31 Ağustos 2024 Cumartesi

Zilden Masal

Avuntularını sereyim diye çıkarım balkonlarına
Dişlerimde geçmiş şu bahar kadar fiyakasın
Öldüysen sözümü tut, geldiysen tetiği çek
Yalnız kaldığım her anda parlayan merhabasın

Ellerin çok açık, saçların çok yanıcı 
Saçların oksijene maruz, kefene dua gibi
Dilinden düşmez bir gençliğin kırıntısı 
Yakışır yüzüne bu görünmez ayna hali

Bende ne var diye soracak olursan 
Ellerim ardında dolu sadece kasımpatı
Kadar yoğun kadar kısık kadar ıslak ve serin
Yumrukları susturan telgrafın telleri
Durmayın yine gelin, susmayın yine gelin

Sendeki kızıla hastalık, bendeki yeşile 
Sen ki ormana küskün, ben ki güneşe
Sende çözülmeye hazır bir gizemin ilk hevesi
Bende gömleği ilik bozan peygamber endişesi

29 Ağustos 2024 Perşembe

Eksik Kareler-I

Orda bir yerde gülümser çekilmemiş resimler
Yuttuğum her mısra çözer sendeki niyetimi

Düştükçe açılıyor sabrın kapıları 
İnsan ki en aşağısı bulduğunda aşkı
Rüzgar ki bu bahçede gözlerinden eser
Denizden bir parmak tuz çalar dudaklara
Derken dilim bildiği tüm şarkıları kekeler
Dizlerim yabancıdır bu endirek pozlara

Yolumuz düşüyor sonra bir cami avlusuna
Ucuca sıralı basamakları aşıyorız
Sevişmek bir türlü sığmıyor adımlarımıza
Seni sevmek bilirim ki her dinde mübah 
Öyleyse evet de ve sabrımı yatıştır
Seni kaza etmesi farz oldu bugün bana

Sustun ki bekliyorsun, biliyorsun ki tufan
Var mısın buradan 
İki oda bir salonlara

25 Ağustos 2024 Pazar

Kalbimden Sual

Alışmıştı oysa kalbimiz 
Denizin dinmeyen dalgalarına
Şimdi konan bu sükut
Tırnaktan saç diplerime

Adsız bir mezar oluyor şehir
Direnirken leylak kokularına onun
Çarparken gözlere görülmediğim 
Geçerken uğultusundan işlek caddelerin
Güneşin sözünü tutmadığı oluyor 
İnsanın dünyaya sözü geçmiyor ha! -kalbine-
Rüya, içimizdeki hain
Ne kadar da yüksek sesle söylese  
Sarhoşluğun moda olduğu an
Kaçış nereye
Ah yüzüme sıçramış çamur
Doğanın dinmeyen valsi
Kazınmaz lekedir o bakmasın bilene
Develer tellal olsa dahi aşk kalır geriye

Anlamak istemediğim bir şey var 
Asıl yoran da o
Bilirim kızıl gecelerin bekaretini 
Anlarım 
Ansızın gelen akşam üstlerinden fakat 
Kalbimden sual edemem
Hangi yolun yolcusu, hangi dağın korkak tavşanı
İnsan, dışına kör, içine bulanık
Oysa ne de çok severiz değil mi şeytan taşlamayı

Yarısına gelinmemiş, besmelesi dahi çekilmemiş ömrün
Yine de baksan sert adımlarla kazmışımdır asfaltı
Başkaları buna adın taşlama der
Ben bilirim uzun bir aşk şiiri olduğunu hayatın
Sahi hayatla alıp veremediğim ne?

De ki; biz insanın dişini kamaştıran ne varsa aşk deriz
Ne hazin bir türküdür o söylemeyi bilene

Aklımın ayazından kibirle geçiyor
Kalbimi yarıda bıraktım
Fitilini çekmiş olmakla bir en ağır ayrılıkların
Değil mi ki en ufak bir bakışın 
Müebbete gücü vardır 
Ah! Gözlerin ruhsatsız bir tabancaydı
Tetiğiyle sınandım

Aşka ilenmek yazgısında ruhun
Beklentileri boşa çıkaramıyoruz
Diyorum bir güz var 
Yüzüme çok yakışan 
Diyorum yetiş 
 

22 Ağustos 2024 Perşembe

Eğri Taksim

Hasretim ayakların altında ufalanan toprağa
Hasretim, gürül gürül yazına, 
Tek kanat uçuşuna
Yangın bakışına

Razıyım gözlerinde parıldayan boşluğa
Bölünsün uykum artık saklım çürüsün 
Aramızda konaklayan şu baldıran acısı
Benle bir kalana dek her şeyi bölüşsün 

Niyetim ki, şarkılar sana kalsın, şiirler bana
Destanlar sana, kurbanlar bana
Gülüşün sana, saçların bana
Avcumda açığa çıkmaya hazır tonlarca mısra
Sebebin kaldıysa ağzımdan al
Al ki ağzım
İsmini ele verir girift bulmaca

Sana saklımdan bir demet sunuyorum
Gözlerim yeşil oldu mu lambaları açarsın ya
Odur işte ben adımın Hamza olduğunu 
Şiirimin beyaza ve 
Kıblemin kızıla durduğunu
En başında unutmuşum
Nehirden akan şu kadim mora karışmış dosyam
Sayfaları tenine karışmış
Öyle uzakta
Ama sol elimden daha yakınsın anla
Güneş havayı seyreltir ve sen
Renkleri boyarsın boylu boyuna

