Terleyen bir at dedi ki:

24 Aralık 2015 Perşembe

Yağmurların Sabrı

Bunu benden duy istemezdim
Ama açığa çıkmış bir firavun aczinden
Senin sesin

Saçların umuda konulan yokuş
Bilinenin gölgesinde
Ölmeyene uzak
Saçların acılarımın gardiyanı
Bunu benden duy istemezdim

Saçlarını gönülden mısralarla doldurunca gece
Yitik bir ülke oluyorsun,  herkesin sevgilisi
Mülkiyetin sınırı yoktur hem ne denli gözyaşı
Saçlarının,  şirke koşarken anımsattığı
Ne sen benim köyümün muhtarın artık
Ne de aha şu gönlüme bin altı yüz rakım
Ama bunu ayrılığa yormamalı güzelim
Kerem ola yastık dermiş gülün dikenine

Sebeplerin kıyısına vurdu mu deniz kızı
Saçlarını yatırır rüzgarların arkına
Şu gönlümü taht bilen aşka and olsun
Ve anneye,  goncaya yağmurların sabrına
Zaman bana yes içre aşk olmasın öğretti
Ve tanrı hepimizi bir yola koşturdu ha

Ama bana bak
ve ellerimi kaçırdığım ellerinden
Günleri hatırla

Gecenin ırzına geçmek üzereyken güneş
Kanserli bir anne gibi dokunur saçlarına
Kandan pıhtı çekilmiş şu kalbimiz oluk
Aklın bocalayiverir sanki üç günlük çocuk
Sen asi bir nehirdin içimin suntasına
Ben konulmuş noktayım yağmurların sabrına

1 Aralık 2015 Salı

Kayıp Ruhlar Atlası

Anamın düşü bile yabanıl artık bana
Gözlerim trene durmuş,  diyorum sen de kimsin

Asgari bir ömür,  suyum suyuna bulanmış
Lakin dipten bir akıntı,
yeniyor göğsüme yönelen sonbaharı
            Sabrın sonu taşkın olana dek


Beni ölmeye durduğun anlarda oku
Yaşamın göz bebeklerinde bir ağrı oluşunu
          Ayartılmış bir mavilikten resmediyorum

Bitimsiz dalgalar bileyliyorum
Bir yılgının durmadan kalbimize arzı
          Bunu yalnız
ve yalnız sana söylüyorum

Yaz;
Olduğuna şahit bulamayınca insan
Sürüklenip vuruyor aşksız kayalıklara

Ama öyle acınası bakma
Sus. Ağlamıyor,
anlıyorum..
Gözlerinle gördüğüne bir bahane dünya
Kendimi bu mavilikte
            Bulmayı çok seviyorum

Sözümdür
Baktığınla gördüğün
O adam ben değilim
Aynaları tebeşirliyor, gülüyorum. evet.
Rüya desin bilir kişi,  ister şizofreni
Gerçek bu
ruhların iz düşümünden ibaret

8 Ekim 2015 Perşembe

Helalim Hayal

                                                  Koca Yürekli Adam için

Delirmiyorum Allah'ım
Üşümüyorum yağmurda
Günahlarımdan bozma bir ceketle yürüyorum
Upuzun bu yolda dikiz aynasından
Sanki benim olmayan bir aşkı görüyorum

Buruk bir gençliğe bakakalmak gibiyim
Yaşamakla ölmek arası büyüyorum
Bana günahtı
Dilimde kıvılcım büyütüyorum
Ve yağmur damlasına tutunmuş
Düşerken kalbe sükut
Çocukluğumdan kalma bir hayali görüyorum

...

Bir ev hem iki katlı
Şiir tüter bacadan
Dem olunur seviye
iki kız biri çocuk
Yalnızca hayalleri gösteren bir aynadan
Orta dünya, bizim orta odadan küçük

Geçmediğim yolları bilesi söylüyorum

Alnına merhameti bağışlanmış bir sabi
Baba yeni dönmüş işten ter içinde elleri
Ama kapı çalınır, yorgunluğun gideri
İki kız biri çocuk sarılası gibidir.

Aktıysa abı revan bir gülün belasına
Olmadım yekte vücut Muhammed esbabına
Fakat bir kız bi çocuk sofranın etrafına
Nasır değil ellerim,  helal lokma gibidir

O kız şöyle sıkıca ellerimden tutuyor
Süründüğüm yolların izlerini siliyor
İki kız biri çocuk şükrü borç bildiriyor
Şu dünyanın kederi kereme gül gibidir

Şiir desem özüne bu acı acı değil
Gençliğimin yarası dışa vurası değil
Gelir aklıma elbet ama kalası değil
Şu bahçe bu da ateş,  geçilesi gibidir



Yani hayaller yürürlüktedir artık,  kendiyle ve geçmişiyle savaşan kim varsa selam olsun.  Yani için geçmeden bakmayı başarabildiğinde gökyüzüne kuzey yıldızının seni soktuğu o seraptan kurtulacaksın. Denkleme tersten başlamanın cehaleti ile şıklarda olmayan cevaplar aramaktan yorulacaksın. Yani kitapta yazan cevabı kendi içinde doğru insanlarla bulacaksın.


Çünkü biz insanın dişini kamaştıran ne varsa aşk deriz.
Guslü bozuk olanı karanlıktan başka iz bırakmaz sinede.




11 Eylül 2015 Cuma

Kehanetler

(Bir gün göğe gercekten yalın baktığınızda bütün yıldızların avucunuzdan kaydığını göreceksiniz) 


Tüm insanlık gelecek
Ve sağlam bir geyik dönecek cenazemde 
Sairdi diyecekler 
belki pesimist
Haketti yaşamayı  
Mutsuzdu denecek herhalde
Bir gün birinin gerçekten  tanımış  olma ihtimali.. 
Dost düşman söz edecek kendi halince
Ilık bir akşamüstü telaşıyla 
Kurtlanmış tabaktan sunuldu rahmine 
Yine de yazik oldu diyecekler ilk sevgiliye

Şiirlerim okunmayacak 
Aşka ulanmayacağım
Üç beş günahımla bir hatırlayacaklar beni
Kurulunca tahtına gözleri "yalnızlığın" 
Mezarımda yeşeren gülleri yolacağım

Gülecek sevişeceksiniz
Sizi duymayacağım
Yeşerip solacaksınız anlamayacağım
Bilenip seveceksiniz kıskanmayacağım
Trenleri kaçırınca göreceksiniz beni 
Şiirimi raylarda büyütüyor olacağım


Ve bir gün birinize duyurunca sesimi
Evet diyeceğim savaşım bitmiş aşkla
Bıraktığım yerlerden devam edeceksiniz. 

