Terleyen bir at dedi ki:

14 Aralık 2016 Çarşamba

Denizler Cinayete Yeltenirler

Hangi çapayı bıraksan hangi denize
Aynı son
Denizler dudaklarından öpmek için değiller
Ben dudakların sende kalsın diye varım
Korkma buradayım

Kağıttan aynalarda buldun kendini
Kağıttan ve süngüden depresanlarda gizledin sesini
Okyanuslar aştın harplere girdin
Bana vurdun yalanını günahını
Ne ben sana düşman oldum
Ne sesinden eksildi bir parça

Korkma buradayım
Denizler tutmasın diye seni
Onlar sever içinde mezarlar yetişmesini

Aklına ıhlamur kokuları gelsin diye buradayım
Yağmurları sevmezsin, bilirim
Ben en çok yüzüne yakışan sonbaharı
Ayaklanmayı seversin sen
Ben asla
Kalbine ektiğin yalanları
Korkma oğlum
Burdayım



23 Kasım 2016 Çarşamba

Akacak Kan

İğrendiğim resimlerin
Boyasına bulandı gözlerim
Sevgilim 
İçime yağmurları sığdıran kim 

Şafak sana yakışır 
Gece benim yüzümde 
Bende iblisin biri durmadan sabahın hayretine 
Sabahın kırılganlığına vuruyor 
Sevgilim 
İçimde sonbaharı kuşatan kim

Geçti bir yıl 
Geçti damlayarak ince hunilerden 
Sabahın ferahlığıyla benim 
Gövdeme yepyeni delikler açtı
Sevgilim 
Dünyayı bize uzak gösteren kim

Benim bir borcum kaldı sana 
Konuşmayı unutan dudaklarım arasında 
Yağarsa yağmur artık 
Açarsa göktür 
Umuttur aktır 
Kapkara defterlere yazılır 
İnsanlar bir yerden bir yere durmadan giderler
Durdukları yerler unutulur
Çünkü yol kurtuluştur 

Sevgilim
İçimden terki diyar eyleyen kim

5 Kasım 2016 Cumartesi

Alışılmamış Ayrışıklık

Okşarsa başımı yasaklanmış eller
Aşkımın kanatları karalanmış 
Ey rüzgarlara kılıç çeken gökyüzü 
Ey iltihaba bitap düşmüş yüzüm 
Benim yüzüm 
Buna ki bir çocuk aralıyor kanatlarını
Yurdundan uzakta belki alfabesi kanıyor 
İnce bir sitem gelirse ki dilimin ucuna 
Çizdiğim mevsimler değil 
İrili ufaklı kalbim yanıyor 

Ne kadar gidersen dönermişsin yurduna 
Beni bu beklemekte bir yeşil yokluyor 
Gözleri kumral elleri yaban mersini 
Usul usul bana sabahı 
Yurdumun güzelliklerini hatırlatıyor 

Ben usul usul ırmakları atlayarak masmavi ellerimle 
Gözlerim bakır çanağı
Yanmış biraz yarım kalmış 
Su dökmüş kağıttan hunilerle deniz kırığı yüzüne
Köpüklene köpüklene anlatmış 
Bu ayarsızlığı, allahsızlığı 
Bu yalnızlığı iki eli arkasında kavuşmuş 
Beni bu beklemekte bir yeşil yokluyor 
Bana bu anılar otağında yeşil 
Yurdumun güzelliklerini anımsatıyor 




21 Ekim 2016 Cuma

Elveda Hepinize

Suları hakka akan bir şehirden 
Metroları küfre boşalan şehre 
İki adım ileride köpek gibi özleyeceğimi bile bile gidiyorum 
Çok ağladım diyorum ben burda
hesap tamam
Yanmışsam dilim kapkara ve kor
Yanlışsam iki elim acze kayıyor
Sonra upuzuuun bir nal 
Yol bilmiş beni sabahın ayazıyla geliyor 
Upuzuuun bu yolun başında ben 
Cebimde turnalarla gidiyorum 

Dağlar duruyor ardımda adı Burak Furkan Selda... 
Adları göğsüme düşen tek bir damla 
Duruyor küheylan gibi bir dağ rüzgara karşı nasıl durursa 
Bir dağ nasıl çağırırsa tavşanını geri 
Ve dalgalar gece boyu nasıl özlerse güneşi 
Dağlar duruyor ardımda omzumda baba eli gibi 
Yanıma dost gözüme nur saçıma ak 
Dağlar gülüyor bana 
Dağlar koskoca yürekli

Yanlışsam düzeltin olmasaydı kanatlarım gitmezdim
Denemezdim uçurumda türküler çığırmayı
Geçemezdim melal denizinden
Siz olmasaydınız kanatlarım
Hem bakın bilir misiniz 
Ağaç nasıl küsermiş ormana 
Uzatırmış dallarını uçurum  boyuna
Ama ne kadar uzarsa boyu 
Bir o kadar sıkı bağlanırmış kökleri toprağa 
Siz bende su hava ve toprak 
Siz ardımda dağ,  içimde deniz 
Siz bende sükun ve ev rahatlığıyken
Ben uçsam da siz kalbimden gidemezsiniz

Buralarda yokken iyi bakın lütfen  bana 
Tavşanın acelesi var gidiyor uzaklara 
Gözlerinden başlayan bir yol demiştim de
Ağlarsam düzeltin ordan gidiyorum işte 


