14 Aralık 2016 Çarşamba

Denizler Cinayete Yeltenirler

Hangi çapayı bıraksan hangi denize
Aynı son
Denizler dudaklarından öpmek için değiller
Ben dudakların sende kalsın diye varım
Korkma buradayım

Kağıttan aynalarda buldun kendini
Kağıttan ve süngüden depresanlarda gizledin sesini
Okyanuslar aştın harplere girdin
Bana vurdun yalanını günahını
Ne ben sana düşman oldum
Ne sesinden eksildi bir parça

Korkma buradayım
Denizler tutmasın diye seni
Onlar sever içinde mezarlar yetişmesini

Aklına ıhlamur kokuları gelsin diye buradayım
Yağmurları sevmezsin, bilirim
Ben en çok yüzüne yakışan sonbaharı
Ayaklanmayı seversin sen
Ben asla
Kalbine ektiğin yalanları
Korkma oğlum
Burdayım



5 Kasım 2016 Cumartesi

Alışılmamış Ayrışıklık

Okşarsa başımı yasaklanmış eller
Aşkımın kanatları karalanmış 
Ey rüzgarlara kılıç çeken gökyüzü 
Ey iltihaba bitap düşmüş yüzüm 
Benim yüzüm 
Buna ki bir çocuk aralıyor kanatlarını
Yurdundan uzakta belki alfabesi kanıyor 
İnce bir sitem gelirse ki dilimin ucuna 
Çizdiğim mevsimler değil 
İrili ufaklı kalbim yanıyor 

Ne kadar gidersen dönermişsin yurduna 
Beni bu beklemekte bir yeşil yokluyor 
Saçları kumral elleri yaban mersini 
Usul usul bana sabahı 
Yurdumun güzelliklerini hatırlatıyor 

Ben usul usul ırmakları atlayarak masmavi ellerimle 
Gözlerim bakır çanağı
Yanmış biraz yarım kalmış 
Su dökmüş kağıttan hunilerle deniz kırığı yüzüne
Köpüklene köpüklene anlatmış 
Bu ayarsızlığı, allahsızlığı 
Bu yalnızlığı iki eli arkasında kavuşmuş 
Beni bu beklemekte bir yeşil yokluyor 
Bana bu anılar otağında yeşil 
Yurdumun güzelliklerini anımsatıyor 




22 Eylül 2016 Perşembe

Gidiyorum Kurutma Yollarımı

Biliyorum bana benzemiyor kemirdiğim taş 
Ve asidir hala dışarıdaki nehir 
Ben çok uzundur bu yoldan geliyorum 
Yorulmuşum çokça ipliklerim çözülmüş
Dağılmış mı içimde büyüttüğüm nar 
Yarım yarım sözler getirmişim yanımda 
Hem şiir dediysek önce Allah sonra şiir ve yine Allah
Değilse de sen öyle anla
Sonra birbirinden habersiz uçuşan kuşlar 
Hepsiyle bir olmuş gelmişim de
Kendi kalbimde bir yer edinememişim

Biliyorum torlaştığını bir güzün ağır bedenime 
Ve kuşların göç ettiğini her güz başı
Ama ben bir kuş değilim ki diyesim geliyor 
Gömdüğüm kanatlarım geliyor aklıma
Gözümdeki çapağı rüzgarlara veriyorum

Ben burada çok ağladım diyorum
Yar bana medet 
Bana içimi ıslatacak bir ıslah
Tohumu ek 
Bana geçmiş sancılardan bir haber 
Üzerimde uçuşan tozu def et

Gitmeliyim üstelik bir kuşum hem
Kanatlarım da var
Kanatlarım kendime yeni bir ad koyduğum günden beri var
Bundan ki silah diye taşırım onları 
Ve bundan inadımda sarı bir safra 
Ya hak dedikçe sızlayan göğsümde ne varsa 
Bıraktım ardımda, tutunma kalbim
Tutunma kanadıma