8 Eylül 2015 Salı

Müebbeti İkimizindir Sanırdım Düşler Ülkesinin

Yine de sağolunur
Ya nefretle ya
severek yaşıyor insan
Devri daim düzenine kapılan dünya
Adımı ulaşamadığım yerlere yazıyor
Silemiyorum... sen!
İçimin telaşını yenileyip duruyorsun
İmkanım varsa otel odalarımda
seni arıyorumdur
Ah bide şiir sevsen
Sen şiir sevsen belki ben  yorulurum kaçmam evden
Sen beni sevsen zaten ben eğri bir şiirim
Alıp düzeltirsin
Ama şimdi müziğin sesini kıs biraz
çünkü artık inanmıyorum.

Keşkelerle konuşuyorum çünkü artık görmüyorsun rüyalarımı
Ve gülmeye başladıysam bu düşünmüyorum demektir.
Anlaşılmak günahtır hem kaç benden
Doktorlar bile anlamıyor artık insanın kalbinden
Ya da dur ben giderim sen örgüler vur saçlarına
Göster ne kadar yaran varsa tükürsünler bana
Sana güzelleş diyorsam unutmak istiyorumdur
Onca yıldız takılsa saçına benim değil
Bin çağrısı duysam şehrinden bana değil
Ben de bir ben böyleyim sanırdım anadan üryan
Bütün çıplaklığımı tükür yüzüme
Ben yine aldanırım
Aşka küfredersem eğer gücüne gidecek Allahın


Işığa baktığımda yemin edebilirim şimdi
Saçlarını kendine sakla sen durumlar kritik
Dikerim gözlerimi yeryüzüne kanatsız bir kuş gibi
Göğe çırpmak onları zaten şizofrenik
Her adımını bitecek korkusuyla attığın o yolda
Emrederken kalbimin gösterdiği hedefe
Hiç durmadan yürüyeceğime
Amasız ve abdestsiz yaşıyorum işte
Gecem gündüzüm gavur bana sorma
Saçlarını tara sen
Birgün gelir bir kuş konar kalbine
Onu da kanatlarından arındırırsın
Söyle ona da limanları yıkmadan atlasın

Ben de hep bakir sanırdım gözlerinin yeşili
Gidiş dönüş alınıyormuş her aşkın bileti.



4 Eylül 2015 Cuma

Yalancı Aynalar Durağı

Bir gülüşü var ki sanırsın dolar bir buçuk olmuş
Baksan çamur dememiştir ayaklarına
Dokunsan güzdür öteki yarısı
Sordum bir kez nedir senin şarkın
Yeşil diyecek oldu yeryüzüne
Toplayıp zırhımı kaçtım o şehirden

Bir gülüşü var sanırsın kaldırmışlar uçağını gizli kıtanın
Ama çok uzaktadır ona baksan 
Gülüşüyordur kardanadamlarıyla
Buğusuna dokunamadığımız kışların... 
Dudaklarından öpecek oldum onu bir kez-
Birden uzadı boyu - -
Temelsiz bina gibi yıkıldım olduğum yere..

Bir gülüşü var sanırsın o gemi gelmiş uzaklardan
Ama suyun tuzu kaçmıştır bir kez (ne gelir elden) 
Dostlarımı tanımaya başlamışımdır
Yani dönüşü yoktur hiçbir mısranın
Çok kez sordum
Anlar mısın dediklerimi? 
Anlaşılmaya çalışmanın günah olduğunu öğrendim sonra
Yine de nöbet tuttum göğnünün eşiğine
Bizden olanı sevemiyor şu gavur kalbim
Bağlı bir adamım ben denizin derinine

Bir gözyaşı var,  sanırsın soykırıma uğramış menekşeler 
Tüm dünya bir olup kuyuya salmış  kıskancından
Kulaklarımı tıkayıp da dinlerdim sesini
Aynalarda büyüyen o yapmacık sesini
Nicedir yalanı gizler bir örtüdür aşk 
Kulaklarına eğilip yalvardım ona;
Dursana
Bilmeden gelip harladığın bu sevda 
Kapanmayan yaralarla takıldı boğazıma
Sen yeter ki dilime doladığım ilmini anla
Susuyorum,  söylesem biri değecek değil
Ağlasam da sen büyüksün gözyaşlarınla.

3 Eylül 2015 Perşembe

Ahde Vefa

Seni yılgın görenler bu kahır diyecekler
Sana masum diyenler ismini bilmeyecek
Bu ölümdür bir müptela şehrimizde dalgın
Bu zulümdür sen kalbini kayseriden mi aldın

Sadece bir kişiye kin besledim hayatımda.  Onun da sözü geçmeyecek olduğunu biliyorum puslu kıtalar atlasımda. Onun sesini dinlemeyi bırakmasaydım seni hatırlamazdım bile.
Ağladığım yerlerde duyulmayı başaramadığımı biliyorum.  Sesimin olanca gücüyle kendimi bastırdığını,  ve yırtılan gömleğimi bir türlü ispatlayamayacak olduğumu. Ben masum değilim, yani onların iddia ettiği kadar. Ama suçlu da olmadığıma inandım dostun inkarı kadar.  Düşmanım yok.  Bulunmak üzere gitmiştir iyi bir hal üzre kaybolan kişi. İnsan bulunmak istediği kişi için saklar masumiyetini.  Ben de buna inandım, dermanın derdinden çok nefsini sıyırıp içimin ücralarına bakmaya cüret edecek olana.  Hiç sesimi çıkarmadım. Konuşmayı iyi öğrenenler haklı göründü gözyaşlarıma.
 Olsun bu da geçer.  Yalnızlığın sesi yeğdir, samimiyetsiz görültü orkestrasına. Ben de birinin gerçekten dinleyeceğine,   Karşımdaki sesin içimden yankılandığına inandım. Ve yaşayanlar dünyasında misafir bedenimi, perdelerle çevrili bir dosta yasladım.
Kendini büyük bir fazlalıktan ibaret hissettiğin zamanlarda,  yastığının altına sakladığın ölümü hatırla. Güçlüsün yani tadına bakmışsın her türlü yalnızlığın. Ve çapayı bırakmışsın boğazın en derinine. Doğmuşsun terkedilmiş topraklarında bir ailenin.  Baba demeyi öğrenememişsin daha.  Ama güçlüsün. 
Ben mi güçlüyüm? Kalbim tren istasyonlarında sarı çizgiyi geçmenin çocuksu heyecanını yaşarken işittiği azarları unutamadı hala dost. Sen orda o şivekar sesleri benden biliyorsun sana da helal olsun. Sen orda yüzüyorsun aczin cehalet havuzunda.
Aklından geçenleri ardıma vurmasaydın
Sana bir tavus kuşunun içime girdiğini
Bana da bir çift ak kanat bırakmadığını anlatacaktım.
Ama sen iyi bir hal üzre kaybolmadın çekilmiş tırnaklarımı yok saydın hep. Bundandır nicedir kelimelerinde eksilir yaşadığımız. Gözlerimden atlılar geçer ve sen onların hepsindesindir. Ya da ahde vefadır bu gizlice. Çekilmiş bir tetiği göğüslemek adına. Hasreti kaldıramayacak tüm yürekler için.