Gidiyorum,  yollarımı kurutmayın elveda hepinize

8 Ekim 2016 Cumartesi

:Nasılsın

Merhaba yoksa sen misin 
Yıllar geçmemiş gibi üstünden izi kalmamış gibi 
Hiç eksilmemiş  gibi saçlarından kimse dokunmamış mı ki
Sahi biz senle bir anlamı ortasından bölüştük mü hiç
Dokundum mu kalbine
Sana yazdığım yazıp da parçaladığım onlarca şiirle
Nasılsın

Merhaba yoksa sen misin 
Arkadan upuzun örgü olurdu saçların açtın mı açmasını da bilirdin
Dişlerini açardın böyle kocaman saklamazdın 
Güldün mü keşke derdim birazı benim olsa 
Gözlerin kan çanağı ağlardın da bazı 
Küçük depremler olurdu
İsa hazırda beklerdi 
Tanrı ağlatamazdı seni
ben
İki elim yakamda dilimi bilerdim
Nasılsın

Merhaba yoksa ben misin 
İlk aşkımı ilk şiirle buluşturan kadın 
Ben dönüp dönüp onu andım her hece dönüp dönüp la havle ve elhamdülillah 
Burda bir hin vardı elbet kurcalamadım 
Senin bir adın vardı bende
küçüktüm anlamadım 
Büyüdüm bulmak için arşınlar araladım 
Gözlerimi sel edip durdum odalıklara
Açtığım kapılarda hep menekşeler soldu 
"Ben bir güldüm ey güzel kız
Vurdun dilim dikenim oldu"
Sen bir anıydın yine de çıktın karşıma 
Nasılsın



22 Eylül 2016 Perşembe

Gidiyorum Kurutma Yollarımı

Biliyorum bana benzemiyor kemirdiğim taş 
Ve asidir hala dışarıdaki nehir 
Ben çok uzundur bu yoldan geliyorum 
Yorulmuşum  çokca ipliklerim çözülmüş
Dağılmış mı içimde büyüttüğüm nar 
Yarım yarım sözler getirmişim yanımda 
Hem şiir dediysek önce Allah sonra şiir ve yine allah
Değilse de sen öyle anla
Sonra birbirinden habersiz uçuşan kuşlar 
Hepsiyle bir olmuş gelmişim de
Kendi kalbimde bir yer edinememişim

Biliyorum torlaştığını bir güzün ağır bedenime 
Ve kuşların göç ettiğini her güz başı
Ama ben bir kuş değilim ki diyesim geliyor 
Gömdüğüm kanatlarım geliyor aklıma
Gözümdeki çapağı rüzgarlara veriyorum

Ben burda çok ağladım diyorum
Yaaaar bana medet 
Bana içimi ıslatacak bir ıslah
Tohumu ek 
Bana geçmiş sancılardan bir haber 
Üzerimde uçuşan tozu def et

Gitmeliyim üstelik bir kuşum hem
Kanatlarım da var
Kanatlarım kendime yeni bir ad koyduğum günden beri var
Bundan ki silah diye taşırım onları 
Ve bundan inadımda sarı bir safra 
Ya hak dedikçe sızlayan göğsümde ne varsa bıraktım ardımda tutunma kalbim


Tutunma kanadıma

17 Eylül 2016 Cumartesi

Kaydırma Hatası

Korkuları ayırıp geriye ne kalırsa
Azaltarak bırakıyorum tütüne benzer
Mavinin sıyrılması gibi içtiğimiz sudan
Ruhun düşman olması işlenmiş toprağa
Gecem gündüzüm gavur demiştim
Sen bana sorma
Yanlış yola besmeleyle çıkılmıyor sevgilim
Seni seviyorum

Dur ve dinle! görme olan biteni
Bir meleğin saklaması gibi kanadında dikeni
Hangi şarkı seveni yüzüstü bırakır
Hangi göğe  dem tutar yalnızlığın aksi
İçimde bağırdığım bir dua var sevgilim
Kendimle boğuşuyor, yaşamak diliyorum
Seni en çok kendimden
tiksinince seviyorum


Bana yastır.
Hangi söze başlasam baş harfimde adın
Alfabede ne kadar da güzel duruyorsun

Ellerimi bağlıyorlar sevgilim adımı kodluyorlar
Adımı kodluyorlar ben girmiyorum sınava
Bu kanayan ben değilim aczin damarına
Gözlerinden kalkan ufka açılan tren
Gözlerimde durmuyorken
Seni seviyorum, lakin
Çıkardım kalbimi denklemden
Diye bir ölüm

Kalitesiz gecelere razıdır gözlerim
Aklımın ayazında bağırırken aşkın faşizmini
Burda yalnız,  ölünür!
Ellerimi tutma
Saçlarını tara sen...

Adını kodlamaya çalışırken ömrüme
Sürekli taşıyorum sevgilim
Ben koca bir yanlışım
Senden kalan çelişki
Acıyan yerlerimi törpülemekten ötürü.

