insaf adlı durakta

sen gel diyorum
gel
ben sayısız ölürüm

26 Haziran 2013 Çarşamba

Hayat Tezahürü

1. aceleciyle muhasebe

günaydın!
diyebilmek isterim sana en çok
çünkü yüzünü güneşe dönmüş biri için aydındır her vakit
seni günah kavurtucu aydınlıklarda görmek isterim
seninle oturup eskisi gibi celallenmek isterim
kanımız fokurdıyasıya tazeydi ki o zamanlar
göz görmez ufuklara kürek çekerdik umarsızca
bir yokuşa bin inat kafa yoran ben
ve içimde umarsızca bekleyen sen

en radikaliden hayallerimiz vardı bizim
Kudüs'e yazılmış inançlı mısralarımız,
her sızladığında kalbimizi yasladığımız günlüklerimiz
ve özel günlerde giyilmek üzere polo olmayan yakalarımız
ilkin sigara dumanı ardından boşvermişlik aldı hayallerimizin yerini
beceremedik vurulduğumuz mısralara sadık kalmayı
oysa ki bir utanmaz gürültüyle boğuşturup çehremizi
tenkis ettik yaşamaya dair sebeplerimizi
unuttuk ne varsa inanmaya dair
unuttuk bir sancıdan ötekini

ben o yolun başında bir yerlerde yoruldum aceleci
sen koş da geride kalan mısraları topla
anlaşmaya çalıştıkça unutuyoruz ya söyleyeceklerimizi
hiç bir şiirimiz anlaşılmamalıdır aslında
çünkü sen dokunmadıkça güzelsin
ve ağlayamadıkça kayboluyorsun saklımda
ne dinlesem boşta, nere baksam en anlamsızlıktasın
bu bendeki umarsızlıkla aceleci
toprağa karışmaktasın

seni anmaya çalışırım, çünkü hala titretiyordur bir zerre Kudüs özlemi
çekilişinden bu yana nice Ma'na bertaraf etmişim
ne aşk, ne dost ne saz dindirmiyordur ruhumun selzenişini
ki ben grinin tonlamalarına vurulanlardanım
ben bir içdenizin griliğinde boğulanım aceleci
ben kendi dehlizlerine bombalar bırakanım

endişelerim sulhe hırpalanmış partizan misali
hatırlayamıyorum, anımsatamıyorsun
gürül gürül akan bir nehri anımsasak ne çıkar
ne tufanlar koparıldı ki yetiştiremedim sesimi
dünyaya kaprisli bir çocuk gibi...
ve hiçbir zaman bana dahil değildi oysa
ben vurulana kadar güldü merhametim
diken oldum gençliğimin heyulasında

bir kışın beklenmedik günlerinden sıyrıldım da geldim
soğuğun tam da tesir edemediği yaralı düşlerime
duyguların deryasında boğuşturduğum frenge ne denir
sayısız gecelerimi intizara tarumar etmişimdir
durmadan kanattığım şu yürek ki bir bomba
tırnaklarımı geçirdiğim yenilgimdir aslında
öyleyse bir koşu ki ta baştan kaçırılmış
bu yarışın her safhasında aksediyor yalnızlık
aksediyor geceye güne ve sabaha
yeminimden dönüp te şehre yosma kalbimle
ve çıkaramadığım derslerde kavrulmalıyım amma

 2. Sevgilime
kırk ikindi yağmurlarına maruz kaldı aşkımız
göğsünü gerip de çabalamaktan mı yoruldun gülüm
unutmuşçasına tabiat sırt çeviriyor ya bana bazen
bir tek senin gidişinden toz yutuyor yüreğim
gözyaşlarım çözülüyor anlaşılmazlığıma karşı
bağlanıyorum sesine varan dolanbaçlı yollara
gelişin efsunludur susuşun muamma
bu bendeki tövbe değil kesik bir iftiradır sana

şehir çok karanlıklıktı ve ben buralarda değildim
en çok ta buralarda olmayışımdan yer buldu dargınlık
dizleri yara bere içinde,
bir çocuk gibi, eski bir mahalle arkadaşı gibi
sürgün edilmişcesine şehre geri geldim
boyun eğmişçesine karıştım bana ait olmayan zamana
ezildim, ve ezildikçe en çok sigara içmek istedim
çünkü biraz daha ezilmek, tükenmek biraz daha...
kaldırımlarda konaklar halde buldum yüreğimi
ivedi seyyahlar misali göçebeydi hayallerim
işte bu yüzdendir ki yükselemediysem bir tümsek boyu
aczimi duy vazgeçilmezim sensin benim

yaklaştıkça soğuyan bir alev oluyorsun
göğsümü nefesiyle kavuran

harcadığımız mutluluğun bedeli altına yatıyoruz bebeğim
elbet ki gururumuzla çıplak bir hayvan gibiyiz
ben ne kadar çirkinsem sen o kadar mutlaksın
iktidarsın...
çünkü zaman kötüledikçe modern oluyor iktidarlık
şöyle diyorum ikimizde batırılsak bir kovaya
birlikte kalıcılığın erdirilsek ufkuna
korkma sevgilim
şehir bizi arterlerinde pusuya düşürmüş olabilir
dünya bizle bir olmasa da
biz ayartılmış ruhlarımızla bir süzüleceğiz
çünkü esaret hazırlığıdır ayaklanmanın
korkma sevgilim
biz pıhtısı değiliz ki akmak üzre olan kanın

öyle ki nimeti bol bulmaktandır kudurmuşluğumuz
senin değerine varamadımsa affet beni
çünkü yaşamak dediğin hep biryerlerinden vurulacakmış korkusu
çünkü yaşamak, ayın berraklığına baktıkça körelen zihinlerimizle
duygularımız standart fikirlerin esiri olmuştur
dünya duracaksa durduğu yerde karşı konulmaz
yine onun fikri akacaksa zaman oluk oluk
şöyle hızımızı kesip iki zulüm arasında
yüreğimize en son oturacak şeydi bizim yoksulluk

gözlerinde dirilen bir ölü müyüm ben
söyle
mührünü söküp atsam bu asrın
geri dönmemecesine kavuşur musun benimle

belirsizliklerin imtihanından geçiyoruz
bedenim umarsızlıkla sürükleniyor sevgilim
ve bu evren sarsılmalarına cevap olarak
hep yeni bir umut emziriyorum göğüslerimde
dinlenmek ki monotonlaşmayan bir yorulmadır
sarhoş olmak hep senin gözlerinde
artık mihraba yetişemiyorsa bacaklarım
gücümü palazlamak yine senin gözlerinde
bir çoban ölmüştür çünkü bittiyse çığırtısı
diriyken vasıl olmak hep senin gözlerinde


3.uzaktaki kardeşe

söylesene
kaymayı reddeden bir yıldıza göz koymak
değil mi benimkisi
sen hep rehberiydin çığırtılarımın
bir kelebek gibi ömrümü yetiştirmeye çalışmadım mı
söyle
ki bileyim bir arpa boyu yükseldiğini mısraların
ki bileyim yerin dibine girdiğini hıçkırıklarımın

sevi altüst olmuş hayatımın bir bereket örneği
bitmiyor, tükenmiyorum
inadına kırılmıyorum yüreğim sızladıkça
bir imleç vuruyor hayatıma bakışları kardeşim
titanyumdan zırhlanıyorum dokundukça