11 Ağustos 2015 Salı

Aynı Yolları Geçerken Tanıdık bir Seda

(sonra diyorum
başka bir hayatta
onu tekrardan bulacağım)


shakespeare burda olsaydı alnımdan öperdi beni. ben ona gördüklerimi anlatırdım. o bana yeryüzünü gösterirdi ve elim boş bir şekilde salardı beni yurtsuz maviliğe. bunun sonuna bir aşk şiiri gelebilirdi belki. ama hayal görmenin de bir sınırı varmış.

derinden çıkıyor
kemiklerinden kurtulmuş yaşamak mucizesi
ve göğsümü durmadan bir mavilik ağrıtır
başkentte bir yerde
karanlığın rengini açıp açıp
evsiz kalmanın şaşkınlığını
gemileri yakmanın işvesi çalkalıyor
hasreti yaşatmayan ikinci kişiliği
ben şair sanıyorum 
Acıyı müjdeliyor


10 Ağustos 2015 Pazartesi

Koşmaktan Nefret Eden Atlar

bütün atlar yalnız bitirecek koşuyu
ama biz koşudan sonra da eve yalnız döneceğiz
suyu ayrı ocakta ısıtıp
ekmeği ayrı sofrada kıracağız
gözler önünde demlenip
katıksız şiir diyeceğiz ölüm marşımıza
görenler aklımıza hayret edecekler
ve buna en çok kalbimiz kırılacak


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
ama yine biz terle örteceğiz gözyaşlarımızı
sırtımıza havlu koyan anamızı anıp
sonra devlete ilenen annemizi
üç oda bi salonlara bırakacağız
öfkeden toprağa bürünmüş gözlerimizle
hayatın lojman griliğini görmeyelim diye


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
biz aldığımız kupaları küllük bileceğiz
hiçbir zaferden yenilgiyi ayırmamak adına
aşk, evlat ve küresel ısınma hariç
1'e dahil onlar
1'i yarım kalan biz ahiri ezelden bileceğiz
ayak izlerimiz azaldıkça mutlu olacaklar.


bütün atlar yalnız bitirecekler koşuyu
bahsi oynanmamış bizler yarışmayacağız
yoruldum hayat! naraları atarken birine
gelip daha çok yormasını dilemek bir gün
Ve nefsimizi tek sürüp toprağın çılgarına
yaşamak diyeceğiz  işte bu,
kanla, terle, gözyaşıyla...
yalnızlığımızdan en çok tanrı utanacak.

4 Ağustos 2015 Salı

Bir Elmanın Yarısını Kurt Yemiş

kendimi karşıma alıp efkarlandığım günler geride kaldı  biliyorum. çünkü artık parmak ucumdan kalbime ulaşan urlarıma acizlik devşiren o soğuğu hissedemiyorum. ne kışın cömertliğinde bir değişiklik oldu ne de kısaldı geceler. hala boş bir yer var sofrada, içimi de çıkarıp koyamıyorum artık oraya mesele bu.
ben inanan bir adamdım, savaşın hırçınlığına, aşkın bekasına kurdun insafına. tekinsiz otlaklara aşık olmam bundan. sahip olduğum ve harcayacağım bütün sözcükleri bir ince yeşilliğin uğruna adamış olmam, bir türlü adam olamamam da.
nefesin böğrüne oturmuş bahar. kan dolana dolana düşman olacak damarına. vuslatla bilenen kalbim şu nehri ortadan ikiye birazdan. biraz daha uğraşsam hatrıma düşecek bir damla yaş, bir daha aslanın pençesine düşen 18 yaş. ben keşkelerle biten cümlelerin adamıyım doktor. önce iliğime kadar yaşar, sonra keşke derim, birazı gerçek olsa. hiçbir açıklaması yok eskittiğim günlerin. bahanem yok, yorulmak istiyorum kendime karşı. kendimi eskitmekten ve sürekli ertelenmekten yorulmuyorum doktor. mesele bu.  

kötü sonlar hep güzel başlıyor. bir at ki sonunculuğa eğitilmiş. yaşamım üstüne zar atıyor, ne vakit ölmek dilesem elime yüzüme bulaşıveriyor akıttığım ter. koşuyorum koşmasına, ama kime ama neye...işveli dünyanın namus kontrolünde sınıfta kaldım doktor. çıplaklığım polis raporlarıyla görülü. cümle kainat merhametle örülü lakin ben merhametin şiirinden anlamam. bana acı su, light sigara mümkünse bir de yeşil reçete. dilime de ket vurmanızı isterdim doktor. ama dilim sussa gözüm konuşur, içim sustuğu vakit dışımda cenaze marşı.

yalnızlık tanrının lütfu doktor, benimki sesini duyuramama. içime kadar bağıramıyorum, dışarıda zaten hep eğri büğrü hevesler, insan içine kör dışına bulanık. oysa yine dırlı dirli bitiyor cümleler.  çok anlatmaya çalıştım insanlara, söylemenin ağızda bıraktığı kekremsi tadı, bir de kalbin dilde bayındırlık sancısını. ama anladım doktor. tamamdır, pişmanım. kazanmaya çalıştığıma, anlatmaya sesimi duyurmaya ölümü kurguladığıma da. anladım sordukça insan kanatıyor yaraları, yarasını gösteren bin yıldır üryan. insan tek kişidir bir kalpte fazlası zarar. ama elden ne gelir ki doktor. dağdan gelen aşk bağdaki benliği kovuyor. bir elmanın yarısı olmak koca bir yalan