17 Eylül 2016 Cumartesi

Kaydırma Hatası

Korkuları ayırıp geriye ne kalırsa
Azaltarak bırakıyorum tütüne benzer
Mavinin sıyrılması gibi içtiğimiz sudan
Ruhun düşman olması işlenmiş toprağa
Gecem gündüzüm gavur demiştim
Sen bana sorma
Yanlış yola besmeleyle çıkılmıyor sevgilim
Seni seviyorum

Dur ve dinle! Görme olan biteni
Bir meleğin saklaması gibi kanadında dikeni
Hangi şarkı seveni yüzüstü bırakır
Hangi göğe  dem tutar yalnızlığın aksi
İçimde bağırdığım bir dua var sevgilim
Kendimle boğuşuyor, yaşamak diliyorum
Seni en çok kendimden
Tiksinince seviyorum

Bana yastır.
Hangi söze başlasam baş harfimde adın
Alfabede ne kadar da güzel duruyorsun

Ellerimi bağlıyorlar sevgilim adımı kodluyorlar
Adımı kodluyorlar ben girmiyorum sınava
Bu kanayan ben değilim aczin damarına
Gözlerinden kalkan ufka açılan tren
Gözlerimde durmuyorken
Seni seviyorum, lakin
Çıkardım kalbimi denklemden
Diye bir ölüm

Kalitesiz gecelere razıdır gözlerim
Aklımın ayazında bağırırken aşkın faşizmini
Burada yalnız, ölünür
Ellerimi tutma
Saçlarını tara sen

Adını kodlamaya çalışırken ömrüme
Sürekli taşıyorum sevgilim
Ben koca bir yanlışım
Sana varan çelişki
Acıyan yerlerimi törpülemekten ötürü

25 Ağustos 2016 Perşembe

Mürtedin Çağrısı

İnsan insana yardır, oysa gördük hep zarar
İki insan bir kalpte boğuluyor mürşidim
Biz az yaşamadık ki yaşamak dersen eğer
Tattık ki biraz acı biraz da günah şiir 

Bir de burada beklemek yasakmış mürşidim
Dünya dedikleri bu körpecik yatakta 
Vakti dolan soyulur vakte doyan perişan
Biz ki bu yalanlara çok ağladık mürşidim 

Yorulmaktan geçmişiz, kapıları kırmışız
Yeryüzüne sığmamış, yere maya çalmışız
Olmayacak duaya bin bir gece yatmışız
Alnımızı koymaya geç kalmışız mürşidim

Bu hasretlik yeter de, kavuşur ellerimiz 
Gardını yar belleyen olmuş mu pare pare
Herkes vurur geçer de yine kalırız biz
Bizim göbek bağımızı kesmemişler mürşidim

7 Mayıs 2016 Cumartesi

İLAHİ OLMAYAN KOMEDYA

(Denebilir ki: sesiyle barışan bir çocuğun muhasebesidir bu) 

Kaybolan bir kızın saçlarını okşarken 
Sanki bir denizi tutmuşum dedi çocuk
Bir deniz tutmuşum da adını aşk koymuşum
Aynası bilmiş beni narin deniz yıldızı
Ve ben ki bu şarkının hicvinden gelmekteyim
Başladıyken çalmaya dalgaların hırsızı

Dedi ki bir beyaz kağıda herkes şiir yazar
Sen sesini bulutlardan almış olmalısın
O bulut ki yakacak bir gün tenimizi
Bizim yağmurumuz değil yağan
Bizim şavkımız değil günah
Islanan dudaklarını koru benden dedi,
Ya da benim gözlerimi ıslanmaktan

Eğdi sonra başını, bir tohum ekti çocuk
Koparıp ellerini kızın saçlarından
Dayan dedi, yorgunsun! Bir ince narin 
Zaman ki avcundasın narin kelebek
Yol dedi uzundur belki gördüğümüzden
Bak bu toprak bizim, bu yaprak hışırtısı
Bu sükut bizim olsun, ve şu gönül ağrısı
Yeşerince gökkuşağı yağmurların hatırına
Uzandı gökyüzünden bir renk aldı eline
Sonra onu şevkiyle bulayıverdi çocuk
O sabrın buğusundan
Beyazı bulup dedi
Tanrım! Hüzün! O da mı senden?