15 Eylül 2016 Perşembe

Ört Üstümü

Bir aşağı bir yukarı 
Dalgalanıyor kalbi 
Örtün üstünü
Üşümüş, cennetten bir renge özenmiş elleri
Acıyın
Mihraba değecekken takılmış ayağı
Anlayın işte baba olmuş sonunda 
Tüm yoksun şiirlerin babası
Okuyun işte

Korktum,  benim dediğim ve büründüğüm cümle renkten.  Yaşadım,  yumruğumu parçaladığım duvara düşmanlık hissiyle, adıma geciktiğim günlerde. Farkındalık yaşam ağrısıdır derken vücudumda büyüyen urların henüz yetişmediği yerlerimle bakmasını öğrendim.  Bir de sevmesini. Gökyüzünü incittiğimi düşünerek yaktığım sigaraların pişmanlığıyla yürüdüm. Kendini de bi kenarda bırakınca tutacak başla eller arıyor insan.  Sıra kendime gelene kadar o diğer ellerin huylarını ezberledim.  Sevdim desem yalan olur, benimsedim.  Güldüm kızdım emzirdim seviştim ve ihanet ettim.  Derken  kendime kendi gözlerimle bakmasını öğrendim. Berrak bir su değildi gördüğüm,  yansıyan masmavi bir gökyüzü de değildi gözlerime.  Baktığım griydi  çoğunlukla,  gördüğüm bana aitti,  bana dair değildi ama.  İnsan çok çabuk bocalıyor sahip oldukları ya da tadına vardıklarıyla tanımlamaya çalışınca kendini.   Yalnız kalıyor.  Bırakma. Ört üstümü! 
    Açılması için bedel ödenen kapılardan geçtim. Ucu görünmeyen yolların her birinde yürüdüm azami miktarda. Sonunu getiremedim.  Ellerimle besledim içimde korlaşan bir harı. Tufana tufan olarak kafa tutmasını,  geçtiğim yolları ayağıma sicil gibi kazımasını öğrendim.  Yaşadım ya ben,  insan gibi kimi zaman,  kimi zamansa toprağın bile kabul etmediği kokuşmuş tenimle yaşadım. Ama artık duramam

Ben bu içimde harı 
Bu sesimdeki yankıyı 
Daha fazla taşıyamam
İrili ufaklı çakıllar birikti gövdeme 
Aceleci geç kaldı aklının yoklamasına
Dilimdeki sanrıyla daha fazla duramam 

Geçmiş sayılı günlerden zırhıma dokunan 
Vurduğu gibi gerisin geri yayılan kurşunlar gördüm
Güller yapıştırdım zırhıma 
Her acıdan bir avuntuyla kaçmasını bildim
Uzundur bir yoldayım 
Kalbimden öteye uzanan
Çok oldu  erteliyorum alaturka vakitleri
Rüzgarın toprakla dansını 
Yaprağın öyle kımıltısız duruşunu tufana karşı
Ama artık yapamam 
İçimde korlaşan bu harı 
Daha fazla tutamam

Kalbim hamlık ağrısı çekiyor anla. Kullanmaya kullanmaya pas tutmuş arterlerim.  Zırhıma dokunan her bir kelime şiir olmak istiyor, sana benzemek istiyor yağmur ve toprak. Yeniden doğası geliyor insanın. Rahmi gülümser bir edayla uğurlamak istiyor.  Ben sana durmak istiyorum.  Solgun,  kimsesiz resimler asılı başucumda.  Alnı secdeye giderken ezilmiş, bir de tozlu göz kapaklarından ötürü kaybetmiş yolunu.  Tutulmamış ellerim ve yaşanmamış çocukluğum asılı başucumda. Hikayeye ordan başlamanı istiyorum o çocuktan. Lazım görmediğin yerleri atlayabiliriz. Ama bir kere ellerimi sıkıca tutman gerekiyor anla. Çıkar ellerimi annemin karnından,  al yanına. 

Ben yalan söylemem
İnanmam da söylenen doğrulara
Ama sen gözlerime öyle bakınca 
Başka bir seçeneğim kalmıyor. Anla! 





25 Ağustos 2016 Perşembe

Mürtedin Çağrısı

İnsan insana yardır,  oysa gördük hep zarar
İki insan bir kalpte boğuluyor mürşidim
Biz az yaşamadık ki yaşamak dersen eğer
Tattık ki biraz acı biraz da günah şiir 

Bir de burda beklemek yasakmış mürşidim
Dünya dedikleri bu körpecik yatakta 
Vakti dolan soyulur vakte doyan perişan
Biz ki bu yalanlara çok ağladık mürşidim 
Yorulmaktan geçmişiz,  kapıları kırmışız
Yeryüzüne sığmamış,  yere maya çalmışız
Olmayacak duaya bin bir gece yatmışız
Alnımızı koymaya geç kalmışız mürşidim


Bu hasretlik yeter de,  kavuşur ellerimiz 
Gardını yar belleyen olmuş mu pare pare
Herkes vurur geçer de yine kalırız biz
Bizim göbek bağımızı kesmemişler mürşidim