4.
aşk geldi de oturdu günlerime
gelme demedin
kalbi ile yaratılmış bir adem oğluyum çünkü
yok demedim, çünkü muhtacım seviye
insan ruhu ki en doğru böyle sükun bulur
develer tellal olsa dahi aşk kalır geriye





24 Mayıs 2013 Cuma

Ne Zaman Şiir Yazmaya Başladık Biz

gururum geç kalmışlığımdan tükenir sevdiğim
paslı bakracımda biriken sensizliğin hayali
sinemde taşıdığım tütünün kokusu
ki bendeki boşluk plansal değil
alçaklığımdandır
karartma sevdalara sofra olur üstüm
bu dünya papazından mahrum bir kumardır
yeşermeyi bekleyen tohum gibi durur aklımın köşelerinde
hasret, cüda, emrihak

güneş doğmadan bir yerlerimde hissederim okşayışını
bir tek güneş kaldı mülkünde şefkat barındıran
gittin
ve mısralar dilimde ağırlık yapmaya başladı
bir bahar biriktirmiştim ki uğruna yoktu,
görülmemişti böylesi
akide şekeri meyveleri vardı
dallarından aşk sarkıyordu erik ağaçlarının
sen geldin koparmaya kıyamadın
bir rüzgardın, dindirdin münacaatımı
bir müddet kalakaldık öylece
terk edilmiş nehirlerin uğultusuydu gözlerin
böyledir yalana konu olmaz
sabahın ilk ışıklarını beklerken
gözlerinin derinliğine bürünmüş gece
ki sen gece kadar kısa, ve uykuyla kaçırılmayacak kadar güzelsin

dudak ısırtan saklanbaçları var hayatın
sen bana kapalı kaldın, anahtarın yok
hep düşman gibiydik senin gözlerinle
günahtı, öyle anlamsızca yankımızdan kaçardık
sanki bir düşü unutacakmış gibi
ya da uyanmaktan korkar gibi
hesap tutar bakmazdın
vahşi kuşların aşkı gelirdi aklıma
sözlerimin yırtıcılığından korkar susardım
çıkmamış sakallarımı yolar da dalardım yüzünün toz pembeliğine

sevgilim bitik bir yürekten ne beklersin ki
mısraları yaşlamışım, kabul etmiyorsun
bir sanrıya bürünmüş, hayalsizlik içresin
pırıltım sende kalmış, mutmain gidiyorsun

ayrılığın rüzgarı mayhoş
bana gösterilen her dala tutunuyorum
yalpalamamak adına
savrulmamak adına, düşmemek adına
elde olanı kaptırıyoruz, içindeyiz zaten o girdabın
ne yanım eksik, bu güne kadar neyi biriktirmişiz
ayrılık yön değiştiren bir gerçeklikse eğer
sahi ne zaman şiir yazmaya başladık biz

Gönül

kavruk çehrene bakmaz da göğü tırmalarsın
hala düşe dalmaya mecalin var mı gönül
gaddar dünya içine unuttuğun kadarsın
bu kumar yaşamaktan umudun var mı gönül

öyle bir yalpaladın saçıldı saklı sabrın
rızkını vakfetmeye gerek var mıydı  gönül
madem öyle kadimdi , öyle narindi aşkın
merhametsiz dünyaya ne borca daldın gönül

akla kara seçilmez, ayrılık rüzgarı bu
göğsün gerip durmaya nefesin yetmez gönül
kendi arz ve şevkkinle esiri olmaktır bu
aşka bağlı kalmayı sen istemiştin gönül

şimdi eğilip yere topla kayıp rızkını
saç gökyüzüne yenil bire kere daha gönül
geceye volta atıp unutma meramını
sevdiğini buldun da ne bırakırsın gönül


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Sabiha

1: Onu tanımıyorum

ağlıyorum ey dost
ey güdümlenmiş çığlıklarımın bestenigarı
sınırların ardında kaybettiğim gururuma ağlıyorum
dökülüyor ayaklarımın önüne
idam töreninin ardındaki cumartesiler
kardeşlerim bir nihavend sayıklamanın peşinde
bense sokulmuşum beraber sürükledimiz mısralara
ağlıyorum, utanmıyorum sabiha

onlar da utanmamıştı gökyüzünü kovalarken
şimdi ta arşa kadar ciğerimiz paramparça
bu sessizlik özenle yontulmuş bize
göz göze susuşmaya mahkum bırakıldık sabiha
sen yanık bir türküydün söylemek bilmediler
sen imdat düdüğümdün berkitirdin beni
sen bir uzun adımdın yaşamak kadar bana
uzandın, tutamadım çok üzgünüm sabiha

şimdi bekir'in gözünden yaşı getirdiği gibi
sen dizlerimde uyurken bir yılan soksa ya beni
tükürsen zehrimizi evraklarının üstüne
politikalarının, waffle'larının, polo yakalarının
en temiz yanınla çıkagelsen sabiha
en iyisi kapılara yaslanırkenki yanın
türkülerinle belirsen ya koşaradım kaçarken
yoruldum bu şehirden uzan bana sabiha
yoruldum işte bak ben kalkamıyorum
vallahide bu kalkan ben değilim inan
ne vakit oturmuştum hatırlayamıyorum
masadaki şu bardağı kim habire dolduran
biz kıytırık bir şarkıya takas edildik sabiha
Gökyüzünü kendime dost edinişim bundan

şimdi o rengarenk kalem kutunla çıkıp gelsen olmaz mı
her mısraya farklı renkle başlamanı çok özledim sabiha
mürekkebe küstüysem bu korkaklık değildir
istemiyorum senden gayri şiir yazmak sabiha
ikimize çizilmiş sınırlara aldırmayıp
bir süpriz yapıp da konsan tam da şurama

beni kurak kuyularda susuz bıraktın sabiha
elbet her gidişin bir anlamı olmalı
yahut sebepler lügatıyla vurmalısın gerçekliği
bana söyleyecek bir şeyin yokmuş gibi susma
bana çağrılmayı bekleyen bir rüzgar gibi bak
tut şu ipin ucundan ki artık kurtulmalıyım
acımı resmedecek bir ressam bulmalıyım
merhametin gizlendi ve yontulduk sabiha
sakladılar hemde duyulmuyordu sesin
küsmekte haklıydın dünyaya amma
umudun kuşanıp dönmüyorsun niçin

söylesene sabiha kaymayı reddeden hangi yıldıza küsüp gittin
bize layık görülen bu sürgün neyin nesi
her ayrılık bir kavuşmaya gebedir
soruyorum sana duymuyor musun sesimi
şubat soğuklarında marşlarıyla alevi tutan dostum
abartma, gel artık mısraları çok özledim

uyanamıyorum sabiha uyanamıyorum artık
ki demek istediğim alışılmamış bir yorgunluktur
sen benim kendi çehremde boğuşturduğum yanımsın
elbet her şiir daha çıkılmamış bir yokuştur
halat istemem artık, tırmanırım ve öldürülürsün
ben ne kadar imansız bir budalaysam sabiha
sende bu bahçenin yetiştiremediği bir gülsün