Aynadaki suretini görmüyordu çocuk
günlerdi ki ayartma, biraz Kudüs birazı Latin Avrupa
Çokça melankoli, çokça resim,
Derken gökyüzü koskaca bir ayna
Mı ki bulanık, mi ki deva, "dur" ki ölüm!
Durmadı; “vira bismillah” dedi çocuk
Ve başladı bu günleri yarınlardan çalmaya

Aceleci diyesiye değişirken adını
Ömür boyu süren bir borca yazıldı çocuk

2.

Anlarsınız
Kuru yağar yağmur açılmayan ellere
Doğa kin tutamaz da insanoğlu yamuk
Sulandıkça hasmına zulmeden çiçek
Ektiği tohumun kanattığını fark eder çocuk
O gülün dikenidir, dekorudur, hoştur
Hoştur ama dur, halden anlarsın
Sabra ömür biçilir, şu kalbimiz oluk
Bu da kendine solmuş bir bahar gibi
Vaat edilen ömürle pejmürdedir çocuk

Sonra Baktı etrafına, dostuna,
Hırçın dalgaların bileylediği kayalıklara
Ne vakit şiir yazmaya başlamıştık dedi
Eksilmenin moda olduğu yıllar ha
Bir yanda eski bir resim, aileden bozma
Ve kısılmadan söylenen şarkı
Biz üç kişiydik
Koca Yürek, Şizofrenik, Evden Kaçan Adam
Aceleci sonradan dahil oldu oyuna
Bir de yalandan bir ev, ipoteksiz/li/ği/belirsiz
Yineledi, dedi ki niçin şiir yazmaya başladık biz
Vera'ydı ismi ilk başta
Yahut bir alfabe dile dolanan
Sonrası bulanık, sonrası bizim olan hüzün
Doğunun gizlenen yenilgisiydi çocuğun sesi
Ama hepsinden evvel
Yaşama bir protestoydu gözleri

Sonra çağırmaya başladı dünleri
Kıyam günü kuşatılan kuşatmaya
Gülün dişe batan dikenini çağırdı
Acıtan-yaralayan, sorduran-savuşturan
Mevsimleri çağırdı kabulü olmayan
Anahtarını kırdığı kapıları
Ardından yırtılan gömleğini giydi
Babasını çağırdı, anasını, ilk tövbelerini
Son sigarasını, yalnız bırakmayan baş ağrılarını
Sonra gömleği çıkarıp aklını sıkıştırdı araya
Sessizce bu gemiden tüyüverdi çocuk
Kalbi ıssız
bir adada limansız kaldı

3.

Denize açılmak en keskinidir gitmelerin
Ki bir iç denizden, bermuda üçgenine
Bırakarak hemen her şeyini bir çığın ortasında
Yabanıl umuda, mutsuz sonlara yani aşka
Bir yaşamak beğenip kendine
Çakıl taşları ve ifritten bozma
Ve Çıktığı o yoldan büyük bir kayıpla dönmenin
Severek kaybetmenin, çünkü zaferin
(Güldü ki hüzün)
Yani ehlileşmemiş hayatın ta kendisidir diyordum da
Acıyla yoğrulan son dem
Gayri ihtiyari bir çığlık büyüdü boğazında
Esirgeyen ve bağışlayan rabbin adıyla..

Diyesiydi,  diyemedi
Güneş gökyüzünü bulandırırken
Küfrün tunç kapısından giriverdi çocuk

Dağılmıştı ortalık, göz kendini aramakla meşgul
Aşk vurduğunu duymamakla
Ve Çocuk kararlıydı ellerini kana bulamaya
Suya baktı kaskatı,  gerisin döndü acı
Su bildiği zehir, kabus dediği  dün
Aldı kalemi eline,  sonra gururunu
Renklerinden izinsiz başladı çizmeye
Bir Dünya çizdi  şöyle upuzun ve anlamsız
Evler binbir kapılı,  kapılar damgasız
Ücra bir köşede renklendirdi kalbini
İyi günler ilerde diyememek için
Eğilip aynaya bakmak yerine
Duyduğu seslerden bildi kendini