27 Temmuz 2016 Çarşamba

Çapa

aşk bu değildir diyip
alıyorum çapayı denizin dibinden
açıl açıl ey belirsizlik
ey musaya yol veren suların sabrı 
düşmeye geldim, düşünmeye geldim 
açıl ey yunusun midesinden sızan nur

bunun bir anlamı yok 
bir rengi yok, baktıkça düşüyorum bilinmezliğe
maviye çalan yoksulluğu yüzünün
mavi mi, benim mi, benden mi
bana mı mavi. o kadar mı
bunları pulsuz bir mektup gibi bırakıp 
kapıma, kapına, suya, karanlıklara
bunları jilet gibi sıyırıp kalbimden 
aşk bu da değilmiş diyip dostlar 
alıyorum çapayı denizin dibinden

her yer mavi bundan böyle
gözünün görüp, gönlünün alabildiği
ağdığım buluttan içtiğim suya kadar
varlığımın uç noktasına bulandı mavi 
bırak, bırakın yağsın gece 
bırak billurdan bir ateştir yüzüm 
yorgun kalakaldığım gece yaralarında yazın 
ben iyi bilirim karanlığın rengini 
yolda evin yolunu unutan karıncanın öyküsünü
iyi bilirim 
yola çıkmak yoldan çıkmak demektir 
yoldan çıkmak ey dost 
her şeyi en baştan anlamak gibi bir kifayettir
iyi bilirim
safa-merve arası koşup durmayı  
bu yüzden haritasız bir yolcuyum salınırım öteye  
işte bu yüzden çapayı 
işte bu yüzden, dilimdeki oltayı alıyorum maviden  
elveda ey dost, düşmeye geldim 
ey dost! düşünmeye 
elveda 

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Nehir

Dallarından mor akan bir nehirde durmuşum 
Bir rüzgar uzundur çağırıyor beni 
Alnımı kurcalayan soru neydi unuttum
İçerimden süzülen senin saçların mı

Dallarımı mor eden bir nehir biliyorum 
Bundan bu şehirde bu gökyüzü bulanık 
Alıp o bilinmezliği sana devşiriyorum
Ben uzun zamandır kendimden geliyorum
Sende sana benzeyen bir resim var mı

Dallarını okşayan bir nehir oluk oluk 
Ben sende durulurken kıyamettir kopar
Oturmuş göğsüme uzun gülüyorsun
Sakın ki susmayasın söyleyeceklerim var 

Sana hüzün besteliyorum alıp yakarsın
Yakmalısın,  sırada yağmurlar var

6 Temmuz 2016 Çarşamba

İki Dağın Arasında

Ben değil ama onlar bilir
Kaç kere düşmüşümdür bir akşamdan
Bir başka akşamlara
Bu pespaye gök 
Bu hışırtılı deniz 
Alıp götürmemiş midir seni de
Yorulmayı unuttuğumuz gece yarılarına

Ben bu dalgarala binaen
Üstüme örtündüğüm şu yıldızlı gök 
Kurumaya serdiğim bir ömür içimde
Çocukluğumuz 
Gülünçsüz bir nehir 
Akıyordur tersine
Yaşamak budur diyorsun sen
Bir denizin kendince dalgalanması belki de böyle 
Ben böyle kusursuz bir gülüş görmedim 
Her nefesi bir nehir kendi içinde 
Kalbimin derinliklerine  taşkın 

Alıp seni taşıyorum doğuya ve batıya
Hayalinle besliyorum bir çiçeği 
O çiçek senin gözlerinle gülümsüyor bana
Güneş bize doğuyor önce
Bizim ordan doğup başka yerlerde batıyor güneş
Bu güzel işte 
Bir de sen

Gece yarılarından 
Ve yaz yağmurlarından geliyorsun bana
Hırçın biraz ama kırılgan
Ben girişinde demlemdiğin o yolun 
Aşka ayrılan kıvrımımda bekliyorum seni
Sofra hazır
Biraz da kendimden katmışım ekmeğe
Ellerin kokuyor hala biraz
Nerdesin

Onlar başka türlü  diyor ama
Benim bildiğim İki büyük güç var orta doğuda 
Kaşlarının altına saltanat kuran
Ben o iki büyük gözün esiri 
O iki derin bakışın vatanperveri
Beni burdan bil

Onlar başka türlü diyor 
Sanayi inklabından kalma cümlelerle
Benim bir bulut var gözümün engininde
Üstünde durup varlığını haber ediyor 
Bakıp bakıp iç çekiyorum
Bakıp bakıp inceliyor sesim, nerdesin 

Karanlıktan gözlerinin sıyrıldığı yerde
Adın başlıyor 
İki dağın arasında koşup duruyorum 
Bir yerden yırtılacak toprak 
Yırtılıp hayat bulacak onu arıyorum, 
Ceplerime doldurup sana getireceğim kendimi
Duyulmamış sözcüklerle
Açığa çıkmış kalbimi sunacağım sana 
Sana söz geliyorum 

Onlar başka türlü biliyor beni 
Ben derim iki büyük güç var göğsümü savunan 
Bir annem bir de sen
İki dağın arasında koşup duruyorum
Bir vahanın ortasında niyetlenmiştim sana 
Çiçeklerimi ordan toplamaya gidiyorum 
Sana  söz geliyorum 
"kalbini hazırla"

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Açık Mektup

Senin bir adın var 
zikrimde olan tüm adlarından başka
Ve biliyorum, onu ben koymadım. 