2: Hiç bir fikrim yok

10 Mayıs 2013 Cuma

İnat Etmişim Günlük

bir burukluk sanki gizlimizde yankılanan
inat ettim gülmüyorum günlük inat ettim sen
inat işte kaybetmekten hoşlanan bir hayat benimkisi
nerede yar, nerede buketleri soldurup giden
ben buradayım günlük, bir elimde cigaram, bir elimde sen

elimde inadına bir yaşam, yeşilin başkaldırışı
ve yontulmaz umudum ki sabah gelir
kapatır ateşim bir yoldur akşam
katılır bazı rüzgarlar kaldıkları yerden
boğazımdan sıyırdığım sözcüklerle, şakırtılarla gelirim
sabahla bir gelirim
toplar gönül rızkımı öyle gelirim
kanatır rüyalar elbet varlık sebebimi
düşlere dalar, yüreğime biner gelirim

çıkarların altında boğuluyoruz günlük
inat ettim asla bir gülü soldurmayacağım
çünkü gül uğruna koşuldukça güzeldir
onu yolmamak adına ben yankılanacağım
bana zerre güneş dahi verme olur mu
çünkü ben bu bendeki zehirle yaşlanacağım

söyle merceklere kıstırılan yaşamlardan umut var mı
biz dönmeye koyulduk da dünya mı yoruldu günlük
de ki bana sen ağladıkça yüreğin palazlanacak
de ki ağlayabildikçe kaybedemezsin inan
kayboldum ve yetilerimi toprağa buladılar
ismim cismim yok, kayıt dışı kaldım günlük
çehreme baktılar genç, yüreğim darmadağın
gün geçtikçe biriken muhtera sayıklamalar
gün geçtikçe toslamaktan aşınıyor şakaklarımız



15 Nisan 2013 Pazartesi

Öğütler

mutluluk avucunuzun içerisindeki bir kelebektir derdi düşünür. Avucunuzu çok sıkarsanız kelebek son nefesini
ellerinizde verebilir, avucunuzu serbest bırakırsanız nankördür, uçup gidebilir

mutluluğumuzu riske atmaktan keyif alıyoruz biz sınırlarıyla barışamamış insanlar olarak. Özellikle başkalarının mutluluğunu riske atmak ayrı bir kıvanç, nasıl desem bir güçlülük duygusu aşılıyor bize. Bir insanın hayata bakışını en çok etkileyen faktör olmak iktidarla yeni tanışmış bir parti lideri gibi sersemletiyor bizi. Gücü elimizde tutmaya çalışmak, ya da yolunu kaybetmiş bir seyyaha işine gelen adresi tarif etmek güç sevdasından başka bir şey değil diyorum.

Gül'ün kokusundan zevk almaya bakacaksın derdi babam, güle sahip olmaya çalışmayacaksın

çünkü gül O'nun bahşettiği bir hediyeydi gülün dilinden anlayanlara. Hiç kimseye ait değildi, ki ait olmamalıydı da. Çünkü gül bütün çiçeklerin ötesinde, ağlamasını bilen bir şeydi, maddenin ötesinde, metafizikle açıklanacak bir edası vardı. Sahip olunamazdı, hangi yönde açacağı hesaplanamaz, emirden anlamazdı. Gülün sahibi olmaya, bir inekmiş gibi etinden ve sütünden yararlanmaya çalışılmamalı diyorum. Kendi haline bırak ki büyüyebilsin, gülün dilinden anlıyorsan eğer elbet onu ona sahip olmadan da seversin.

Aşkı nefsinden ayırmasını bilmelisin derdi şair abi. Ondan aldığım en büyük ders buydu belki de. Nefsin aşka yakışmadığını, aşkın olduğu yerde nefse yer olmadığını ben onun şiirlerinden öğrendim. Bazen işler olması gerektiği gibi olmuyor ne yazık ki. Hesaplar tutmuyor... He bir de hesap yapmak diye bir şey eklemlendi son günlerde aşka. Lanet olsun... "İşgal ediliyor inandığımız tüm çiçekler"  Bir tek kırmızı gül kalmıştı elimizde, ona da el uzatıyor popüler ahlak. Hesap yapıyoruz bir daha lanet olsun, elleri kırılsın aşkı plastik çiçeklerle solduranların. Kelebeğin üç günlük ömründe gözü kalıyor onların. Türlü desiselerle endamını yitiriyor aşk. Bir tiyatronun sahnesini canlandırır gibi, coca cola reklam filminde kapitalizmi, sahtekarlığı, ihaneti, hıyaneti, fitneyi ve belayı sahte gülücüklerle meşrulaştırmaya çalışır gibi her gördüğü karşı cinse yakıştırdığı yavşama sözcükleriyle, günahkar bakışlarıyla, popüler hareketleriyle nefis ayartmalarını aşk adı altında kakalamaya çalışıyorlar bize. Özgün ve saf cümleleriyle konuşmaya çalışanların zamanı kalmıyor, aceleci seyyahlar doğuyor böylece. Kahrolsun itirafım boynunuza siz nefis budalaları, siz yavşak zibidiler...


Dua Et Bana Anne

bıçakların boynuma dayandığını hissetmekteyim
vur emrini bekliyorcasına cellatlarım anne

ne garip değil mi, cellatlarım var artık
kendi sözlerimle kavgaya tutuşuyorum çoğu zaman
cellatlarım anne, işlenmiş bir suçun altında
eski bir resme gülümseyerek bakıyorum

babamın ilmihalleri çarpıyor gözüme
her satırında aldığı notlar canlanıyor
yıprattığı sayfalardan utanıyorum artık
bir kitabı bitirmek çok zor geliyor
beni babam böyle yetiştirmedi demek istiyorum
babamın beni yetiştirmediği dank ediyor

bir kere kanına girdik ya onulmazlığın
bütün çıkar yollara düşmanız artık
biliyorum gökyüzüne aşık olmamı istemezdin anne
biliyorum babam da istemezdi
a4 boyutunda düşlerde kaybolmamı

ama alabildiğine geniş ki gözlerin
haritasız yollarda yürüyorum gibi
ne diyeyim anne dilim lal
körebe oynuyorum gösterdiğin yıldızlarla
gökyüzü sınırlarını çizemeyenler içindir

bir utangaç nehrin sularına çarparak
güneşe yalvararak merhamet et diye
dolanbaçlı cümlelerle dualar kurdum
bir suçu bin yerinden aklayarak
işleyerek en berbat desiseleri
günaha destek yalanlar uydurdum

itirafımı mazur gör ve dua et bana anne
en olmaz niyetlerimle namaza durdum


26 Mart 2013 Salı

O Ses Hiç Kesilir mi?

"Her kuyunun bir Yusuf'u var. Ama her Yusuf bir kuyusunun olduğunun farkında mı?" 

Zifiri karanlık, göz gözü görmediği, boğucu, bunaltıcı gibi gözüken; bizi karanlığın ortasında zaman geçirterek, fark edilmesi en zor ama en aydınlık ışığı, doğru yolu gösteren kuyularımızın olduğunun farkında mıyız?


Yusuf (as) abileri atmasa bile kuyusuna ulaşmak zorundaydı. Başka şekli olamazdı yaşamanın. Kendi sesini en berrak duyabileceği tek yer, yerin dibindeki o daracık alandı. Kuyusuna düşmek zorundaydı Yusuf, bu ayarsız kargaşadan, bu plastik, umutsuz yaşamdan bir nebze sesini sıyırabilmeliydi. Kendi türküsünü söylerken araya girmesi muhtemel parazitleri yok sayabilmeliydi. 