2 Ağustos 2015 Pazar

Yaşamın Vebali

      "mutlu bir sonu görecek kadar uzun yaşamaya dayanamadım" kim bunu yazardı ki mezar taşına. dünyaya böyle bir mesaj vermeye kim cüret edebilirdi. bütün mutlu sonlar elimizin altında olmalıydı. kaybetmeyi ne kadar çok sevsek de, bileklerimizi her kanattığımızda evde bizi bekleyen bir parça mutluluk olmasını ümit ederek fazla derine inmezdik hani. en yakın dostumun cenazesinde boyumu aşan felsefi sorulara dalmıştım. hüzün nedir, niçin izin verilir, nereye kadar sürecek? bizi yüzüstü bırakanları sevmeye devam edecek miyiz, bize zarar veren ya da gerçekten var olmayanları... mantıklı düşünmeye kalkarsak.. yo hayır... onu yıllar önce içimdeki uzaklara göndermenin pişmanlığını yaşamıyorum, yaşamAyacağım. 
          musalla taşının etrafı kapalıydı kimse göremiyordu. biri şeyler gidiyordu uzak diyarlara ama kimsenin kim olduğundan haberi yoktu. haberi olan da gelmemişti zaten. gelenlerin hiçbiri tanıdık değildi bana. gözlük takmak zorunluydu çünkü renklerin kışkırtıcılığına bulaşmak istemiyordu yolcu. kabrinin bilinmemesinden sonra son isteğiydi bu. ama tabi ki de biliyordum ben. ellerimle gömdüm onu oraya, çıkmayacağından emin olmak için. 
        imam efendi hakkınızı helal ediniz dediğinde kalabalığa uyamadım, dilim varmadı. bende bir hakkı yoktu ama ona borcum olan bir hayat vardı. o kadar çok ağladım ki gerisini hatırlamıyorum. kendimi elimde bir büyük absolutla buluverdim mezar taşına yaslanmış. İthal içki dedim, sevmezsin... 
     onu ellerimle göndereli 3 ay olmuştu. eğleniyordum ama ona ihtiyacım vardı, çünkü ağlayamıyordum hakkım olmayan bir hayatı yaşıyordum onun adına, hakkım olmayan mısralara bulaşmıştım. bir gün bileğime davrandım, eski günlerde yaptığımız gibi. sonra beni durduracak bir şey kalmadığını ve acıyı hissetmediğimi fark ettim. Panik atak dediğin ölüm korkusuymuş. kendimkinden değil, ölüm bahsi geçince onun haksız gidişinden canım acıdı. ve o günden sonra yaramı acıtana kadar deşmeye, her gün onun kabrini ziyaret etmeye başladım. 
   avukat olduğunu ancak tahmin edebildiğim takım elbiseli o adam o gün gelmeseydi adam akıllı bir efkar yaşıyıp belki birkaç aya yaşadığım günlere sahte imzamı basıp kurtulabilirdim. ama o beni meftanın toprağına kusarken buldu. "geri dönmek zorundasın orada olduğun biliyorum orada kalmaya hakkın yok" zırvalıyordum işte, O ise geldi ve "yavrum" dedi. "Korkma çünkü hiçbiri geçmeyecek, canının acıyıp acımaması senin seçimin. adam olmak ya da olmamak, kurtulmak ya da daha da dibe batmak." 
    benim hakkımda hiçbir şey bilmiyordu ve sikik* laflara ihtiyacım yoktu. ama ben o ilk sözcüğün bende yarattığı uzlaşmacı hal ile cevap verme lütfunu bahşettim ona." orada saklanmaya hakkı yok"
(sonradan fark ettim ki duygularını paylaşmak kendine bahşettiğin bir lütuftan başka bir şey değilmiş)

onunsa cevabı netti." asıl ölülerin dirilip yeryüzünün suyunu bulandırmaya hakkı yok." 

işin içine hak hukuk girmişti bir kere, karanlıkta saklanmaya hakkı var mıydı insanın. şiire bulaşmaya kuyuları sevmeye... aklımdaki kaosu dindirebilmek için en azından bir cevaba ihtiyacım vardı. ama kimsenin sözüne güvenecek ya da saf niyetine inanacak değildim. özellikle takım elbise giyenlerin. arayıp bulmam lazımdı. "hak"dı "hukuk"du cevapların sofrasına adımımı attım ve avukat oldum. vahşi ormana daldığımda elimde kazandığım yeni suratlardan başka bir şey yoktu. çıktığımda ise savaşı bitirmiş olmanın mutsuzluğuna sahiptim. yıllar önce o avukat yanılmıştı. ölülerin her zaman dirilmeye hakkı vardı. Ama kendi ellerimizle öldürdüklerimizle bir şansımız yoktu. onlar dirilse bile artık tanıdığımız kişiler olmayacaklardı. ben de bir masumun hayatına katletmiş olmanın vebalini çekmek zorundaydım, yani kendimin...
   

Karşılıksız Reçete

nasıl bir ilaçsa bu
yan etkisinden küçük
anlattığım her şeyden pişman oluyorum doktor

anlaşılmayan yaraları olmalıymış insanın
nefse günah keçisi her deliye lazım
herkese de bir dönem deliliktir reçetem
kanın tadını bilen ağlamıyor doktor

yazmak korkuluktur, söylediğin cesaret
söylemek bilinmektir kolaysa aklın oku
insanlık irkilirdi olmasaydı metanet
bir söyleyen bin kere pişman oluyor doktor

içime hudut gerek ışk özgürken yakıcı
aşk ile yekte duran ellere verir çoku
dışardan görülmektir asıl çarmıh acısı
ilk soyunan bin yıldır çıplak geziyor doktor

30 Temmuz 2015 Perşembe

Açığa Çıkmış Bir Ruhun Sakladıkları

Durgun şiirler yazamıyorum, bastırılmış bir dilin acelesidir bu

Tescillenmis bir dosyanın dönüşü yoktur
Ben aşkın olduğuna inandım
Hem de cok hastayim
Dermanın derdine baka baka yoruldum
Aramak da bir inanmamaktır
Bakarken durulursun
Baktığını görmenin huşusu ile
Kendi içinde bir başka kendine sunulursun

Tanındıysan bir kere ne gizlenicek yer
Ne de hasta ruhuna itirazın bulunur
Yenilmek bilinmektir savaşır gibi
Dönüp cebinden düşürdüğün zamana
Kılıç bileyleyenin hirası yoktur
Ben bu denizin tuzuna muptelayim dersen
Zaman da bir nil gibi kalbinden sorulur


Bu asktir, yani dunyadan alacağın olmaması
Yenildiğin anda tabutta bulunursun
Bulunduğun tabutta bir dünya kurdurursun
Ölü doğmanın sonsuz sarhoşluğu içinde
Sana da bir rahmetli diye bakiverirler öyle
Tescillenmiş bir aşkın dönüşû yoksa
Ölüm ölüm denilen işveli bir kapıysa
Kayip bilinen bir baska zaferi tadiyorsa
Rahmeti kepçeleyen sofrada daha ne dursun

16 Temmuz 2015 Perşembe

Terleyen bir Atın Düşmanlık Bildirisi

Ateşte olmak küçüktür ateşe atlamaktan
Çıktığım yollarda hep ekmek kırıntıları
Ben kimim diyorum kim olabilmişim ki
Bir kalbimde bir karşımda iki kuzey yıldızı

Ateş taşıyorum diye zalim miyim illa
Hem sezarın hakkı sezara
Nasılsa üzerimde hakkin hiç kalmıyor dünya
Küfredesim var yine tahammülüm kalmadı
İnsanlığımızdan nefret ettiğim günler geride
İçimde kasımpatları suladığım

İnsan ağzıyla yalan söyler
Öyleyse dil inandırıcıdır
-Sicili kalbine işlenenler istisna-

