24 Aralık 2015 Perşembe

Yağmurların Sabrı

Bunu benden duy istemezdim
Ama açığa çıkmış bir firavun aczinden
Senin sesin

Saçların umuda konulan yokuş
Bilinenin gölgesinde
Ölmeyene uzak
Saçların acılarımın gardiyanı
Bunu benden duy istemezdim

Saçlarını gönülden mısralarla doldurunca gece
Yitik bir ülke oluyorsun,  herkesin sevgilisi
Mülkiyetin sınırı yoktur hem ne denli gözyaşı
Saçlarının, şirke koşarken anımsattığı
Ne sen benim köyümün muhtarın artık
Ne de aha şu gönlüme bin altı yüz rakım
Ama bunu ayrılığa yormamalı güzelim
Kerem ola yastık dermiş gülün dikenine

Sebeplerin kıyısına vurdu mu deniz kızı
Saçlarını yatırır rüzgarların arkına
Şu gönlümü taht bilen aşka ant olsun
Ve anneye,  goncaya yağmurların sabrına
Zaman bana yes içre aşk olmasın öğretti
Ve tanrı hepimizi bir yola koşturdu ha

Ama bana bak
Ve ellerimi kaçırdığım ellerinden
Günleri hatırla

Gecenin ırzına geçmek üzereyken güneş
Kanserli bir anne gibi dokunur saçlarına
Kandan pıhtı çekilmiş şu kalbimiz oluk
Aklın bocalayiverir sanki üç günlük çocuk
Sen asi bir nehirdin içimin suntasına
Ben konulmuş noktayım yağmurların sabrına

1 Aralık 2015 Salı

Kayıp Ruhlar Atlası

Anamın düşü bile yabanıl artık bana
Gözlerim trene durmuş,  diyorum sen de kimsin

Asgari bir ömür,  suyum suyuna bulanmış
Lakin dipten bir akıntı,
yeniyor göğsüme yönelen sonbaharı
            Sabrın sonu taşkın olana dek

Beni ölmeye durduğun anlarda oku
Yaşamın göz bebeklerinde bir ağrı oluşunu
          Ayartılmış bir mavilikten resmediyorum

Bitimsiz dalgalar bileyliyorum
Bir yılgının durmadan kalbimize arzı
          Bunu yalnız
ve yalnız sana söylüyorum

Yaz;
Olduğuna şahit bulamayınca insan
Sürüklenip vuruyor aşksız kayalıklara

Ama öyle acınası bakma
Sus. Ağlamıyor,
anlıyorum..
Gözlerinle gördüğüne bir bahane dünya
Kendimi bu mavilikte
            Bulmayı çok seviyorum

Sözümdür
Baktığınla gördüğün
O adam ben değilim
Aynaları tebeşirliyor, gülüyorum. evet.
Rüya desin bilir kişi,  ister şizofreni
Gerçek bu
ruhların iz düşümünden ibaret

8 Ekim 2015 Perşembe

Helalim Hayal

Delirmiyorum Allah'ım
Üşümüyorum yağmurda
Günahlarımdan bozma bir ceketle yürüyorum
Upuzun bu yolda dikiz aynasından
Sanki benim olmayan bir aşkı görüyorum

Buruk bir gençliğe bakakalmak gibiyim
Doğumumla ölümüm arası büyüyorum
Bana günahtı
Dilimde kıvılcım büyütüyorum
Ve yağmur damlasına tutunmuş
Düşerken kalbe sükut
Çocukluğumdan kalma bir hayali görüyorum

...

Bir ev hem iki katlı
Şiir tüter bacadan
Dem olunur seviye
İki kız biri çocuk
Yalnızca hayalleri gösteren bir aynadan
Orta dünya, bizim orta odadan küçük

Geçmediğim yolları bilesi söylüyorum

Alnına merhameti bağışlanmış bir sabi
Baba yeni dönmüş işten ter içinde elleri
Ama kapı çalınır, yorgunluğun gideri
İki kız biri çocuk sarılası gibidir.

Aktıysa abı revan bir gülün belasına
Olmadım yekte vücut Muhammed esbabına
Fakat bir kız bir çocuk sofranın etrafına
Nasır değil ellerim,  helal lokma gibidir

O kız şöyle sıkıca ellerimden tutuyor
Süründüğüm yolların izlerini siliyor
İki kız biri çocuk şükrü borç bildiriyor
Şu dünyanın kederi kereme gül gibidir

Şiir desem özüne bu acı acı değil
Gençliğimin yarası dışa vurası değil
Gelir aklıma elbet ama kalası değil
Şu bahçe bu da ateş, geçilesi gibidir


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Koşmaktan Nefret Eden Atlar

Bütün atlar yalnız bitirecek koşuyu
Biz koşudan sonra da eve yalnız döneceğiz
Suyu ayrı ocakta ısıtıp
Ekmeği ayrı sofrada kıracağız
Gözler önünde demlenip
Katıksız şiir diyeceğiz ölüm marşımıza
Görenler aklımıza hayret edecekler
Ve buna en çok kalbimiz kırılacak

Bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
Biz yine terle örteceğiz gözyaşlarımızı
Sırtımıza havlu koyan anamızı anıp
Sonra devlete ilenen annemizi
Üç oda bir salonlara bırakacağız
Öfkeden toprağa bürünmüş gözlerimizle
Hayatın lojman griliğini görmeyelim diye

Bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
Biz aldığımız kupaları küllük bileceğiz
Hiçbir zaferden yenilgiyi ayırmamak adına
Aşk, evlat ve küresel ısınma hariç
Bire dahil onlar
Biri yarım kalan biz ahiri ezelden bileceğiz
Ayak izlerimiz azaldıkça mutlu olacaklar.

Bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
Bahsi oynanmamış bizler yarışmayacağız
"Yoruldum hayat" naraları atarken birine
Gelip daha çok yormasını dilemek bir gün
Ve nefsimizi tek sürüp toprağın çılgarına
Yaşamak diyeceğiz işte
Kanla, terle, gözyaşıyla
Yalnızlığımızdan en çok tanrı utanacak.

2 Ağustos 2015 Pazar

Karşılıksız Reçete

Nasıl bir ilaçsa bu
Yan etkisinden küçük
Anlattığım her şeyden pişman oluyorum doktor

Anlaşılmayan yaraları olmalıymış insanın
Nefse günah keçisi her deliye lazım
Herkese de bir dönem deliliktir reçetem
Kanın tadını bilen ağlamıyor doktor

Yazmak korkuluktur, söylediğin cesaret
Söylemek bilinmektir kolaysa aklın oku
İnsanlık irkilirdi olmasaydı metanet
Bir söyleyen bin kere pişman oluyor doktor

İçime hudut gerek ışk özgürken yakıcı
Aşk ile yekte duran ellere verir çoku
Dışardan görülmektir asıl çarmıh acısı
İlk soyunan bin yıldır çıplak geziyor doktor

30 Temmuz 2015 Perşembe

Açığa Çıkmış Bir Ruhun Sakladıkları

Bastırılmış bir dilin acelesidir bu

Tescillenmiş bir dosyanın dönüşü yoktur
Ben aşkın olduğuna inandım
Hem de Çok hastayım
Dermanın derdine baka baka yoruldum
Aramak da bir inanmamaktır
Bakarken durulursun
Baktığını görmenin huşusu ile
Kendi içinde bir başka kendine sunulursun

Tanındıysan bir kere ne gizlenecek yer
Ne de hasta ruhuna itirazın bulunur
Yenilmek bilinmektir savaşır gibi
Dönüp cebinden düşürdüğün zamana
Kılıç bileyleyenin hirası yoktur
Ben bu denizin tuzuna muptelayım dersin
Zaman da bir nil gibi kalbinden sorulur


Bu aşktir, yani dünyadan alacağın olmaması
Yenildiğin anda tabutta bulunursun
Bulunduğun tabutta bir dünya kurdurursun
Ölü doğmanın sonsuz sarhoşluğu içinde
Sana da bir rahmetli diye bakıverirler öyle
Tescillenmiş bir aşkın dönüşü yoksa
Ölüm diye denilen işveli bir kapıysa
Kayıp bilinen bir başka zaferi tadıyorsa
Rahmeti kepçeleyen sofrada bu sofrada ne dursun

16 Temmuz 2015 Perşembe

Terleyen bir Atın Düşmanlık Bildirisi

Ateşte olmak küçüktür ateşe atlamaktan
Çıktığım yollarda hep ekmek kırıntıları
Ben kimim diyorum kim olabilmişim ki
Bir kalbimde bir karşımda iki kuzey yıldızı

Ateş taşıyorum diye zalim miyim illa
Hem Sezar'ın hakkı Sezar'a
Nasılsa üzerimde hakkin hiç kalmıyor dünya
Küfredesim var yine tahammülüm kalmadı
İnsanlığımızdan nefret ettiğim günler geride
İçimde kasımpatları suladığım

İnsan ağzıyla yalan söyler
Öyleyse dil inandırıcıdır
-Sicili kalbine işlenenler istisna-

Gözler yalan söylemez
Benim yalana yeltenen gözlere düşmanlığım var Mustafa
Benim kendi hatalarıma...
Günler biterken kervanlar göçüyorsa içimden
Bu beden yalnız, muttasıl
Ruhlar yoldaş arar kendine
Düşünmek ucuz ve tenha
Düşmek savuşturamadığım bir haz veriyorken bana
Sana varan otobüslere param yetmiyor Mustafa

Ben ne yapacağı belli bir adamım
Göğe gözünü iliştir
İki paket sigara
Avarece dolaş dur
Dilinden düşmez bir Anna
Kalbime ulaştığım günden beri
Hep onu düşünüyorum
Yeşile bulandığından beri gözlerim
Hep onu
Savaşa ara verilmeyen bu diyarda
Alnımı çatlatırken kurduğum hayaller
Ve çehreme yapışmış bir hüzünle o
Sürekli kurcalarken yorulan yerlerimi
Yapacak başka bir şeyim yokmuş gibi onu