Suya bir tel düşer saçlarından
Alır onu okşar gece dalga boyu
Sarı,  sapsarı bir rüya dilime dolanan
Sen bozarsın büyüsünü
Sen, kaldırıp geceyi bu eğik baştan

Ben çok önceden söylemiştim
Dokunduğun bir yerden gelecek bahar
Bastığı toprağın maşuğu olacak o gül
Bir de la havle der gibi bir bahçıvan 
Nasırlı ellerini yüzüne süren bahçivan
Rüyasını görecek affın ve umudun
Bir de aşkın rüyasını sil baştan 

Ben bilirim 
Sabrı aşınca andan dışarı uzanan bir yol var
Zamanın hükmü geçmez bir yol 
Tanrı orda bekler ikimizi 
Ve sen adını koyamadığım bir yerdesin 
Bunu da bilirim 
Göğün işvesinden uzak
Yerde duramayacak kadar güzel
Açılmayı bekleyen bir falsın uzakta 
Ama benim tutulmamış ellerim 
Taptaze soluğum ve yaşanmamış bir çocukluğum var
Bana ordan dur
Bana kulağıma okunan ezanla başla

Sana bunu da söylemiştim 
Ekilmeye hazır bir tohumum ben burada
Sen sakın ola beni yanlış anlama
Gelip beni sev ama 
Merhem olma yarama

Bekliyorum
Unuttuğum ismimi söyle bana








7 Mayıs 2016 Cumartesi

İLAHİ OLMAYAN KOMEDYA

(Denebilir ki: sesiyle barışan bir çocuğun muhadebesidir bu) 


Kaybolan bir kızın saçlarını okşarken 
Sanki bir denizi tutmuşum dedi çocuk
Bir deniz tutmuşum da adını aşk koymuşum
Aynası bilmiş beni narin deniz yıldızı
Ve ben ki bu şarkının hicvinden gelmekteyim
Başladıyken çalmaya dalgaların hırsızı

Dedi ki bir beyaz kağıda herkes şiir yazar
Sen sesini bulutlardan almış olmalısın
O bulut ki yakacak bir gün tenimizi
Bizim yağmurumuz değil yağan
Bizim şavkımız değil günah
Islanan dudaklarını koru benden dedi,
Ya da benim gözlerimi ıslanmaktan

Eğdi sonra başını, bir tohum ekti çocuk
Koparıp ellerini kızın saçlarından
Dayan dedi, yorgunsun! Bir ince narin 
Zaman ki avcundasın narin kelebek
Yol dedi uzundur belki gördüğümüzden
Bak bu toprak bizim, bu yaprak hışırtısı
Bu sükut bizim olsun, ve şu gönül ağrısı
Yeşerince gökkuşağı yağmurların hatrına
Uzandı gökyüzünden bir renk aldı eline
Sonra onu şevkiyle bulayıverdi çocuk
O sabrın buğusundan
Beyazı bulup dedi
Tanrım! Hüzün! O da mı senden?

Aynadaki suretini görmüyordu çocuk
günlerdi ki ayartma, biraz Kudüs birazı Latin Avrupa
Çokça melankoli, çokça resim,
Derken gökyüzü koscaca bir ayna
Mı ki bulanık, mi ki deva, "dur" ki ölüm!
Durmadı; “vira bismillah” dedi çocuk
Ve başladı bu günleri yarınlardan çalmaya

Aceleci diyesiye değişirken adını
Ömür boyu süren bir borca yazıldı çocuk

2
anlarsınız
Kuru yağar yağmur açılmayan ellere
Doğa kin tutamaz da insanoğlu yamuk
Sulandıkça hasmına zulmeden çiçek
Ektiği tohumun kanattığını farkeder çocuk
O gülün dikenidir, dekorudur, hoştur
Hoştur ama dur, halden anlarsın
Sabra ömür biçilir, şu kalbimiz oluk
Bu da kendine solmuş bir bahar gibi
Vadedilen ömürle pejmürdedir çocuk

Sonra Baktı etrafına, dostuna,
Hırçın dalgaların bileylediği kayalıklara
Ne vakit şiir yazmaya başlamıştık dedi
Eksilmenin moda olduğu yıllar ha
Bir yanda eski bir resim, aileden bozma
Ve kısılmadan söylenen şarkı
Biz üç kişiydik
Koca Yürek, Şizofrenik, Evden Kaçan Adam
Aceleci sonradan dahil oldu oyuna
Bir de yalandan bir ev, ipoteksiz/li/ği/belirsiz
Yineledi, dedi ki niçin şiir yazmaya başladık biz
Veraydı ismi ilk başta
Yahut bir alfabe dile dolanan
Sonrası bulanık, sonrası bizim olan hüzün
Doğunun gizlenen yenilgisiydi çocuğun sesi
Ama hepsinden evvel
Yaşama bir protestoydu gözleri

Sonra çağırmaya başladı dünleri
Kıyam günü kuşatılan kuşatmaya
Gülün dişe batan dikenini çağırdı
Acıtan-yaralayan, sorduran-savuşturan
Mevsimleri çağırdı kabulü olmayan
Anahtarını kırdığı kapıları
Ardından yırtılan gömleğini giydi
Babasını çağırdı, anasını, ilk tövbelerini
Son sigarasını, yalnız bırakmayan baş ağrılarını
Sonra gömleği çıkarıp aklını sıkıştırdı araya
Sessizce bu gemiden tüyüverdi çocuk
Kalbi ıssız
bir adada limansız kaldı

3
Denize açılmak en keskinidir gitmelerin
Ki bir iç denizden, bermuda üçgenine
Bırakarak hemen her şeyini bir çığın ortasında
Yabanıl umuda, mutsuz sonlara yani aşka
Bir yaşamak beğenip kendine
Çakıl taşları ve ifritten bozma
Ve Çıktığı o yoldan büyük bir kayıpla dönmenin
Severek kaybetmenin, çünkü zaferin
(Güldü ki hüzün)
Yani ehlileşmemiş hayatın ta kendisidir diyordum da
Acıyla yoğrulan son dem
Gayri ihtiyari bir çığlık büyüdü boğazında
Esirgeyen ve bağışlayan rabbin adıyla..