Gözler yalan söylemez
Benim yalana yeltenen gözlere düşmanlığım var Mustafa
Benim kendi hatalarıma...
Günler biterken kervanlar göçüyorsa içimden
Bu beden yalnız, muttasıl
Ruhlar yoldaş arar kendine
Düşünmek ucuz ve tenha
Düşmek savuşturamadığım bir haz veriyorken bana
Sana varan otobüslere param yetmiyor Mustafa

Ben ne yapacağı belli bir adamım
Göğe gözünü iliştir
İki paket sigara
Avarece dolaş dur
Dilinden düşmez bir Anna
Kalbime ulaştığım günden beri
Hep onu düşünüyorum
Yeşile bulandığından beri gözlerim
Hep onu
Savaşa ara verilmeyen bu diyarda
Alnımı çatlatırken kurduğum hayaller
Ve çehreme yapışmış bir hüzünle o
Sürekli kurcalarken yorulan yerlerimi
Yapacak başka bir şeyim yokmuş gibi onu

Ama ask
bir rüzgar değil artık
yeşil kanattı
Dünyaya kalkan kılıç düşüyorsa canana
kurtuluş cürcunası biliyorum,
yollar tali ölüm ani yasamak suç
çünkü benim savaşa yeltenen gözlere düşmanlığım var Mustafa

Ben inanan bir adamım
Yani mutlu sonlara
Sevenlerin yolu elbet geçer bir kervansaraydan
Sevenler ölümsüz
İsteyene su verilir yorulana derman
Dünya tırpanladıkça açıkta kalan yerlerimi
Dilimden çok şey geliyor susuyorum inan
Geçtiğim yerlerin ayağımda izi
Soluklanmak isteyeni duyuyordur yaradan
Ben çok bekledim olmazlar durağında
Susacak bir şeyim kalmadı yalan
Atar damarlarıma kadar törpülendim Mustafa
Uyuşan yüzümü bir ince
Yeşilliğe yasladım
Asılan suratına gül ekledim kanımdan
Dünya elindeki sabanla saldırsa da urlarıma
Yorulan bir at ne kadar atsa
Terleyen bir aşk o kadar ölümlü
Kılıç kınında umut yar gözünde bilenir
Benim umudu kesenlere düşmanlığım var Mustafa


Anızlar kusarım sustuğum yerlerden
Güzeli kovalayan kalbim alıştı kuytulara
Bu kaçan nur, karadır gökyüzü bakmayana
Benim ölü yaşamaya düşmanlığım var Mustafa

30 Haziran 2015 Salı

İlk Kanıtımsın (OLduğuma Dair)

iki kalp arası yorgunluk nedir
gelir gecenin tenine el olur gözlerin
gözlerin o ince beyaz kurda kuzuluk devşiren
ecel, büyük avcı alırken kokumu
kovalamaca içinde adını unutan sesime
yağmurdan bir alaturka hüzün yankılanıyor
ağlıyorum buyur
sen de bir ucundan tut sevgilim

tohumu çiçeğe dün eden merhametin nerede
haykırıyor gözlerin sakladığı kuşkuyu
ben çıkmışım olmazlar durağından geçmeye
yaşamazmış bir kerecik ölenler doğru mu
elde tef elde kitap bu aşka sulh vermeye
davullarla geliyorum selamlasana bandomu


büyüklük nefesindir göğü hapseden içre
sen bir aydınlıksın, göğsümde silüetin
uç sınırdan yükselen aydınlığın öyküsünü
bilseydin kim söyletti kalbe ilk türküsünü
sana varmak dünyaya taşınmak gibi şiir
bilmelisin sendi aklımı ilk yokladığım
biliyorum gözlerindi bozan bekaretimi
biliyorum sendin göğe ilk kucak açışım
kazanmakla kaybetmek arası bir yerde
allaha yakın...

13 Haziran 2015 Cumartesi

Yaban Mersini

Akgün Akova'nın Caz Çiçeği'ne naziredir.

biliyorum son öpüşümdür bu seni 
kır çiçeklerinin bize açtığına mütabık
kasımpatları yetişir artık bahçemizde
bir yol ki ne kadar uzunsa aramızda

başının ucundayımdır halbuki
gece de erken çökmüştür ne yazık 

bilinir kaçıncı fırtınandır bu senin
dünyaya kalkan kılıcın 
bir kez daha düşer gövdeme 
kalp bağıma uğrayan tek güldür 
çamura bulaşıp tüm bahçemize dadanan 
bir ölümü başlangıca ilk benzetişim değildir
geçip gitmesidir yanından 
yorgun bir yolcunun bir kervansarayın
aynalarda takılı kalmış gözlerinin yeşili
aynı rüyaya aynı saatte uyanışımdır her gece
bilinir nasılsa, dinmez ölümsüzdür yaramız
bu şiir kalemi sağ elime ilk alışımdır sevgilim

biliyorum sendin, eksintili göğsümü ilk kurcalayan
cevapsız sorulara adını verdiğim kadın                 
ve muttasıl üflediğim camların 
buğusuna kazıdığım 
bir cenaze marşı geçerken dilimin ucundan
anladım ki sendin
göğe gözlerimi ilk iliştirdiğim

yaban mersinim 
nasıl denir bilirim 
acele mi aciz mi kaldık dünyaya 


31 Mayıs 2015 Pazar

Kronik Baş Ağrılarım

hayal kurmadan hiç de korkmadım ayıca
sen güneşi sakladığın günlerin
hesabını zor ödersin dünya
günah olmasa ötenazi derdim
günah mıdır sevgilinin dudakları
bu yüzden önce namaz kılınmalı
sonra affına sığınmalı ilk bakışların
ihramdan çıkamazdım ayrılık olmasa
dizlerim kirlenmezdi düşmeyi öğrenmeden
ama ne toz pembeyim ne de mutsuzum dunya
yokus nedir bilmezdim
alnımda kalmasaydı izi
afyon kokulu cengaver vakitlerin
çatallaşmış sesimle söylüyorum sana bunları
kır çiçeklerini getir bana
gördüğümle yetinmiyor
baktığıma aşık oluyorum


24 Mayıs 2015 Pazar

Bizim Bulanmış Beyazlığımız

lam la başlıyorum söze
yoksa çok hayalperest olurum fazla anakronik
ilk adımın büyük olmaması öğretiliyor bize
sen bunları eğitime say sevgilim
aşkla iğrilen yanlarımı budadılar

kuşlar çok yukardan uçuyor, adımlarımız çok kısa
öldüğümüz yalandır en çok yaşadığımız da
beyazlık bizi rahatsız eder sevgilim
huzur kudurtucudur
ama sen bunlara delilik de
boğucu bir meşgaledir dünyaya ulanmak
sen bulansan ben ağlarım da sana susarım

susarım da çanlar bayındır içimde
kimseye etmem şikayet
kurtarılacak bir adam değilim karanlığından
gökyüzünün yüzüme küsüverdiği olur
geçtiğim yerlerde bıraktığım pislik
kalbimdeki bu yoksulluk
bu Allahsızlık
biz hangi haçlı seferinde böyle olduk sevgilim?


sen bir beyaz idin
karanlıktaki
açılmamış gonca
şimdi onlarla aynı yürüyorsun
beyazlığından utanan sen nerede
nerede o eski günler
ellerimizi Allah'la birleştiren
tuttuğumuz aşktı baktığımız Allah
bize de kafir deseler yeri midir sevgilim?

bize de aynı deseler yeri midir?