Kendiyle buluşamamış adama vahiy inmezdi çünkü
İnemezdi

Leş kargalarının cirit attığı o şehirden gönül rızkını kaçırmak zorundaydı Resulullah. İnsanın yüreği nasıl solmazdı bu her sabah ters taraftan doğan güneşin altında. Boynu nasıl bükülmezdi her defasında yanlış söylenmeye inat edilen sözler karşısında. Kaçmalıydı Resulullah doğru bildiği tek yere kendi sesinin derinliklerinde bulmalıydı hayat türküsünü. Böyle bir terapi olmaksızın delirmeye mahkumdu insan. Ya delirecekti ya da değişmeye mahkum kalacaktı. Ayarı bozulacaktı sesinin. Kendi tonunu kaybedecek, başkalarının türkülerini söylemeye başlayacaktı. 
Ve sonra dertler olacaktı değişen. Başındaki dertleri, topluma ayak uyduracaktı, başından beri ait olmadığı topluma.
İşte bu yüzden kendi Hira'sını bulmak zorundaydı insan. Kurtuluş seslerin kesilmesine bağlıydı. 
Resulullah boşuna her Allahın günü o dağın tepesindeki izbe mağarada vakit geçirmiyordu. Zamanı dişlilerine takılmadan geçmek için kendine vakit ayırmalı eşrefi mahlukat. 
Ben de bu yüzden her kalbim sıkıştığında, ne yapacağımı bilemediğimde, gözlerim isyan ettiğinde gördüklerine, kulaklarıma sığmayınca kelimeler, mantığımın düşüncelerine bir yanıt bulamadığında, "bir düşü düşlere dalaksızın kavrayamadığımda" ilk adım hirama koşuyorum. Gerek edebiyat gerekse şiir. İnsanın daarcığını titreten, kendiyle yüzleştiren ne varsa ona teslim ediyorum kendimi. Bir bakıma kendi Hira'ma çekiliyorum diyelim. Ve vahyi bekliyorum. Çünkü bir teminat var elimde. Bütün sesler kesildiği vakit tek bir notanın evrenin bütün sorunlarına kanat gereceğine dair. Çünkü biliyorum Allah Hira'sına sığınanları yalnız bırakmaz. Çünkü biliyorum ne yaparsam yapayım beni terk etmeyecek bir tek o var. 
"Kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı."(Duha)


dünya sükut ettimi canım yüzün solarken

ah ettin de ne oldu duydu mu eller seni
çekil içli içine ör kendine bir yelken
savursun gidilecek son yere vahiy seni

bul kendi sesini de bağla çelik urganı 

el türküden hayır yok aşığa denir selim
alemden kulak kesip keşfet saklı Hira'nı
bölüşülen pastadan sana da varsın dirim

24 Mart 2013 Pazar

sana eyyamcı kinler biriktirdim
öylesine severken, ölesiye teslim olmuşken sana
amacımdan kaybolmuşken, unutmuşken sisli haritaları
yüzün bana hep o son günü anımsatıyordu
bir şehir yaktım, tanrıyı istemiyordum
çünkü o
bana hep seni hatırlatıyordu

aleve verdim günah diye adlandırdıklarını
unutuldu bostanlıkların kokusu
dumanaltı bir şehir istanbul
yaraların şehri
korkulu düşlerin, erken ölenlerin,
sokak ortası üreyenlerin şehri
elvedalar var yosun tutmuş bu kaldırımlarda
solgun yüzler gizleniyor sokak çocuklarından
yaza veda, çiçeklere, şiire veda
veda hayatı iliğine kadar yaşayanlara

sahte bir hayat yaşadım şu istanbulda
aşklarım birer birer inançlarıma kayardı
günlük sayfalarını karıştırdığımda yahut
gölgemi seyre daldığımda
garip bir tafraydı üzerime göçen
sanki acı çekmek için yaratılmıştım
başka yolunu bilmezdim yaşamanın
korkmaz idim sabaha çalan gecelerden
o dumanlı gökyüzünde saklı bir noktadaydı kuzey yıldızım
sonu yoktu bu plastik şehrin
yoldan geçenlere sığınacağı yoktu
kendi terimle boğuluyor
 ve kirleniyordum
düşsüz bir koşu bandının dişlilerinde


16 Mart 2013 Cumartesi

Aşk Azığımızdır



O kısacık dumansı rüyaları genişlettik alabildiğine... ki halinde bir mevsimin her anına sığdırdık... Aceleci olmak güzel şey değildi elbet, bildik... demek gözlerini kapadığında insan farkedebilecek kadar olgunlaşırmış, hiç bir elmanın beklemeden kızaramayacağını. Ve bir kalbi besleyen sadece bir damar olmadığını..

Dokularımızı ölüm öncesi mateminden ayırdık, kendimize tanrının istendiği, türkülerin söylendiği bir şehir inşa ettik, aşık olduk, sevdik, sevildiğimize kanaat getirdik.

Kol kola girdik, bedenlerimizin miskinliğine düşman kesildik. Yorulmak olmayacaktı, mühürlerini parçaladığımız dünyamızda, gri dalgalanmalara vurulmayacak, masmavi ölümleri gözleyecektik. Her haliyle güçlendirmeye çalışırken özbenliğimizi, koşaradım gelecektik... bir avuç doluya inat, göz yaşartıcı gözlere teslim olmaya...

Ölüm artık bizim için olası bir varlık mücadelesiydi. Ölmeyi istediğimiz kadar yaşama pençelerini geçirmeyi, kazanan tarafta el sallayıp sigara tüttürmeyi hayal edip durduk hep. Çünkü her şeyin bir sonu olduğu gibi kendi zincirimizi bacaklarımızı kesmeye gerek kalmadan eritmeye başardığımızda, kendi isalarımızı doğurup, yaşamak suçunu üzerimizden atacaktık.

Keşkelere bölüştürdüğümüz muhabbet halkalarını koparmamamız gerekti... Üç kişinin omuzları üzerine yüklenmiş bir yaşamdı bizimkisi, birliğin gücüne inandık! Hamdolsun beraber çıktık kuytulardan, yan masanın dumanını birlikte kokladık. Yinelediklerimiz vardı, her hamlede aynı yanağa çalışan bir boksörün kendini tekrar edişiydik.

Perdeleri yaktık, kapıları kapattık ve yusufla züleyhanın masalıyla dalgalandırdık düşlerimizi. Yüreğimizi bölük pörçük yapan, felsefelerimizin tozunu dumana katan bir masaldı. Her köşe başında Züleyhanın sesini ararken kaçırdığımız bir nokta vardı, aşkta ilk adım: Yusuf olmaktı
Yusuf olmaya çalıştık ve mevsimden değildi bizim can çekişmelerimiz, bir aşkı başlatmak ne kadar zor ise bitirmek öyle imkansızdı, sonrasındaki grilik ilk günahın ardındaki ıstırap ve insanın bitirmeye hiç niyetli olmayışı...