Sana bu demeti saklımdan sunuyorum
Her teli ismini söylerce kulpsuz kurmaca
Diyorum ki 
Kürekleri neden koptu yularından 
Adı Hamza
Saçıldı kirpikleri bir kış masalına
Iscacık toynakları kırıldı sinirinden
Düşlemeden buldu ya kulvarın ortasını
Değdi başı yalnız arza aceleden

Oysa kimdi yatıştıran dalgaları seyre mahpus
Kimdi sırtına havlu koyan terlemiş bir atın
İster alnımı kurcala, istersen kırbacı kus
Serilmişiz kadehe, süt kokmuyor ağzımız

18 Ağustos 2024 Pazar

Tarumar

Ey ki düştüm efkara peşi candan içeri
Cananı seyre daldım kayra gözden içeri

Hoyrat tüter ateşim rızkı baldan içeri
Hara düşer kafesim öter yardan içeri

Eli örter tenimi meşk-i mârdan içeri
Sazı tutar kışımı yâl ü bâlden içeri

Hayret kalır özüne bezmi çöller içeri
Serap dolu gözlerim görmez sırdan içeri

Sen ol cismine kul ki seyri hayal içeri
Dursa tek bir ahına dünya şefkat içeri

Bir hevescik diyeyim adım ardan içeri
Ayan olur öşümüz şavkı nurdan içeri

Hamza kuşan rızkını alem serden içeri
Olmaya can sebebi zülfü kurban içeri

16 Ağustos 2024 Cuma

Oğullar

Herkül'dü iri kolları vardı yalnız
Ve sormamıştı kimdi
Kalbini noksan tutan
Emir geldi savaştı
Emroldu kesti kollarını 
Ama dizinin dibinde bir kralın
Döndüren tüm dünya sarmalını 
Yani onca tanrı içinden bir beyaz ve zorba
Bir oğul ki müptela tenindeki kusra 

İsa'ydı bir anadan doğmuştu yalnız 
Ne söz onun ne mülk onundu
Ne dost onun, ne düşman onundu
Ancak onca masumiyetin bedeli miydi
Herkesin babasına baba diyesi

İsmail, o kuşkusuz teslim olmuştu yalnız
Bilmediği rabbe, hiç bilmediği bir şehirde
Bilmemişti soy neydi, kurban kimdi
Neydi ona kapının eşiğini hoş tutturan 
Saklanıp hatırasından 
Kimdi gönlünü eşikten kovduğu
Nedendir soyundan gayrı 
Sürgünde yasak aşka uykuya durdu

Son oğul, göbeğini oymak istemişti yalnız
Af dilemişti bir kuşun kanatlarını çizdiği için
Bir kadının boynunu anlattığı kusursuz 
Bir de kelimelere sığışırken kadehsiz
Tam olmak istemişti
Ruhunun bir köşesini eksiltmeden
Saklanmadan barakalarına şehrin 
Kalbinin hizasını kaydırmaya komadan

İşte böyle su üstünde tüm kırılmışlıklar
İşte sevdam, işte kavgam
İşte evleri alev alan 
Oğullar, oğullarımız
Varlıkta mahcup yoklukta memnu 
Ki babalar
Ne gütsek babalarımız


10 Ağustos 2024 Cumartesi

Yardan Ayaz

 
İncecik çaputları sıkıştırıp dalına 
Doğmamış bir çınarın külü oldum Müberra
Yokluğundan beri kamburum, köksüzüm, yurtsuzum
Asırları unufak eder sevdam, boynum bir hayli bükük
Nasılsa gelmiş salınmış içime bir boranın sertliği 
Neremden başladıysan sevmeye
Gel oramdan affet beni

Akşamlar çekiştirip durduğumuz bir yorgan üstüne 
İki ucu bir yana eyvah devrilmiş gökyüzü
Ben yalnız kendi önümü görürken gözlerimle
Sana her taşın altında bir yarın bestesi

Sen duymazken çokça söylenir çokça risalelerde
Saçlarının ilmek ilmek olduğu bir vaha
Oysa senin saçların pusludur Müberra
Saçların en kuytu düşlerden altıpatlar
Gözlerimi ovuşturup durma daha
Kopmayacaklar

Üzünçlerin ortasına mızrak gibi dalıyorsun
İç çektirmeden güneşe
Envai tatlarla dilimde bitiyosun
Sirenler yırtılıp seni arıyor Müberra
Bense doğrulabilsem şu iki büklüm hücrelerden
Bembeyaz yakamdan ari aşk olurdum
Şayet ki ölmezsem

Öylece pus göğsüme ve söyle
Sirenler yırtılıyor içimde
Kabarık akşamların not düştüğü bu histeri
Gökte diklemesine bir inkılap 
Ayırarak maviyi gözlerimden ki kızılı sol yanımdan
Kovduğum günden beri bu telaş bu mefruşat
Yetim kalan köşemden oturmuşsun ömrüme
Giderken Allah'a ısmarladığın bir adam
Eksik pansumanlar üstüne
Gel oramdan giydir beni

Biliyorum evi alev almış o kızsın yine sen
Ne kadar dürsen de görüyorum hala beyaz
Hala ediptir saçların
Ellerin üşür yine yardan ayaz Müberra 
Bizden uzak bu coğrafya 
Bize nam olmuş keder
Öpsem, irkilmeyecek kadar uzaktasın
Dokunsam anlayacak
Neremden başladıysan hürce gülmeye
Gel oramdan ağlat beni

Oldukça kalabalık, esiyor üstüne
Hala sihirli, hala canhıraş 
Dokuzu sana 
Biri bana 
Kalıyor sadece ayaz