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Kalbimde Kasımpatları

sevgilim bundan böyle yazdığımda sana
altına imzamı atmayacağım
çünkü umut denmez buna
benden gelenleri okumazsın diye bir gün

omzumda beni yoklayan bir ikaz taburu var. hüzün hiç yakışmıyor yaz aylarına.sıcak en çok mesafeleri genişletiyor, insanlar muttasıl ölüyor birbirine bakarken. ben buna hayat diyorum inceldiği yerden kopuyor, koptuğu yerde kalıyor.

koşacak bir yerim yok deme
koştuğum yerlerde bulamadım de

aradım. dünyaya eksik gönderildiğimin farkındaydım, yeryüzüne baktım arşınladım tüm kapıları, odalıkları, yaz aylarını, kış aylarını çocukluk fotoğraflarımı, okuduğum kitaplara karaladığım mısraları, ağladığım, rüyaları ergenlik sancılarımı, arkadaşlarımı, dostlarımı, kurcalamaktan eskittim aynaları. uzanabildiğim kadar göğe iliştirdim gözümü, sana geldim. buldum eksik olan o mukaddes parçayı. belki çöllere atmadım kendimi, belki kuyudan bir parça su alıp dökmedim denizlere, satır aralarında aramadım seni. ama yorgun bir akşamüstü tenhalığında buldum ellerini, kan ter içinde kaldığım yollarda gölge oldu bana ellerin. "yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma" gözlerinden içtim yaşama isteğini. bitimsiz bir aşkı ekledim vücudumun en işlek yerlerine. sonra tarifi zor köşelerimde bile tonlarca ayak izin. ve bastığın yerde filizlenen sonsuz merhamet.
şimdi bir ölüm daha yazılırken aşkımıza varlığımız hürmetine, biliyorum dönüşü yok bu gidişin, bu gelmeyişin, insan beklediği yerlerde ölüyor. ikinci kez kaybolan bir kuş bulunmak istemiyor. dost düşman herkes aynı şeyi söylüyor.
bir sen yalan söylüyorsun
sevmiyor sevmiyorsun...

sevgilim ben ikimizin eskittiği yollarda yürürken
dilimde bir ağıt kulağımda nal sesleri
ki en olgun yazdır bu, savaşa ve hasrete
içimizde büyüyen toplu mezarlıklardır
kalbimde kasımpatları var , kulağımda nal sesleri


bir moğol ordusu uzaklaşıyor buradan
bu gelen şehrin uzağından
allahın elçisi olmalı
görülerin ötesinden haber getiriyor bize
rüzgar artık esmeyecek
ne yalnız bırakıldınız,
ne de bir musa işaretledi kapınızı
yine de yalnızsınız


suya değen gözlerin kirlenirdi, akla bulanan kalbim seni arardı, yağmurların biriktirdiği bu kargaşanın som demlerinde. tufana salardım bana dair ne varsa, gitmez kalırdı senden bana ne vardıysa. şimdi ise oturmuş aynı yerde bekliyorum. zaten ben hep aynı yerde bekliyorum.( "İnsaf Adlı Durakta") benliğim değişiyor sen kalıyorsun. lakin sığmıyorsun bu eve sığmıyorsun...


seçilmiş olmak istemezdim Nuh'la tanışsaydım
mendilim kanlı, düşlerim çalakalem
dünyayı unutmaya çalıştığım kabuslara
bir seni getirmiyorum
karanlık bir adam değildim
düşlerin telaşında ararken
nicedir gözlerinde eskittiğim kendimi
yüzüm toprağa dönük
göklere de hiç yakışmıyorum
çünkü hep seni özlüyorum
hep seni özlüyorum

ve kahinlerin eğirdiği bir telaşın doruğunda, sana geldim. kanlı mendilimi göstermeye değil, kırık aynalarımı, yonttuğum mısraları, boğulduğum kıyıları, öldüğüm odalıkları, gözyaşlarımı saklamaya değil...gördüğüm rüyaları yaşatmaya geldim. ellerini kalbimden geçirip, tuttuğun tüm kötülüklerin hesabını vermeye, göğe gözlerimizi iliştirip gördüğümüz yıldızları dost edinmeye, üstümüzü koca bir gökyüzünü örtünmeye geldim. sana bir sır vermeye koca bir çınarın yapraklarından damlayan bal değil de nedir demeye, yeryüzündeki tüm aşkların hasat zamanında sana savrulmayacak bir ev vermeye ellerini bırakmamaya geldim

senin olmadığın tufanlarda dolaştım yıllarca,
seneler bir gündü bazen
yokluğun seneler
ölüm kare ölüm 

ve bahçemin yeşertemediği tek gül sen
"çiçekler
ağır
dır
lar
yardım
et"

LÜTFEN...


16 Mayıs 2015 Cumartesi

Hali Pürmelalim-2

evlerden devam ediyorum söze
kapılar vardır evlerde
kapılar dünyaya açılır 
kapılar içtekilerle dünyaya kapanır
insanın dünyası değişir 
insanın içtekileri
benim olmayan evleri sicilimden temizledim
lakin onun girmek istediği tek ev olamadım
komşu olmak istedi arada bir çaya gelmek
yastığımın altındaki yalnızlığı yokladım
kapılar vardır kapılar
içtekilerle dünyaya kapanır
o evinde ben sokakta 
kapıyı açmaz diye muttasıl ağladım

kim mi 
ben, yolların fahişesi 
yolda doğan yolda konaklayan
yolda göçecek olan 
hangi yol mu?
onun yolu 
yağmur, kar felaket yollar 
barınak mı dıştakilere kapalı
dıştakilerle heyecanlı
içerdekine ev denir 
dıştakine heyecan 
ben kapılardan alınmayan
sevmesi tehlikeli
sokak çocuğu
hali pürmelalim
hepsi biraz da bu