Merhaba derken hiç haberimiz yoktu, bize söylememişlerdi böyle duygulara tanık olacağımızı. Ki biz turuncu özlem yalanıyla kandırılanlardanız. İnsanı bağırmak değil, susmak ağlatır. Gözlerimizi bu  dünyaya açarken de ağlamıyorduk aslında, kendimize özgü sitemle karışık bir merhabaydı o. Ana rahminden koparılmaya sitem ediyorduk.  Kendi sözcüklerimizle ağlayabildiğimiz tek yerdi ana rahmi.

Hepimiz sahte bir Yusuf’tuk bu tiyatroda, başarısız oyuncular... Edebiyatın sürüklediği küllerinden bir şehri tutuşturmaya çalışan oyuncular... Ağzında sersem bir tat, griye bulanmış gözler ve pörsümüş cümlelerle şiir söylemeye çalışan oyuncular... Yönetmeni dinlemeyen, sahnenin ortasından tabutlar yürüten, muhasebeler canlandıran oyuncular... masumiyetlerini unutamamış oyuncular... tekbir yol ufka –aşka- gönül  vermiş adlarını ömür boyu süren taksitli bir borca yazdırmış oyuncular... oyuncular... oyuncular...

Kalın harflerle söyledik hislerimizi, şiirlerden kopup bakışlarımızda sükun buldu aşklarımız... ki sabrım bakışlarımda saklıdır. Büyümemiş devrimlerin, yetim söylemlerin fısıltısına kesilir ruhum. Çok zaman öncesinde kadına devretmişti erkek dudaklarındaki zehri. Şimdi o zehir nice yiğidin ciğerlerini dalamakta. Ölüm korkusuna binaen iltihaplanıyor aşklar. Leylanın hıçkırıkları yankılanmıyor.  Geçmiş söylemlerimiz yarınlarımızı alının ortasından mıhlıyorsa,

ki aşk zehre ihtiyacı olanların azığıdır...


Aceleci

6 Mart 2013 Çarşamba

.....


şubat gelmiş birbirlerine teşekkür etmeye başlamış insanlar
saatler yavaşlamış, takvim yaprakları koparılmaz olmuş
sahilleri boşalmış kalabalık ilçelerin
bu şehrin aşıkları soğuğa alışkın değilmiş
sen yaşamaktan korkuyormuşsun
konuşmayı unutmuş yalnızlar kadar

sırlar saklamışız birbirimizden
olacağına salıvermişiz sevemeyişleri
sonra itiraf edememişsinde, hiç sevmemişsin
gözümde ben büyütmüşüm değer verişleri

muhasebe etmişiz keşke demişim
keşke noktayı koyabilseydi geçmişine
hiç olmassa şimdi aczine küfrederek
inanmazdı erkeğin hiç sevmeyeceğine


2 Mart 2013 Cumartesi

Bir Baş Ağrısı

Aşka tutulmuş bir söylemcinin yalnızlığıdır
Düşlerin kıyısında yerden yüksek oynayan bir devrimci
Küçük harflerle dile getiriyor karamsarlığını
Her cümlede mağdur, sevdiği kadınların cesetleri
Bir mısrayı kendi sessizliğiyle haykırarak
Demeden gökyüzüne iç geçirdiğini
Bilmeden, peki ya özgürlük
Sevdiğimin gözlerinin ıslak bir kağıda çizilmesi

Söylenmemiş türküler var bu kağıdın gizlerinde
Sabır dediğimiz olay aşka bir tasarruf mudur?
Yıkık siyasetler, yazılmamış şiirler
Neyi beklersin yaban mersinim
Hangi yıldızın kayışına ayarlı yüreğin

Ne kadar hazırlık varsa sende kayboldu
Bilmiyorsun
Gelip senden geçemezdi düzenin çaresizliği
Gördüğüm bütün düşleri unutturarak
Bir kaybediş değildi elbet sana bağlanmak
Farabi de böyle vazgeçmişti rüyalarından
Ama aşk, daha büyük bir yevmiye beklenemezdi
Üçte ikisi ağlamakla geçen bu dünyadan

Herkes uyur, beni talaş ederler çıplak sokaklarda
Yalan yok, şubatların özlemiyle büyür aşkımız
Aşkımız evet, günün belli saatlerine sıkıştırılırda
Kerahatlerde atlamak için yaratılan yamaçlarımız

Hâlbuki bir atlayış planı değildi bu
Anılar, sorunlar ve sorumlular…
Bir topluluk ateşinde tek başına yanmaktı
Yürünemeyecek yollara inanmaktı aşk

Sen benim her devrime inat değişmeyenimsin
Gelip sana sığınırım eylemlerimden
Her zaman açık bir kapısı olmalı insanın
Bana uygun görülmemiş topluma inanmak
Bana göre değil sensiz baş ağrısı
Bu loş sözcükler ümitsizlik değil
Yeşil gözlerinin yüreğimde zonklaması





02.03.13


Oyunu kuralına göre değil içinden geldiği gibi oyna der erdemlilerimiz.Hata payını elimize veren de Allah'tır, aşkı ihtimaller denizinde yüzdüren de. Ve o denizde nice yaşanmışlıklar birikmiştir. şöyle iyice düşünmeden işeme düşlerime.
aramızda güçlü olmaya çalışan hep sendin. oysa aşk kimin güçlü olduğu konusunda bir yarış değildi. İpleri elinde tutan değil iplerine teslim olabilenlerin oyunuydu. Güçlü olan aşkın kendisiydi. sen hep alıntı cümlelerle gizlemeye çalıştın çaresizliğini. "Halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti" daha güzel bir sebep olabilir miydi dalgalı denizler kıyısında çaresiz kalmanın. Anlatamadım sana yüzüne çarpan o tuzlu suyun verdiği yoğun hissi. Kösnüdün denize karşı, dalgaların yönünü kontrol etmek istedin.
ve bana ki boyun eğdirdin her şeyinle. her türlü modernitene ayak uydurdum. Bu kadar zor muydu çaba göstermek, bilmem ben bütün gücümü senin gözlerinde buldum

23 Şubat 2013 Cumartesi

Atlasa mıydık?

Bir bozgunluk hali dile geliyordu sevdiğimizce
Çektikçe esnemeyen
kibirlenen bir durgunluk
İçimizde kendi yıpranmışlığımızı hesaplarken
Aşklarımız muhasebe defterlerinde temize çekilmişken
Hiç zor değildi
Adını ömür boyu sürecek bir borca yazdırmak
Çünkü Leyla’nın gülümsemesi Mecnun’un eteklerini tutuştururdu sade
Ve bir erkeğe etek giydirmek, hiç kolay değildir
Kendini kaybetmeden erkek  tanışamaz romantizmle

O cesareti bulabilseydik, hiç düşünmemeliydik
Bir tek yolu vardı huzurla kucaklaşmanın
Gecenin kanlı büyüsüyle yüzleşmeliydik
Umuttan başka ne kalmıştı elimizde
Leş gibi ergenlik kokuyordu üstümüz
Olur olmadık yerde terleyen vücutlarımız
Kıyısında iskambil oynuyorduk
Yusuf’a kendini buldurtan kuyuların
Ayrı bir cazipliği vardı derinliklerin
Gözümüzü kapayamadık işte
Düşünerek düşmeye şartlandırılmıştık
Dalların hışırtısına bağlanmayacak kadar değerli miydi
Kaç başarısız denemeye malolmuştu 15 yaşımız
Oysa ergenliğin büyüsünde filizlenen bir genç için
Bazı uçurumlar atlansın diye yaratılmıştır