Diyesiydi,  diyemedi
Güneş gökyüzünü bulandırırken
Küfrün tunç kapısından giriverdi çocuk

Dağılmıştı ortalık, göz kendini aramakla meşgul
Aşk vurduğunu duymamakla
Ve Çocuk kararlıydı ellerini kana bulamaya
Suya baktı kaskatı,  gerisin döndü acı
Su bildiği zehir, kabus dediği  dün
Aldı kalemi eline,  sonra gururunu
Renklerinden izinsiz başladı çizmeye
Bir Dünya çizdi  şöyle upuzun ve anlamsız
Evler binbir kapılı,  kapılar damgasız
Ücra bir köşede renklendirdi kalbini
İyi günler ilerde diyememek için
Eğilip aynaya bakmak yerine
Duyduğu seslerden bildi kendini

Aklının denizinde bir Musa asasız
Can düşmanı "anılar ardında firavun"
Derler ki geçmişten öcü olan
durulmaz aşkın hirasında
Derken
Çocuk hababam biliyordu zihnini
Açılmaz kapıları zorluyordu elinde güz ve çifte namlu
Elinde kendinden kalma kırıklar
Ve şehvetle bulanan göz kapakları
dedi ki madem benim değil bu bağ
Madem ki bu hayatı başkasından çalıyorum
Yaşıyorum ulan,  dörtnala ve sil baştan
Gecenin körlüğüne açarım gözlerimi
Bilmez ki gece bile silemezmiş seheri

Maskesine gizlenmedi çocuk
Ayna önünde demlenmekten vazgeçti sade
Dedi ki,  çünkü diyemem
Ama adım gibi bilirim
Ellerimden kopan bir tufandır gece
Gözlerimden göçen bir turnadır şiir
Bundan ki yalpak, balaban sesimle
içimde hırçın dalgalar bileylemekteyim
Bundan sığmıyorum tabutun ölçüsüne
Senden çok ama çok uzağım allahım
Yaşamakla ölmek arası bir yerde
Sesimin dönüşünden aklıma sığınırım

Sığınırım derken de ağlıyordu çocuk
Bir kere öc almaya başlamıştı oysa
Sakınıp o tayfundan ilk önce şiiri
Çıkarıp gizlisinden kirlenmemiş sesini
Kız oğlan kız kalbini koymuştu ortaya
Bilin ki tüm kapıların mührü kırılıdır
Bildi ki bundan kelli el değmiştir göğsüne
Yangından gül bahçesi beklemiyordu çocuk
Ağacın dallarını saplamıştı böğrüne

4.
Atılan her adım gavurdur biraz
Gönülden kaçan bir kuş tüyüne
Yağmurun şefkati ağaçlar gibi
Rüzgar hınca hınç eser de kül..
İnsan yolunda estikçe durulur
Yola düşen de yolda kalan da
Yolun acısına ekmek banıp
Hüznü gençliğine katık yapan da
Hepsinde var hepsinde nur
Pekii ya yoluna kezzap döken
Dönüp kendini orda terkeden
Bambaşka rüyalara dalmıştı çocuk
Bir hayal evinden tüm ötelere
Kirlenen yüzüne bir yuva bulup
Şizofren ayalara hapsetmeye

Çocuk,  hababam biliyordu zihnini

Ama ki gece bile silemezken seheri
Geçilen yollarda başka izler vardı
Toprağın bastığına bir hatrı vardı
Gözlerin gördüğüyle vuramazken seni
Doğanın hep yeni bir şarjörü vardı
Ellerin sanrısıyla boğulurken sesin
Toprakta yankılanan bir huşu vardı
İnsanın kibriyle katlolan bahara
İnsanın aczinin secdesi vardı
Kanattıkça zulmünden koparılan çiçeğin
Haddi oldukça aşan kökleri vardı
Kan aktı,  kar yağdı kalbinin sofrasına
Karın ırzından sızan bir haya vardı
Kaçmaya çalışırken gül bahçesinden
Ateşte sorgulanan bir çocuk vardı

Çocuk el attı tekrar gökyüzüne
Çizdiği o labirentte sesini aradı
Günahtı cezaydı tufandı kopan
Göktü tüm hacmiyle devrildi bir kez
Ardından ağlamaya ne gerek vardı
Baktı ki üstü başı yaşlarla bulanık
Ağlıyordu çocuk,  yeniden ama yeni
Güldü, ve tüm gücüyle sarıldı ona
O kanatan,  kanattıkça yaşatan çiçeğe
Ne yolun işvesiydi,  ne ki yaşama hırsı
Sesinin geldiği yöne koşuyordu çocuk
Dedi ki,  "ne sensin,  ne de ben bu rüyada"
Dedi ki öleceğiz en azından başbaşa
Dedi ki "bir çınarın eğilmesi uğruna
Bir deparlık gücüm var o da senin yoluna"