15 Mayıs 2015 Cuma

Hali Pürmelalim

1

boğazımda bir tortuyla büyüyorum
umarım kalbim buna da alışır

gençliğimle başlıyorum söze
gemilere binmeye çekinen gençliğimle
ben uzun yolların fahişesi
yolda doğan yolda konaklayan
yolda göçecek olan
şiire hevesli
kavgalardan kaçınan
baktığına aşk gördüğüne Allah diyen
ben kafası elleri arasında ufalanan
adam olmaya niyetli
doğuştan bakımsız
yıllarını çekyat altında saklayan bir çocuğum
hepsi bu

aşka heveslendim
hikayem böyle başladı
sonra karşılıksız çıktı yazdığım tüm mektuplar
insanlığa gök resimleri çizdim
tufandan nasıl kaçılacağını öğrendim
tufandan tufan olmadan kaçamazsın
yıkmadan evlerini
gidecek hiçbir yeri yok uğurladığım günlerin
nasılsa dostum gökyüzüne derdim
nasılsa düşman bana yeryüzü
şimdi küfrediyor bana geceler de

insan iki kişidir bir bünyede
bazen üç
giden yeni yollar bulur kendine
acılar kalanlarındır
bazen yalnız kaldım korundum cürmünden
çok düşmanım oldu bazen
dudaklarından öptüğüm
bir dostum var dedim
insan iki kişidir bir bünyede
biri gider gitmesi gereken yere
kalan sağlar bizim değildir.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

İlklerin Getirdiği

İlkler daima acıtır
Kılıcın kınından ilk çıkışı
Kör bir bıçağın ilk ziyareti kalbe
Serbest bir damardam fışkıran hüzün...

gerçekleri yazmak isterdim ah dişlerim olmasaydi
Ciğerimden gelen acının dişlerimde yankısını
duymazdım bu kadar sessiz kalmasaydın

Ilkler daima şaşırtır
İkide uzlaşmaci hali dünyanın
Yalnızlıktan payına düşeni alırsın

Koşacak hiçbir yerim yok deme
Koştuğum yerlerde bulamadım de

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Ayrılık Şarkısıdır

haydi aceleci, kalp ağrısıdır
düşman dağıldı, aşk acemi iz bıraktı kör bıçakta
toprağından çıkmanın tam da sırasıdır
ben kimim diye ağlayıp duruyorum aynalarda
ölmek istiyordun, işte şafak tamam
bir sebep arıyordun ya hani yokla kalbimin kapısını
dindir, dilin döndüğünce bu cehennem yankısını
koptu ya kıyamet gülün dikeninden
durdu ya geceye, yani oruca,
durdu ya kalbim kadim susuzluğa
budur aceleci, ölüm arasıdır
varsın gece hayatı gül sansın hala

haydi aceleci,  ekmek davasıdır
dikilsen ayağa düşlere değecek başın
yıldızlar gökyüzüne yorgun bir haberci gibi serilecek
dünya sessizlerin şarkısına kulak kesecek inan
her ışıkta bir umut, her dalgada bir hayat
dikilsen olmazlardan dirilecek kainat
haydi vur dizini yere, bağır içimdeki kalabalığa
gördüğüne sahip olmanın verdiği güçle bağışık
baktığını görmenin saflığını,
berraklığını
deliliğini, yalnızlığını,
vur dizini yere, unutsun kalbim ekmek davasını

haydi aceleci ayrılık şarkısıdır
bu hava soğuk bu sular kurak bu yağmur verimsiz
bu savaş çıkmış çığrından
bu gidiş takıldı boğazıma
bu gül doyumsuz, bu beden sessiz
kabullenişler masada çığlıklar gereksiz
gece güle mahdud, gül geceye düşman
ayrılık bu diyarda, gülüşüm yarda kaldı
bildi gece ömrünü yılmadı gülün dikeninden!
incitemedi onu yine karanlığa saplandı
saplandım aceleci!
bir türkü tuttur kuyulardan
bana bir el ver
sularım bulanmak üzere
yüzüm yeryüzüne benziyor
bana bir el ver


















8 Mayıs 2015 Cuma

Aşkı Hayata Ulama Politikaları

eksiği olmayan bir güneş gerek
örtündüğüm gökyüzünün altını ısıtacak
yanlışı olmayan bir söz çünkü sevgilim
aklımla girdiğim savaşta lazım olacak

ölmekten kaçmazken gözyaşım çok oldu
yahut aşktan
sen buna hayat dersin sevgilim
bizi yatakla toprak arasında diri tutan

eyvah görmemekteyiz soluduğumuzu
masallar eskiyor gecelere kaçaraktan
biz yalnız eskimeyen kavgadan kaçmaktayız
boşalan şarjorse su akla karışan demir balyoz
kurtulan ev delip geçiyor tufanı
vuran el arıyor suyu
uyuşan yüzler sırayla terk ederken oyunu
bitti zaman ölsem de durur nikahım
düşsem de burdan kuyuya
ararım kendimi sana
bulunacak bir başka yerim yok
ben ki savaştan beriye bir lokma sen kalmışım
anlatamadığım şeyler var gözlerimde
savrulup dursak da yine seni buluyorum zamanın dişlilerinde

böyle yurtsuz ve mavi
böyle bastığın yerleri yeşerten güzelliğin
kime değse gözlerim
dönüp tövbe ediyorum kendime
battıkça güneş iliklerimden sana seriliyorum
kuruyacak bir dalım yok
gözlerime kadar ben yime ıslanmışım seninle

13 Nisan 2015 Pazartesi

ona bunları da yazdım

rüzgar taç olmuş saçlarına
yüzünde bir gülünç ağrısı
aczimden sorarım hangisi daha sen
güzellik kraliçesi mi
afyon prensesi mi?

ona bunlar yazdım "tütün çatallığı düşmüş sesimle". Ben rahimden koptum da seçtim bu dünyayı sene 1997. "Farkındalık yaşam ağrısıdır" başucumda asılıdır bu söz. Ağlaya ağlaya kalktım gittim o limandan. sonra bütün gemiler benden kalktı. 
bütün diyorum ben ama herkes bilir, kimseden çekmedi bu dünyada aceleci kalbinden çektiği kadar. Bir de güneş vardı ve dünya yuvarlaktı. herkes bir yöne çekilir ve tüm yollar sonunda aynısına çıkardı. 

ona bunları yazdım, titreyen sesine hasretimle. roma bir milenyumda yapılır bir gece de yıkılır. insan onca yıl yaşar ama sadece bir gün ölür. dünyada bir sürü kız varken sevilecek biri vardır. ve bütün karanlıkları onaracak yanlışı olmayan tek iki kelime vardır. "bazen iki kelime bütün ütopyaları susturur." Ona bunları söyledim o ısrarla beni kuyuya yuvarladı. O zaman anlamam gerekirdi bir yerde kaybetmemiz gerekeceğini. çok saftım beyaz kelebeği kovaladım aşka inandım. 
ama pişman olmadım

 

10 Mart 2015 Salı

Kalbin Dilde Bayındırlık Sancısı

Yok dedim dünyada bana ayarlı hiçbir saat. Yüzyıllık bir yanlızlık değil bu, cesedini tanıyamama olsa olsa, sandalyenin ne zaman itildiğini.  Bağlı olduğun bir takım incilere ve baharın ilk dolunayına tutunamamak... Sarılıp bir çift göze ve yeryüzünün tüm sessizliğine benimsin ey dünya diyememek bu. Benim değilsin ey uçurum, benden değilsin ama bana sahip. Çünkü ne ömrüm boyunca ait olmayı başarabildim hiçbir kalbe, ne de tufandan sonra tozumu üfürecek bir yoldaş olabildim kendime. lüks markaların defolu reyonlarında çürüyüp giden bir kareli kazak gibi... Modası geçmiş kadar yabancı, sokağa atılmayacak kadar asil, birinci tercihe sığmayacak kadar yaralı. 