Dünya’ya gözlerini açmak hakkıydı Adem’in
Zora bağlanmak seçimlerinden yanaydı
Madem bir yasağın varlığından haberimiz olmuştu
Ve aşkın büyüsüne kapılmak kadar doğal bir şey yoktu hayatımızda
Madem imtihanlar nehrinde kürek çekiyorduk
Üç adet yanlışın kıyısından atlamaktaydı umudumuz
Bir doğru varsa eğer, yaşamın inceliklerinde gizliydi
Dağın diplerine gizlenmiş olmalıydı cevher
ne kadar merak gömmüşüzdür yüreğimize
namus adına, hakkaniyet yolunda
kendi nefsimizi öldüresiye ıslatmışız
yoksa bizde merak ediyoruz yağmurun tadını
bizim de yüreğimizi titretiyor bu salgın
fitili kaçmış bir çift bombaydı gözlerimiz
ne kadar fırtına esti sevdiğimizce
fırsat vermeyince köpek gibi kuduran nefsimize
o toprağını ıslatanın gün gelip kurutacağını hatırladık



12 Şubat 2013 Salı

Sağır Dostlar


Yalnızlığın tek tesellisidir hüznü sağır dostlarla paylaşmak. Sesini duymadan, reçeteye ihtiyaç duymadan yaranı saran yazıtlar...Onlar ne güzeldir...
Rüzgara dayalı bir gemi gibidir sessizliğin, ne yöne eserse oraya susarsın sadece. Susarsın çünkü iki kişinin tutuşturduğu bir yangından yalnız sesini kısmayan sağ çıkar, yarışışın kazananı olmak istemezsin. Oyun mu oynuyoruz burada, kazanana ihtiyacımız mı var, neyimizle yarışıyoruz..? Bu ayarsız depar nereye kadar? Yorulmayacağımızı mı sanıyoruz acaba, ne diye yorulmakta diretiyoruz, el ele versek olmaz mı? Kurtuluruz değil mi bu kayboluştan, bu yanılsamalarla bezenmiş rüya mahvoluşlardan. Birbirimizin Hira'sı olsak, o huzur denen sayıklamayı birbirimizin gözlerinde bulsak bize de  düşer mi yaratılış sırrından bir parça. Bize de iner felahımız ve o iki kişi tarafından yakılan ateş gül bahçesine döner birden. Ani bir geriye bakmama kararıdır nereden geldiği belli olmayan bu ilişkiyi çözümlemek.  "Sevi" dir işte kendi ayetini beklemek yerine yaratılmışlardan edinmek. Umudun ve teslim oluşun sebat-ı azme ulanmasıdır vesselam!
Sağır dostlar demiştik, öyle devam edelim. Yüzümüze bakıp da sesimizi duymayan, piyasadan edindiğimiz karamsar kelimelerimize aldırmayan dostlar. Sarf ettiğimiz kulaktan dolma cümleleri dinlemeyip de halimizi en iyi anlayıp deva olan edebiyat parçacıkları... İsyana gelmeyen tutarlı ergenler diyorum ben onlara: "Hayalperest kitaplar" Bir kitap nasıl isyana gelir diye düşünmeyelim, gelmez çünkü: En üzgün, en çaresiz, en kırılgan anında teslim alır seni. "Bitti" dersin "bir daha geri dönmeyecek" Sayıklar durursun, kendini iyice yormaya çalışırsın sanki yorulunca dibe vuracakmışsın gibi. Derken altında kalırsın o sağır dostların gözüne çarptığı bir iç geçirişin, tek bir cümle durdurabilir serzenişlerini, acının önüne ket vurabilir bir lahza. "Hayat diye bize yaşattıkları şey koskoca bir sayıklama değil mi zaten" Tekrar edersin, bir kere daha ve sonra yine... Üç harfi hiç şaşırmadan her defasında aynı berraklıkla söyleyebilmek kazanılan bir yetenek değildir, gökten zembille de inmemiştir, her duygu kendiliğinden yeşillenir ait olduğu kalbe vesselam!
O meşhur şiir var ya, hani okuması on beş dakika süren, onun şairinden bahsediyorum. Bir kitap yazmış ama sanki yüreği olana ayarlı bir bomba yerleştirmiş bu dünyaya, bu sahte düzene bir tokat kurmuş, okkalısından. Okunmuyor da kazıyor karanlığın biriktirdiği taşı toprağı. Aşkın pelesenkleşmiş formüllerine şerh koyuyor her satırda, zamanı ve bilhassa gül bahçesi umudunu kaybedenleri sarsıyor en zayıf noktalarından. Altında kalmak demiştim ya bir cümlenin. "Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki" Yaşamım ve kaybedişlerime binaen bir yorgan gibi çektim bu cümleyi üzerime. Soğuğa karşı bir önlem bir yerde, her yer Afrika(*) artık anlayacağınız. Sahiden her şeyi anlayarak mı yaşamak zorundayız, her kaybedişin, duraklayışın,her varoluş nöbetinin sırrına varabilir miyiz/gerekir mi? Duayı anlayabilir miyiz mesela, metafizik diye bir şeyin varlığından bahsediyoruz ona ne oluyor peki, hadi onu da anladın tanrı bizi niye yarattı? Peki ya aşk?
Yüreğinle görmek diye bir şey de var? Gözün görevini yerine getiremediği zamanlarda gündeme gelir hani. Bütün bunları açıklamamız zor, imkansız. Teslim olmamız gerekiyor işte, mutlak sona teslim olur gibi. İnanmak sırayla görünmeyen şeylere, O'ndan gelenlere, duaya, metafiziğe, yaratılışa ve aşka. O sağır dostlar sağlıyor işte bunları. Sırrını açıklamıyorlar bize aşkın, formülize etmiyorlar, yol yordam biçmiyorlar. İnanmamızı sağlıyorlar sadece, inanmak O'ndan gelen her şeyin şükürle sonlanacağına. İnanmak  bir uçurumun konuşabileceğine. O hayalperest kitaplar tutunduruyorlar bizi gün geçtikçe buharlaşan bu dünyaya. Doğanın güzelliklerine Fransız kalmamamızı sağlıyorlar, gülün dikeni olmadan bir hiç olduğunu hatırlatıyorlar. Çünkü aslolan ne dikenden korkarak güle yaban demek ne de dikenini ayıklamaya çalışmak, yaratılışa ters düşmeyen tek bir yol varsa o da gökyüzüne bakıp dikenin acıtmayacağına inanmak... 