Ümidi kuşanmayı  us bellediydi çocuk

5.
Umut definesiz bir haritadır
Ardına düşülür ardında ölünür
Taşkını bir ovaya saldığında Ferhat
Ya da bir gül dürünce İbrahim acısana
Doğrudur yalandır bir oyundur yaşam
Gün ola dün kazana,  söz bite göz hazana
Denir ki gözyaşları  yetişir ağrısına
İçinden bir parçayı akıtıyordu çocuk
An ki hiç beklemez, ne aşkın hududuna
Ne de kalpazan göğün yalancı aynasına
Sığmayıp o asice fışkırırsa toprağa
Tek şerit ölüm gibi kıvrılıverir hayat
Ferhat durur yol eder gözlerini taşkına



Sesinden başka azık almamıştı çocuk
Çıktığı o yolda kalbinin hizasına
Ecrine boyun eğmiş yokuşta geziyordu
Aka aka geceden,  aynı yollardan geçip
Aynı yolun sonunda geçmişiyle dertleşip
Tufana bambaşka sesiyle sövüyordu
Dedi ki "ben bu cenge çırılçıplak koyuldum
Heybemde masumiyet, mutlu yoksulluklarım
Yüzümde toy bir gülüş beyaz çocukluklarım
Göğe meftun ve veli bakakalmışlıklarım
Bende sana yoğrulan bir deli çocuk vardı"
Solan baharsa şimdi yorulan bir atsa ben
Düşen yağmura inat girmiyorum yarışa
Suyun gücü uludur arzı kakışlar ama
Değmiyorsa tenime zehrolur almacıma
Dedi ki abı revan
Sabredemem yokuşa

6.
"Ben beni bulayım diye düştüm bu cenge
Alnı çatlak çatallaşmış sesi
Çocukluğumdan beri aynı hikaye
Aynı gerçeklik
Bizim olmayan tüm evleri
Sicilimden temizleyebilmek için
Yürü dedim aceleci
Ben yoruldum sen içimizi anla
Anlaşılmaya çalıştıkça kaybediyoruz sözlerimizi
İnan bize ayarlı bir saat yok şu dünyada"

İşte böyle
Yastığının altına mektuplar bırakıyordu çocuk
Kavrulan yazın eşliğinde
sessizlikte yankılanan o eski sesiyle
Bağır çağır, sabrı yoran bozuk bir türkçeyle
Dedi ki Ben bu dağların ardından gelen
Ta şu güneşin battığı yerden haber getiren
Önden yırtık gömleği ve acele gülüşüyle
Kendine her güz başı bir yalnızlık demleyen
Ve şimdi; tüm gücüyle türkülerle hatta...
Kendinden emin ve tek damla gözyaşı dökmeksizin
Korkularımı bir bir ayırıp atıyorum boşluğa
Kayıplarımı,  sarhoşluklarımı
Yemyeşil bir bakışla çaresiz kayboluşlarımı
"Çünkü aşk rüzgar değil artık
Yeşil kanattı
Dünyaya kalkan kılıç düşüyorsa canana
Kurtuluş curcunası bilirim
Yollar tali ölüm ani yaşamak suç
Çünkü benim savaşa yeltenen gözlere düşmanlığım var Mustafa"
Ve şimdi vahşeti bir mendil gibi salıyorum boşluğa

7.
Bitti
Sonu olan her şey gibi
Bir tohumun yere düşüp
"Düştüğü noktadan göğe yükselmesi'
Sonra elinde tırpanlarla, mezar taşlarıyla gelen zamanın
Onu toprağın kalbinden koparıp
Yeşili gökyüzüne düşman etmesi gibi
Çocuk bildi ki yokoluşmuş yaşam
Gidiş dönüş alınırmış her aşkın bileti
Dedi ki sen asiydin nehirdin içimin suntasına
Ama ben bir noktayım bu zemheri bahara
Ben konulmuş noktayım yağmurların sabrına

Kalbinin iltihabı akarken denizlere
Büyüdüğünü anladı ve doğruldu çocuk
De ki daha on sekiz saçları kurumamış
Yenilgiden çıkmış da koşu yeni başlamış
Eline kalem aldı, eline öz sesini
Masaya güzü koydu, masaya maskesini
Doğruyu yanlışı hesaba kattı çocuk
Yeşerecek toprağa yepyeni yerler açtı
Geçmişe küfretmeden, soldurmadan güneşi
Kalbinin hizasını kaydırmaya komadan
Bu sefer nakşetmeye optik formdan başladı...
...
...









17 Mart 2016 Perşembe

Bahar Tiyatrosu

Merhaba ben Bilal
Aceleci
Değil bu sefer
-Bilal-
Yolda doğan
Yollarda konaklayan
Uzun yolların fahişesi
Uzun yoldan göçecek olan
Şiire hevesli, kavgadan kaçınan
Baktığına aşk
Gördüğüne Allah diyen
Hüznü yastık altında saklayan bir çocuğum hepsi bu
Bilal
Merhaba

Masumiyetin rengi değilim ben bu bahar tiyatrosunda
Ama şu beyazın gölgesinde bir şiirlik vaktim var
Sonra o gelip tarifsiz bir bakış atacak bana
Ve ansızın gelen bir kışın postallı kokusu
Çizme bile vurulurmuş ezdiği karıncaya
İkiye ikiyi koy üçü beşe beni bana
Yetişebilir mi dersin bu bahar tiyatrosuna