Aklının denizinde bir Musa asasız
Can düşmanı "anılar ardında firavun"
Derler ki geçmişten öcü olan
durulmaz aşkın hirasında
Derken
Çocuk hababam biliyordu zihnini
Açılmaz kapıları zorluyordu elinde güz ve çifte namlu
Elinde kendinden kalma kırıklar
Ve şehvetle bulanan göz kapakları
dedi ki madem benim değil bu bağ
Madem ki bu hayatı başkasından çalıyorum
Yaşıyorum ulan,  dörtnala ve sil baştan
Gecenin körlüğüne açarım gözlerimi
Bilmez ki gece bile silemezmiş seheri

Maskesine gizlenmedi çocuk
Ayna önünde demlenmekten vazgeçti sade
Dedi ki,  çünkü diyemem
Ama adım gibi bilirim
Ellerimden kopan bir tufandır gece
Gözlerimden göçen bir turnadır şiir
Bundan ki yalpak, balaban sesimle
içimde hırçın dalgalar bileylemekteyim
Bundan sığmıyorum tabutun ölçüsüne
Senden çok ama çok uzağım Allah'ım
Yaşamakla ölmek arası bir yerde
Sesimin dönüşünden aklıma sığınırım

Sığınırım derken de ağlıyordu çocuk
Bir kere öç almaya başlamıştı oysa
Sakınıp o tayfundan ilk önce şiiri
Çıkarıp gizlisinden kirlenmemiş sesini
Kız oğlan kız kalbini koymuştu ortaya
Bilin ki tüm kapıların mührü kırılıdır
Bildi ki bundan kelli el değmiştir göğsüne
Yangından gül bahçesi beklemiyordu çocuk
Ağacın dallarını saplamıştı böğrüne

4.

Atılan her adım gavurdur biraz
Gönülden kaçan bir kuş tüyüne
Yağmurun şefkati ağaçlar gibi
Rüzgar hınca hınç eser de kül..
İnsan yolunda estikçe durulur
Yola düşen de yolda kalan da
Yolun acısına ekmek banıp
Hüznü gençliğine katık yapan da
Hepsinde var hepsinde nur
Peki ya yoluna kezzap döken
Dönüp kendini orda terk eden
Bambaşka rüyalara dalmıştı çocuk
Bir hayal evinden tüm ötelere
Kirlenen yüzüne bir yuva bulup
Şizofren ayalara hapsetmeye

Çocuk, hababam biliyordu zihnini

Ama ki gece bile silemezken seheri
Geçilen yollarda başka izler vardı
Toprağın bastığına bir hatırı vardı
Gözlerin gördüğüyle vuramazken seni
Doğanın hep yeni bir şarjörü vardı
Ellerin sanrısıyla boğulurken sesin
Toprakta yankılanan bir huşu vardı
İnsanın kibriyle katlolan bahara
İnsanın aczinin secdesi vardı
Kanattıkça zulmünden koparılan çiçeğin
Haddi oldukça aşan kökleri vardı
Kan aktı,  kar yağdı kalbinin sofrasına
Karın ırzından sızan bir haya vardı
Kaçmaya çalışırken gül bahçesinden
Ateşte sorgulanan bir çocuk vardı

Çocuk el attı tekrar gökyüzüne
Çizdiği o labirentte sesini aradı
Günahtı cezaydı tufandı kopan
Göktü tüm hacmiyle devrildi bir kez
Ardından ağlamaya ne gerek vardı
Baktı ki üstü başı yaşlarla bulanık
Ağlıyordu çocuk,  yeniden ama yeni
Güldü, ve tüm gücüyle sarıldı ona
O kanatan,  kanattıkça yaşatan çiçeğe
Ne yolun işvesiydi,  ne ki yaşama hırsı
Sesinin geldiği yöne koşuyordu çocuk
Dedi ki,  "ne sensin,  ne de ben bu rüyada"
Dedi ki öleceğiz en azından baş başa
Dedi ki "bir çınarın eğilmesi uğruna
Bir deparlık gücüm var o da senin yoluna"

Ümidi kuşanmayı  us bellediydi çocuk

5.