Ama aşk
Bir rüzgar değil artık, kanattı
Dünyaya kalkan kılıç düşüyorsa canana
Kurtuluş curcunası biliyorum,
Yollar tali, ölüm ani, yasamak suç
Çünkü benim savaşa yeltenen gözlere 
Düşmanlığım var Mustafa

Ben inanan bir adamım
Yani mutlu sonlara
Sevenlerin yolu elbet geçer bir kervansaraydan
Sevenler ölümsüz
İsteyene su verilir yorulana derman
Dünya tırpanladıkça açıkta kalan yerlerimi
Dilimden çok şey geliyor susuyorum inan
Geçtiğim yerlerin ayağımda izi
Soluklanmak isteyeni duyuyordur yaradan
Ben çok bekledim olmazlar durağında
Susacak bir şeyim kalmadı yalan
Atar damarlarıma kadar törpülendim Mustafa
Uyuşan yüzümü bir ince
Yeşilliğe yasladım
Asılan suratına gül ekledim kanımdan
Dünya elindeki sabanla saldırsa da urlarıma
Yorulan bir at ne kadar atsa
Terleyen bir aşk o kadar ölümlü
Kılıç kınında umut yar sözüyle bilenir
Benim umudu kesenlere düşmanlığım var Mustafa

Anızlar kusarım sustuğum yerlerden
Güzeli kovalayan kalbim alıştı kuytulara
Bu kaçan nur, karadır gökyüzü bakmayana
Benim ölü yaşamaya düşmanlığım var Mustafa

13 Haziran 2015 Cumartesi

Yaban Mersini

Akgün Akova'nın Caz Çiçeği'ne naziredir.

Biliyorum son öpüşümdür bu seni 
Kır çiçeklerinin bize açtığına mütabık
Kasımpatları yetişir artık bahçemizde
Bir yol ki ne kadar uzunsa aramızda

Başının ucundayımdır halbuki
Gece de erken çökmüştür ne yazık 

Bilinir kaçıncı fırtınandır bu senin
Dünyaya kalkan kılıcın 
Bir kez daha düşer gövdeme 
Kalp bağıma uğrayan tek güldür 
Çamura bulaşıp tüm bahçemize dadanan 
Bir ölümü başlangıca ilk benzetişim değildir
Geçip gitmesidir yanından 
Yorgun bir yolcunun bir kervansarayın
Aynalarda saklı kalmış gözlerinin yeşili
Aynı rüyaya aynı saatte uyanışımdır her gece
Bilinir nasılsa, dinmez ölümsüzdür yaramız
Bu şiir kalemi sağ elime ilk alışımdır sevgilim

Biliyorum sendin, eksintili göğsümü ilk kurcalayan
Cevapsız sorulara adını verdiğim kadın                 
Ve muttasıl üflediğim camların 
Buğusuna kazıdığım 
Bir cenaze marşı geçerken dilimin ucundan
Anladım ki sendin
Göğe gözlerimi ilk iliştirdiğim

Yaban mersinim 
Nasıl denir bilirim 
Acele mi aciz mi kaldık dünyaya 


8 Şubat 2015 Pazar

TOMBALA

Birinci çinko, üçüncü çinko, tombala..
Yanlış hesaplamalara kurban gidiyor
Manzaraya doyamamış çocuklar
Yeryüzünde dönüp dolaşan bir tramvaydayız
Oysa içtiğimiz suya kadar bulaşmıştır gökyüzünün maviliği 
Baktığınla gördüğün arasındaki nuans farkı
Kapımız biryerlere çarpıyor ölemiyoruz
Bazen bile bile kaybediyor toprak ana 
Aşk bile çoğu zaman güldürmüyor yüzü
Bunun için ahlak olmalı en güzel yasa

Kulaklarından tutup tavana asıyorum türk şiirini
Sözcükler sürekli eksiliyor şarjörden ve Allah(!)tan
Sözcükler ama eskitemiyor şarjörü ve Allah'ı
Yeni düştüm cepheden hazır olun hiçbir kurşun
Delip geçemiyor çünkü gurur denen kalkanı 

Bir ninni uyutur sürekli aşktandır yıkılan evlerim
Sırtımı dönüyorum sanki anneye ve Allah'a
İnsan buna hayat der ben dünyayla savaşım
Gün doğsun, bahar gelir, uykum açmıyor anla!

Uykuyla uyanıklık arası ölüm hali;
Gözlerimde kin ve intikam vardır sürekli
Gözlerinden sakladığım
"Karşılıksız sevgi"
Boşalırken şarjör maktulün son sözleri

Bir yaram vardır yaşatır durmadan
Severim kulaklarımı tıkayıp türküler söylemeyi
Bak buranın ve gökyüzünün şimdiki sahipleri
Tahmin bile edemezken içimdeki şenliği
kanatan ve yaşatan bir titreyiş cümbüşüdür göğsüm
Hayat güzel hiç durmadan
Çirkinlik elinin kiri

Allah'ım gururunu sol yanında taşıyanlardan
Ve güneşe kara gözlerle bakanlardan etme beni