Nedendir bilemem o geldi bende buldu kalbini
Ben hala anamın karnında ikametim

Bu ne davadır bilemem, gün olur ben giderim
Neden bulma demişti, çünkülere düşmanım
Çünkü(!) her neden umuda sıkılan bir kurşun
Benim de bir canım var benim de payıma beş paydama on
Bu ne hiledir bilirsin, neresinden bakarsan bak bir bölü iki
Neresinden tutarsan tut kaydırma hatası değil bu yalanlar
Üç yanlışın bir doğrunun ırzına geçişi
Biz de ne adammışız bak silgimiz yok
Belki de tek bir doğru tutacak elimizi
Ama ne demişti şair aczine bu umudun
Geçerli mazeretlerim pahalı yaşamak için

O ağlıyordu son baktığımda
Kimseye ısmarlanmamış bir yüzle ağlıyordu
İçinden kırıklarını kusuyordu
Benimse hala ellerimde kanlı bir ayna
Nasıldır bilemem sevişmeden belki
Bir kızın yüzünden çok ellerini tanımayı
Korkulara tapan kör, bileylenmiş dişi
Sanatkar bir anne
Ellerimi tut
Ellerimi tut nasılsa ben bize yazılmamış her aşkta sana ölürüm
Nasılsa ben eğri bir şiirim
Alsan da düzeltemezsin
Bunu anlar gibi yapma
Aşkı anlar gibi yapmamalı
Öpmeli saçını umuduyla bir yerden kazıyan o kızı
Şehrine gitmeli, şehrini yenmeli
Geçmeli ölüm korkusundan
Şizofren saatleri, yırtık resimleri, ikinci dünya harflerini
Geçmeli bunları bir çırpıda
Öpmeli o küçücük ellerinden
Öpmeli tüm sevişmeler gerilirken çarmıha
Gitmeli
Ayakları götünde koşmalı o şehre
Çıkmasa bile sokakları hiçbir denize
Göğü gözlerine sığmış, kalbi çeşme
Ah! Bir de şu ayaklarım cam kırığı olmasa
Denerdim inanın denerdim
Sebeplerin kıyısına vurup
Yüzümdeki çizgilere kendimi anlatmayı


Ben inanan bir adamım
Yani mutlu sonlara sırtımı yaslamayı
Göğe gözlerimi dikmeyi değil ama
Kanatlarıma aşkın ipini bağlamayı
Bir kez daha
İçimdeki firavuna eğilmeyi değil
Kırbacı hasretimin arzına savurmayı
Çok özlediğim kendimi
Yani aşkın hizasında bulduğum o masum şiiri
Öyle işte
Aşkı şiddetle karıştıran bir adam değilim
Ama savaşırım, ama bilenmem
Ama sevişirim, ama yüzleşemem
Alnımı çatlatırken kurduğum hayallere aşkı uladım
Ki şimdi lahdine sığınan bir firavun öfkesidir gözlerim
Bir protestodur gözlerim
Bu bahar tiyatrosunda
Gözlerim
Protesto


15 Ocak 2016 Cuma

Kalbimden Sual

Alışmıştı oysa kalbimiz 
Denizin dinmeyen dalgalarına

Şimdi konan bu sükut
Tırnaktan saç diplerime
Adsız bir mezar oluyor şehir
Direnirken leylak kokularına onun
Çarparken gözlere görülmediğim 
Geçerken uğultusundan işlek caddelerin
Güneşin sözünü tutmadığı oluyor 
İnsanın dünyaya sözü geçmiyor ha! -kalbine-
Rüya, içimizdeki hain
Ne kadar da yüksek sesle söylese  
Sarhoşluğun moda olduğu an, kaçış nereye
Ah yüzüme sıçramış çamur
Doğanın dinmeyen valsi
Kazınmaz lekedir o bakmasın bilene
Develer tellal olsa dahi aşk kalır geriye

Anlamak istemediğim bir şey var 
Asıl yoran da o
Bilirim kızıl gecelerin bekaretini 
Anlarım 
Ansızın gelen akşamüstlerinden fakat 
Kalbimden sual edemem
Hangi yolun yolcusu, hangi dağın korkak tavşanı
İnsan dışına kör içine bulanık
Oysa ne de çok severiz değil mi şeytan taşlamayı

Yarısına gelinmemiş, besmelesi dahi çekilmemiş ömrün
Yine de baksan sert adımlarla kazımışımdır asfaltı
Başkaları buna adın taşlama der
Ben bilirim uzun bir aşk şiiri olduğunu hayatın
Sahi hayatla alıp veremediğim ne?


De ki; biz insanın dişini kamaştıran ne varsa aşk deriz
Ne hazin bir türküdür o söylemeyi bilene...
Aklımın ayazından ölümler geçiyor
Kalbimi yarıda bıraktım
Fitilini çekmiş olmakla bir en ağır ayrılıkların
Değil mi ki en ufak bir bakışın 
Müebbete gücü vardır 
ah gözlerin ruhsatsız bir tabancaydı
Tetiğiyle sınandım



Aşka ilenmek yazgısında ruhun
Beklentileri boşa çıkaramıyoruz
Diyorum bir güz var yüzüme çok yakışan 
Diyorum ölümm...