Umut definesiz bir haritadır
Ardına düşülür ardında ölünür
Taşkını bir ovaya saldığında Ferhat
Ya da bir gül dürünce İbrahim acısına
Doğrudur yalandır bir oyundur yaşam
Gün ola dün kazana,  söz bite göz hazana
Denir ki gözyaşları  yetişir ağrısına
İçinden bir parçayı akıtıyordu çocuk
An ki hiç beklemez, ne aşkın hududuna
Ne de kalpazan göğün yalancı aynasına
Sığmayıp o asice fışkırırsa toprağa
Tek şerit ölüm gibi kıvrılıverir hayat
Ferhat durur yol eder gözlerini taşkına

Sesinden başka azık almamıştı çocuk
Çıktığı o yolda kalbinin hizasına
Ecrine boyun eğmiş yokuşta geziyordu
Aka aka geceden,  aynı yollardan geçip
Aynı yolun sonunda geçmişiyle dertleşip
Tufana bambaşka sesiyle sövüyordu
Dedi ki "ben bu cenge çırılçıplak koyuldum
Heybemde masumiyet, mutlu yoksulluklarım
Yüzümde toy bir gülüş beyaz çocukluklarım
Göğe meftun ve veli bakakalmışlıklarım
Bende sana yoğrulan bir deli çocuk vardı"
Solan baharsa şimdi yorulan bir atsa ben
Düşen yağmura inat girmiyorum yarışa
Suyun gücü uludur arzı kakışlar ama
Değmiyorsa tenime zehrolur almacıma
Dedi ki abı revan
Sabredemem yokuşa

6.

"Ben beni bulayım diye düştüm bu cenge
Alnı çatlak çatallaşmış sesi
Çocukluğumdan beri aynı hikaye
Aynı gerçeklik
Bizim olmayan tüm evleri
Sicilimden temizleyebilmek için
Yürü dedim aceleci
Ben yoruldum sen içimizi anla
Anlaşılmaya çalıştıkça kaybediyoruz sözlerimizi
İnan bize ayarlı bir saat yok şu dünyada"

İşte böyle
Yastığının altına mektuplar bırakıyordu çocuk
Kavrulan yazın eşliğinde
sessizlikte yankılanan o eski sesiyle
Bağır çağır, sabrı yoran bozuk bir Türkçe'yle
Dedi ki Ben bu dağların ardından gelen
Ta şu güneşin battığı yerden haber getiren
Önden yırtık gömleği ve acele gülüşüyle
Kendine her güz başı bir yalnızlık demleyen
Ve şimdi; tüm gücüyle türkülerle hatta...
Kendinden emin ve tek damla gözyaşı dökmeksizin
Korkularımı bir bir ayırıp atıyorum boşluğa
Kayıplarımı,  sarhoşluklarımı
Yemyeşil bir bakışla çaresiz kayboluşlarımı
"Çünkü aşk rüzgar değil artık
Yeşil kanattı
Dünyaya kalkan kılıç düşüyorsa canana
Kurtuluş curcunası bilirim
Yollar tali ölüm ani yaşamak suç
Çünkü benim savaşa yeltenen gözlere düşmanlığım var Mustafa"
Ve şimdi vahşeti bir mendil gibi salıyorum boşluğa

7.

Bitti
Sonu olan her şey gibi
Bir tohumun yere düşüp
"Düştüğü noktadan göğe yükselmesi'
Sonra elinde tırpanlarla, mezar taşlarıyla gelen zamanın
Onu toprağın kalbinden koparıp
Yeşili gökyüzüne düşman etmesi gibi
Çocuk bildi ki yok oluşmuş yaşam
Gidiş dönüş alınırmış her aşkın bileti
Dedi ki sen asiydin nehirdin içimin suntasına
Ama ben bir noktayım bu zemheri bahara
Ben konulmuş noktayım yağmurların sabrına

Kalbinin iltihabı akarken denizlere
Büyüdüğünü anladı ve doğruldu çocuk
De ki daha on sekiz saçları kurumamış
Yenilgiden çıkmış da koşu yeni başlamış
Eline kalem aldı, eline öz sesini
Masaya güzü koydu, masaya maskesini
Doğruyu yanlışı hesaba kattı çocuk
Yeşerecek toprağa yepyeni yerler açtı
Geçmişe küfretmeden, soldurmadan güneşi
Kalbinin hizasını kaydırmaya komadan
Bu sefer nakşetmeye optik formdan başladı...
...
...