Olsam olsam yamalı bir şiir olabilirdim bu halimle. Vebaya tutulmuş gibi titremedim mi her kroşenin ardından. Gözlerim sancıdı başım ağrıdı. Neşterini biler gibi çatlattı göğsümü içerideki. Hastayım hep inan mutsuz değilim ama, gözlerimi kapadığımda bazen öyle tamamım inan. Yanlış doktora başvurmaktı biraz, biraz aşktı biraz da yalan.  Baktığınla gördüğün arasındaki nuans farkı dedim buna. Mavi maviydi başından beri yeşil öyle yeşil güneş hep sıcak. Gördüğüm renkleri değil baktığım gökyüzünü kabul ettim. Bundandır her oyunda kazanacak yerler ısmarlarım kendime, bundandır yaşarken gömmem kaybettiğimi. Bir de kurtulamadığım”bulduğum sonuçları sıfırla çarpmak alışkanlığı” Baktığıma inanırım gördüğüm çoğunlukla gri. Sevdiğimi söylerim her cephede, oysa ağaçlar bazan yeşil değiller gibi. 

Böyle zamansız kustukça akıl 
Gönle şafak sordukça 
Kapımı yumruklayan ev sahibisin
Yoksulluğun kitabını yazıyorum burada

Çokca anlatmaya çalıştım insanlara
Görmenin ağızda bıraktığı kekremsi tadı 
Bir de kalbin dilde bayındırlık sancısını
Zalim diyorsam burda “şu bizim gerçek leyla”
Kediler de muttasıl yalarmış yarasını
Gözlerim hala sağanaktır ha, sakın sorma(!)

5 Şubat 2015 Perşembe

ben ve ben

Bunlar diyeceklerimi karşılamaz ama
Ben, beni karşılasaydı aşk  demezdim

Dünya epey tozlanmış
Yahut gözbebeklerim
Burda bir hin var
Sakladığım onlarca şey mi
Saklandığım tek biri
Neyse, geçelim bunları
Zaten benden adam olmaz
Benden şair de olmaz ama 
Olsa olsa matematikçi
Yaşamayı seçer insan oysa ben kaybetmeyi
Insan güzeli kovalar çirkinlik beni
Okey attım durdum dünyaya 
Matematikle benin ikilemi
Çözerken yavan geliyor yaşam
Çözemezsen çekici
Bu yüzden gözlerim mavi olmadı hiç
Bu yüzden her baktığımda içim kamaştı gökyüzüne
Makyajla örtünmüş yüzler gibi
Ait olmadım bu yalana 
Bu sevimsiz başıboş 
Bu oyunlar oynayan kahpe beden 
Laneti dünyada aramak masum geliyor ama
Canı yanan çocuklar kabullenmez acıyı 
Bu yüzden seni kabul etmedim baba(!)

Ben beni bulayım diye düştüm bu cenge 
Alnı çatlak 
Çatallaşmış sesi
Çocukluğumdan beri aynı hikaye
Aynı gerçeklik
Benim olmayan tüm evleri
Sicilimden temizleyebilmek için 
Yürü dedim aceleci 
Ben yoruldum sen içimizi anla!
Anlaşılmaya çalıştıkça kaybediyoruz sözlerimizi
Inan bize ait kimse yok şu dünyada


Yok dedim dünyada 
Bize ayarlı hiçbir saat
Yollara bak dedim 
Hepsinin sonu bir
Nasıl da ölüme çıkıyor her bir soru
Nasıl da kabul etmiyor kalbim hiçbir sorunu
Sorun sizin olsun dedim efkar benim
Ben çoktan kayboldum dedim
Öpünce geçer sandılar
Canı yanan çocuklar kabullenmez acıyı
Öpünce geçmiyor sarılıyorum
Sarılıyorum 
Öpüyorum benim olmuyor dünya

Vazgeçtim bende öpmekten
Vazgeçtim alaturka vakitlerde temiz diye 
Soluduğum gökyüzüne...
Yoruldum sormaktan 
Aşk ve benlik paradoksu içerisinde 
Anladım sordukça insan kanatıyor yaraları
Vazgeçtim diyorum dönsün dünya 
Savursun kendine tutunmaya çalışan tüm insanları
Ah olmasa keşke yerçekimi 
En çok itaat ettiğimizy yasa
Kayboldum diyorum
Öyle çok konakladım ki kaldırımlarda
Bildim neydi sisli sokaklarda 
oyunun kuralına uygun yürümek 
Ama bilemedim, kimim ben?


Onlarca kez söyledim benim değil bu dünya. Ister buna rüya de ister şizofreni. Gözlerimi bu yalana ulayabilmek için kendimi gökyüzündeki her bir yıldızla tek tek ilişkilendirmeyi denedim. Tutunmaya çalıştıkça kapanırmış bıçakların ağzı. Bir ben var içimde kaybolmuş anlamını ararken kainatın. 
Tanrı herşeyden güçlü oluyorsa niçin yaratmış, 
insan herşeyi biliyorken niçin seçermiş aşkı.
Gerçek benim değilse eğer ne diye bakarsın hala gökyüzüne aceleci. Yaratılmamış sorulara cevap arıyorsun madem, ne işin var hala bu pıtraklı diyarda. 
Oysa bir ben var içimde. Savaşmayı seçen gördüğüne aşk baktığını allah diyen. 
Bir ben var içimde aklındaki tüm sorular gözlerinin işgalinde. 

Sayısız taarruza maruz kalmış bu beden hala bu aklı elinde tutabiliyorsa, tüm ışıklar kapandığında ayaklarım beni sana yönelttiği içindir. Sözünü tutup kuzey yıldızım olmayı sürdürdüğün içindir. Bunca zaman, gördüğüm onca kuşatmadan onca allahsızlıktan geriye bir parça ben kaldıysa hala kazanmaya oynayan; bir düşman gibi büyüttüğüm kendimin o doğayı kıskandıracak yeşillikte gözlere bağışıklı olmadığı içindir. 
“bilemezsin, gelip senden geçemezdi düzenin sahteliği” 
Insan baktığını görür gördüğünü sahiplenir, görmek istediğine inanır.
Ben bir sana baktım, bir seni sahiplendim, bir seni görmek istedim nefesim yettiğince.   
Bu savaşı yalnız seninle kazanabilirim , gerçeği yalnız senin gözlerinde...