7 Şubat 2013 Perşembe

Kaç Adım Daha


sevdim Allah'ım şiirlere konu olan bir güzel değildi o
bir ömür vadeli, kabul etseydi onun olacaktı
sevdim Allah'ım itirafım keskin ve sıcak
sen izin verdi ama kulun razı olmadı

hayal kurmama izin verdin tanrım,
kurda kocadığını unutturan hayaller
romantiktim tövbeler olsun,
tövbeler olsun rabbim baş rol oynamaya
iyi zamanlardı etkisi üzerimde
gecelere uzayan mutluluk hormonu görevi saatlerin
ben ona hep doping vurdum ya rabbim dizeler ezberimde
bir çift Anna göze şair ettin beni

şair ettin beni bu Allah'sız dizelerin arasında
kısık sesiyle yalnızlığımı haykıran bir şeydim
 şükürler olsun rabbim beni seni anmaya meylettin
bir kul gönderdin, nasıl güzel ama nasıl bezmiş yaşamaktan
bir kader tayin ettin geri çektin sonrasından
bense hiç düşünmeden onun ellerine teslim ettim
Lütfen affeyle kulu özrüm büyük suçumdan
senden çok, uzun ve ince bir şiiri sevdim

çocukluğuma sürüsüyle fırsat gönderdin
geç anladım bu tiyatronun ana temasını
ellerimden kaçtılar aldırmadım, vay ki gaddardım,
mundar ettim
dokuduğun atlasımı
vay ki veremedim sevgimin zekatını
şimdi  sesimi yükseltsem duyar mı tanrım
hatırlar mı telefonun ucunda yalvarışlarımı

kaç vesait harcadım buraya gelmek için
oysa şu yıldızı hiç bırakmasaydım bunlar olmayacaktı
bedenim yorulmayacaktı güzellik uykularında
yaşamanın bedeli bu kadar olmazdı belki
ve alışkanlıklarımdan koptuğum vakit
yok olmak istemeyecektim
yok olmak bu acele mısraların ardından

bana bu şehrin yalnızlığa nasıl katlandığından bahset rabbim
bir istanbul daha yarattın mı? zor ama
kudretinden umut kesilmez ki, bu şehir işgalden kurtulur mu
haber ver rabbim düşman kuvvetleri nerde
kaç adım kaldı sonucu görmemize

rabbim ne aceleciymişim de
suyun damlayışına
bir ömür sıkıştırmışım
inanmışım olmayan bir tecelliye
  
son bir rüya daha rabbim
ve olsun artık ne olacaksa
tükensin nefesim
şükredeyim ve sonra söveyim bu korkunç kedere
soruyorum son anda rüzgarın yönü değiştirilir mi
bir gece daha sonra haber ver israfile
yarın sabah bizi 7 de uyandırabilir mi?



Yaşama Çabaları


bu cümleler bizim değil, popüler masallar
varsın olmasın böyle kalkınırsa bir vatan
kullanmaksa tek gücü felaket taburunu
koparsın gençliğini en kesif yaralardan
düş ve dua umuttur, rüyaya girmez mezar
ilmek ilmek dokunur, perde dikilir önce
bir türküye tutunur, uyanır azar azar
kefen icat olunur, umuttan çok sevince

aşk bir iltihap gibi koparırsan büyümez
cümlenin orasına getirmezsin noktayı
görmeden bilemezsin sırra kalem çekilmez
savunursun dünyaya dilindeki sanrıyı

amma eşya ilmiyle ulaşılmaz hakikat
kuru söz yalancıdır duygudan mahrum ise
özgün aşkı nas ile kirletilen tabiat
aklayamaz sevdayı duadan mahrum kese

isme takılmayasın zira anlam bendedir
sana varır bildiğim sürme çekilmiş yollar
ben ne dersem diyeyim yaratılış böyledir
dağ küçük olsa bile ürkek bakar tavşanlar

ve bir gün aşk gelmedi hep oradaydı saki
adı varsa sanı yok isa gibiydi mehrim
beni sana meşk ile düğümleyen o Veli
farkettirdi sonradan susmaktı kabahatim

cümle gördü göz dolu nasıl aldırış böyle
içimden diledim ki evet sendedir vuslat
kadim rüzgar çevirdi yönümü bu hileye
sonra sana eklendi doğaya özgün sanat

hayatın pabucunu geçirdim ya rüyaya
dualar kabul olur, kanamasın yaralar
insansa sıkıştırır hüznü iki haftaya
sükünetim kaybolur, özlem taşar sancılar


baksana yazamadım olmadı kefaretim
hatıran bir saniye uzak durmuyor bana
her nefeste sen varsın budur teslimiyetim
mısralar uzadıkça yakınlaşırım sana

2 Şubat 2013 Cumartesi

Çarşamba'nın Sırrı


Aceleci bir şairin notlarını okuyorum şimdi size
Bana değil müziğe kulak verin
Bugün günlerden Çarşamba
Modern dünyanın en büyük icadını tutuyoruz ellerimizde
Sahici bir aşkın gebesi olmak durumundayım galiba
Dur daha erken demeye varmadan klavyeden haykıran aşkın sesi  değil  de nedir
mushafları unutturuvermiştir, bu sarhoş edici çılgınlık
bir adam beklentilerin ne olduğu sorusuna vurmuştur gönlünü
beklediği cevaplarla soluk alıvermektedir her an
mutluluk birkaç kısa mesaja gizlenmiş duygularda saklıdır
yağmurun ne denli yoğunluğunu yağdından çıkarmıştır insanoğlu
soğuk iliklerine kadar işlemektedir ancak
birazdan bütün şehri ısıtacak bir itiraf tutuşturulacaktır
bir adam seni seviyorum bütünlemesini devrik cümlelere yaslamıştır aslında
duygularına hükmedemeyen şairin istemsiz kurduğu anlamsız
zamana dair bir tutarlılığı olmayan sıfat tamlamaları, tek bir yol ufka ışık tutar
tek bir yol aşkı gösterir insanlık adına bildiğimiz ne kadar söz varsa
söylenmiş, ya da söylenmesi beklenen 
ne kadar haykırış koparılmışsa etrafı okyanuslarla çevrili bir adada

engelin dik alası kravat giyen takım elbiseli adamlardandır
kendilerini aklayacak hiçbir sebepleri yoktur
kabuğundan çıkmaya çalışan bir sevgiyi resmi tatile maruz bırakmak günahına
bu aşkın doğum sancılarına verilen kısacık ara
bir ölüm gibi gelmektedir daha cinsiyetini bilmeyen anasına
şehirler hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştır aslında
engeller azalmış, mesafenin vuslat üstündeki etkisi bir kez daha kanıtlanmıştır
kuzey yıldızım daha bir parlak yansımaktadır düşlerime
ve ümitsizlikten zerre kalmamıştır çünkü
adam her yolu kuzey yıldızına uyarak gideceği konusunda anlaşmaya varmıştır nefsiyle
at gözlüğünü geçirip kafasına, tehditkar bakışlarını bürünerek
kaybolun lan demiştir varlığını göstermeye uğraşan takımyıldızlarına
son gökyüzü işgal edilmiş, çocuklara masmavi günlerin masalları anlatılırken
ipoteğe alınmamış tek bir parıltı kalmıştır yol gösteren geleceğe

gücünü yüreğinde hisseden adam sufizme gerek kalmadığını farketmiştir
onun kudretinin sınırtanımazlığı uzun ince bir şiirde vücut bulmuştur çünkü
ve anlamıştır böyle bir güzelliğin yoktan var olamayacağını
tanrının nefesiyle işlenmiş bu ses demir attırmıştır en baba mürettebata
devrik cümlelerini düze vurmuştur adam, sana aşığım demiştir
aşka boyun eğmek şükretmenin duygusal bir evresidir
şimdi farklı farklı gelecekler kurgulanmaktadır
mümkün her kapının ardını kurcalamaktadır adam
çizdiği haritayı zümrüt yeşili yollara yöneltmiştir
emindir kurtulmuştur çünkü kurtulmuştur ikilem içinde yaşamaktan
adını ömür boyu sürecek taksitli bir borca yazdırmıştır adam