17 Mart 2016 Perşembe

Bahar Tiyatrosu

Merhaba ben Bilal
Aceleci
Değil bu sefer
-Bilal-
Yolda doğan
Yollarda konaklayan
Uzun yolların fahişesi
Uzun yoldan göçecek olan
Şiire hevesli, kavgadan kaçınan
Baktığına aşk
Gördüğüne Allah diyen
Hüznü yastık altında saklayan bir çocuğum hepsi bu
Bilal
Merhaba

Masumiyetin rengi değilim ben bu bahar tiyatrosunda
Ama şu beyazın gölgesinde bir şiirlik vaktim var
Sonra o gelip tarifsiz bir bakış atacak bana
Ve ansızın gelen bir kışın postallı kokusu
Çizme bile vurulurmuş ezdiği karıncaya
İkiye ikiyi koy üçü beşe beni bana
Yetişebilir mi dersin bu bahar tiyatrosuna

Nedendir bilemem o geldi bende buldu kalbini
Ben hala anamın karnında ikametim

Bu ne davadır bilemem, gün olur ben giderim
Neden bulma demişti, çünkülere düşmanım
Çünkü(!) her neden umuda sıkılan bir kurşun
Benim de bir canım var benim de payıma beş paydama on
Bu ne hiledir bilirsin, neresinden bakarsan bak bir bölü iki
Neresinden tutarsan tut kaydırma hatası değil bu yalanlar
Üç yanlışın bir doğrunun ırzına geçişi
Biz de ne adammışız bak silgimiz yok
Belki de tek bir doğru tutacak elimizi
Ama ne demişti şair aczine bu umudun
Geçerli mazeretlerim pahalı yaşamak için

O ağlıyordu son baktığımda
Kimseye ısmarlanmamış bir yüzle ağlıyordu
İçinden kırıklarını kusuyordu
Benimse hala ellerimde kanlı bir ayna
Nasıldır bilemem sevişmeden belki
Bir kızın yüzünden çok ellerini tanımayı
Korkulara tapan kör, bileylenmiş dişi
Sanatkar bir anne
Ellerimi tut
Ellerimi tut nasılsa ben bize yazılmamış her aşkta sana ölürüm
Nasılsa ben eğri bir şiirim
Alsan da düzeltemezsin
Bunu anlar gibi yapma
Aşkı anlar gibi yapmamalı
Öpmeli saçını umuduyla bir yerden kazıyan o kızı
Şehrine gitmeli, şehrini yenmeli
Geçmeli ölüm korkusundan
Şizofren saatleri, yırtık resimleri, ikinci dünya harflerini
Geçmeli bunları bir çırpıda
Öpmeli o küçücük ellerinden
Öpmeli tüm sevişmeler gerilirken çarmıha
Gitmeli
Ayakları götünde koşmalı o şehre
Çıkmasa bile sokakları hiçbir denize
Göğü gözlerine sığmış, kalbi çeşme
Ah! Bir de şu ayaklarım cam kırığı olmasa
Denerdim inanın denerdim
Sebeplerin kıyısına vurup
Yüzümdeki çizgilere kendimi anlatmayı

Ben inanan bir adamım
Yani mutlu sonlara sırtımı yaslamayı
Göğe gözlerimi dikmeyi değil ama
Kanatlarıma aşkın ipini bağlamayı
Bir kez daha
İçimdeki firavuna eğilmeyi değil
Kırbacı hasretimin arzına savurmayı
Çok özlediğim kendimi
Yani aşkın hizasında bulduğum o masum şiiri
Öyle işte
Aşkı şiddetle karıştıran bir adam değilim
Ama savaşırım, ama bilenmem
Ama sevişirim, ama yüzleşemem
Alnımı çatlatırken kurduğum hayallere aşkı uladım
Ki şimdi lahdine sığınan bir firavun öfkesidir gözlerim
Bir protestodur gözlerim
Bu bahar tiyatrosunda
Gözlerim
Protesto