31 Ocak 2013 Perşembe

Rahmet Sandık


yağmura biriktirdiğimiz düşlerimiz vardı
taşıma suyu rahmet sandık,
üzerimize ellerinde kovalar
parmaklarında gümüş yüzüklerle geldiklerinde
niyetlerini göremeyecek kadar saftık

bizim alnı açık dostlarımız vardı
adları polis tutanaklarından silindi
disipline bağışladılar vicdanlarını
devlete büründüler,
sanki hiç küfretmemiş gibi

ellerinde kitaplar vardı, dedik bunlar alim
okudukça dank etti kafamıza ilim
sonsuz ışık altında filizlendi bir yanımız
o ışık mest etti bizi
koptu filistin tarafımız

gemilere doluştuk, ya allah ya bismillah
demeden kaçırdılar akdenizin tuzunu
biz orda kan terlerken, ehli kitabı ahmer
dedi ne bu çabanız, tuzsuz çorba olur mu

sevgilim bu ülke onlarınsa gel kudüse gidelim
hicret edelim bu dünyaya mal olmuş karanlıktan
yolumuz kürdistandan geçsin, çeçenistandan, afganistandan
ümmete sesini duyuramamış çığlıklara bölüştürelim sevgimizi
kurtulalım şu lambanın mayıştıran sıcaklığından

ah sevgilim memleketin nur yüzlü sahipleri
kıyamaz ya uzaktan sever şaircesine


29 Ocak 2013 Salı

nasılsın anne


nasılsın anne
düşlerimden kaybolduğundan beri nasılsın
mola vermiş olabilirim seni düşünmeye
özür dilerim soruyorum işte nasılsın anne

haberleri takip edebiliyor musun
ben edemiyorum
ne diyorlar, suyun tuzu mu kaçmış
amerika batıyor muymuş neymiş
yazık, şimdi senin dolarların da bir değeri kalmaz
borsa ne durumda anne
yada borcumuz var mı üçüncü dünya düzeninin
eli kanlı, steril efendilerine

anne sarışın olmayanları almıyorlarmış bu tiyatroya
biliyor muydun
belki de bundan ayrı bir derde yanışım
ve fark ettim de varmış bu yangının
seninkilerden daha zümrüt gözleri
anlamıyorum anneciğim, bu oyun bizimken
niçin mutlu etmek zorundayız seyircileri

şimdi ne sensizlik koyuyor bana
ne hatrıma düşüyor, ağlayan yanların
derin bir borca girmişim, isyan değil
sabırsızlık değil anne, hicran
herkes ipotekli sen de öylesin
öyle kabul görmüş yaradan

kan ihtilallere maruz kalmışım anne
devlet üstüme yüklenmiş arsız bir domuz gibi
el koymuş neyim varsa, hakkı ya sanki
telaş içreyim yangından neyi kaçırabilirim demeden
onu bulmuşun, seni unutmuşum
zoru görmeden, ilkin onun elinden tutmuşum
saklayayım derken senden, devletten, hatta kendimden
seninkilere benzer gözlere vurulmuşum

beklemek düşüyor yüreğime, sızlatıyor anne
özlemi kurşunlamak zor değil, platonik
ve sevilmemişlikleri esas alarak, ediyor beni
dünlerden ders çıkarmak, melankolik

ben meta değilim anne, o asla
onun üstünden edebiyat yapamam
diğerlerine haksızlık olur
çünkü yoktu onları şevke getiren
böyle bir sevdiceği
ben meta değilim anne o asla
bu yüzden zor oluyor ikimizin de sevmesi

zor olmalı tabi
öyle herkese güzel görünmemeli mehtap
koca bir ömür bir gecede inşa edilmez derdin hep
mutlu bir ömre şiir yazarsa insan
doyamazdı ya kısacık bir rüyaya

işte bu yüzden umudum var anne
öyle biriktirdik ki içimizde sevgimizi
bir kere açılsak, gözlerimizden yaşlar boşalacaktı
belki de kalın harflere konu olacaktık
elele verip kendi metnimizde var olacaktık
hiç bitmeyen bu gizemli satırların arasından

uzun ince kelimelere tutuldum anne
sonra ikilemlerle tanıştım
şimdi her an şükretmemi gerektiriyor onun var olması
ve tek korktuğum şey
bir tane yalansız, ufka mühürlü aşkın
3 adet başarısız denemeyle yok olması

27 Ocak 2013 Pazar

Rasyonel Aşk


bütün sevmeler destansı olmak zorunda mıydı?
belli bir ölçüyle mi yazılıyor şimdi aşk kitapları
duyarsa biter diyordum ya hani, bitti mi
bitirdik mi adını koyamadığımız sevgimizi
gerçi sen sevmiyordun orası ayrı konu
benden arta kalanlarla kıt kanaat yürütüyoruz bu ilişkiyi
sitemim yok emin olamayışına sevgilim
 karşılıksız sevmişim ben zümrüt gözlerini

şimdi her sabah sana uyanırken, senin yanına koşarken ilkin
her gece bir parçanı bırakırken geceye, rüyalar dahilinde
ömrümü üstüne geçirmişken, sana varıyorken şimdi tüm baş ağrıları
bazı cümleler sırf sana söylemem için kurgulanmış gibi geliyorsa
bir şeyler olmalı değil mi, ama
eksik olsun diyorsan olsun, bu hayattan bir beklentim yok diyorsan ne ala
umudun yoksa, değiştirmeyecekse varlığım tansiyonunu
zorlama kendini be gülüm, bir yere gittiğim yok
kaçışım senden değil, seni rahatsız edecek bakışlarımdan
çünkü sen kendin gibi olmayacaksan
aşık olduğum halinle parlayamayacaksan gökyüzüme
sitemkar bakışlarım ne yüreğine dokunur, ne de gülebilmeni sağlar
sen , doğaçlama yapmayacaksan ne önemi var
benim bir kelebek gibi
ömrümü sana yetiştirmeye çalışmamın

rasyonalizm böyledir canım,
seküler ahlakı böyle çaresiz bırakır insanı gerçekler karşısında
ah gerçekler
bir gitmediler başımdan
sesleri kesilmedi de kendi yagaramı koparamadım
gözlerin karşısında eriyip giderken
işe yaramaz, adımı bazı formüllerin üstüne karalaman
ben rastgele bir kader tayini bellemişken
geleceğimizi hesaplaman, yaralıyor beni
hesaplaman, ve sıfır gördüğünde kağıdı bırakman
artı birlerin olduğuna, inanmadan
joker kullanmama izin vermeden,
aşk matematik değildir, anlamıyorsun canım
birle birin toplamı iki etmez,
bahsi geçen bir tek yaşam vardır artık işlem başladıysa
önceden çizilmiş bir çarpım tablosu yoktur
aşk metafiziğin edebi anlatımıdır anlasana
öyle rasyonel duvarlar örersen çevrene
sıcaklığını hissedemessin kelimelerimin,
realite nankördür, aşka inanmaz sevgilim
tenezzül etmez kapısını tıklatmaya


böyle gerçekçi olma
ve şüphe duyma lütfen nazına olan sabrımdan
çıkarttığın derslerdeki müfredata karşıyım ben sevgilim
inanmıyorsun, eğitim sistemine çığır açacağımdan